Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi: Trump Neyi Amaçlıyor?

Trump'ın "ebedi barış" vaadiyle duyurduğu plan, Gazze'yi silahsızlandırmayı ve uluslararası denetim altına almayı hedefliyor. Ancak Filistin devleti ve temel meselelerin görmezden gelinmesi, anlaşmayı kırılgan bir sürece dönüştürüyor.
Redhwan Al-khutabi
Şarm el-Şeyh Barış Zirvesi: Trump Neyi Amaçlıyor?

17.10.2025 - 16:12  |  Son Güncellenme:  17.10.2025 - 16:20

Orta Doğu tarihindeki büyük dönüm noktalarını hatırlatan bir sahne yaşandı. Mısır, Katar ve Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri’yle birlikte, Başkan Donald Trump’ın Gazze’de ateşkesi öngören belgesine Şarm El-Şeyh’te düzenlenen geniş katılımlı zirvede imza attı. Zirve, uluslararası medyada “Gazze Barış Zirvesi” olarak nitelendi.

Ancak ABD Başkanı’nın olaya kattığı kutlama havasına rağmen, belgenin içeriğinde yer alan temel maddeler, Filistin–İsrail çatışmasının yapısında köklü bir değişime işaret ediyor. Bu da bölgenin tamamen Amerikan çıkarlarına göre yeniden şekillendirildiği yeni bir dönemin başladığını gösteriyor.

Ateşkesten silahsızlanmaya: Trump planının kalbi

Trump’ın planı, klasik anlamda bir “barış anlaşması” değil, aksine “şartlı bir barış” olarak tanımlanıyor. Plana göre Gazze’nin yeniden inşası, Filistinli direniş gruplarının tamamen silahsızlandırılmasına bağlanmış durumda. Karşılığında ise İsrail kademeli olarak çekilecek ve “Gazze Barış Konseyi” adında uluslararası bir yapı geçici yönetimi üstlenecek.

Bu madde, planın omurgasını oluşturuyor çünkü fiilen Gazze’deki silahlı direnişi sona erdiriyor ve bölgeyi uluslararası gözetim altında silahsız bir alan haline getiriyor.

Ayrıca gözlemcilere göre bu yaklaşım, Dayton Anlaşması sonrası Bosna deneyimini hatırlatıyor: uluslararası yönetimle ateşkes sağlandı ama siyasal gerginliklerin kökü yerinde kaldı.

Gazze barış konseyi: Hamas sonrası döneme hazırlık

Washington’un öngördüğü bu konsey, Mısır, Katar ve Türkiye’nin yanı sıra bazı Avrupa ülkelerinin katılımıyla oluşturulacak. Görünürdeki amacı Gazze’nin geçici yönetimini sağlamak olsa da, asıl hedefin Hamas sonrası dönemi şekillendirmek olduğu düşünülüyor.


ABD, diplomatik kaynaklara göre, bu yapıda Filistinli ama hiçbir gruba bağlı olmayan isimleri görmek istiyor. Bu da Amerikan–İsrail çizgisinde yeni bir Filistin siyasetinin önünü açabilir.

Ancak bu süreçte Filistin Yönetimi’nin rolü, yetkisi ve meşruiyeti konusunda ciddi belirsizlikler var.

Bölgesel aktörlerin yükselişi

Son dönemde Suudi Arabistan, Filistin dosyasında dikkat çekici bir rol üstlendi. Riyad yönetimi, Washington’daki toplantıya öncülük ederek birçok Batılı ülkenin Filistin devletini tanımasına zemin hazırladı.

Ardından ABD, bölgesel dengeleri gözetmek adına Türkiye, Katar ve Mısır gibi ülkeleri arabulucu ve garantör olarak devreye soktu. Bu üç ülke, ateşkesin teminatçıları olarak ön plana çıktı.

Avrupa sahnenin dışında ama kasada

Zirveyle eş zamanlı olarak Londra’da Orta Doğu ve Avrupa’dan yetkililerin yanı sıra büyük finans kuruluşlarının da katıldığı bir toplantı düzenlendi.

Görüşmenin amacı Gazze’nin yeniden inşasıydı, ancak bu girişim, planın ekonomik yüzünü de açıkça ortaya koydu.

Öte yandan ABD, finansal yükü Avrupa ve Körfez ülkelerine bırakmak isterken, siyasi ve güvenlik kontrolünü elinde tutmayı planlıyor.

İngiliz kaynaklara göre Washington’un hedefi, Gazze’yi “küçük bir Marshall Planı” çerçevesinde, Batılı bağışçıların şartlarına göre yeniden yapılandırmak.

Ebedi barış mı, gerçeğin dondurulması mı?

Trump anlaşmayı “İsrail ve dünya için büyük bir zafer” olarak tanımladı; hatta “Orta Doğu için ebedi barış” diye niteledi. Ancak gerçekte plan, çözümden çok bir donma süreci gibi duruyor.

Çünkü temel meseleler işgal, mültecilerin dönüş hakkı ve bağımsız Filistin devleti hiçbir şekilde ele alınmıyor.

Çin, Rusya ve İran yetkilileri.

Uzmanlara göre Washington, bu anlaşmayı sadece barış değil, bölgeyi yeniden dizayn etme aracı olarak kullanıyor. Amaç, Çin, Rusya ve İran karşısında Amerikan çıkarlarına uygun bir Arap–İsrail ittifakı kurmak.

Araştırmacı ve yazar Haydar Oruç, Fokus Plus’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: 

“Şarm El-Şeyh’te imzalanan metin, 7 Ekim’den bu yana yapılan diğer anlaşmalardan farklı gibi görünse de İsrail’in anlaşmalara sadık kalmadığı biliniyor. Bu yüzden bu anlaşmanın uygulanacağına dair hiçbir güvence yok. Ayrıca metinde iki devletli çözüme dair tek bir madde bile yer almıyor. Dolayısıyla Orta Doğu’da gerçek bir barıştan söz etmek mümkün değil. Çözüm, ancak Filistin devletinin kurulmasıyla gelir. Aksi takdirde bu anlaşma da öncekiler gibi sonuçsuz kalacak ve bölgede yeniden savaş ihtimali güçlenecek.”