Sahra’nın Ötesinde - II
25.09.2026 - 15:44 | Son Güncellenme: 25.09.2026 - 16:06
Çölün sonunda Walata: İbn Battûta Mali’ye vardığında neden geri dönmek istedi?
İki aya yakın süren Sahra yolculuğunun ardından kervanın önünde nihayet Walata belirdi. İbn Battûta günlerdir kumdan, susuzluk ihtimalinden ve yolu kaybetme korkusundan başka pek az şey görmüştü. Şimdi Mali hükümdarının hâkimiyetindeki ilk büyük merkezlerden birine giriyordu. Ancak beklediği karşılama bu değildi.
Kervandaki tüccarlar mallarını açık bir meydana bıraktılar. İbn Battûta’nın aktardığına göre yüklerin korunmasını yerel görevliler üstlendi. Ardından tüccarlar, Mali hükümdarının Walata’daki temsilcisinin huzuruna çıktılar.
Vali Farba Hüseyin bir halının üzerinde oturuyordu. Önünde mızrak ve yay taşıyan muhafızları, arkasında ise Sahra ticaret yollarını iyi bilen Mesûfeli ileri gelenler bulunuyordu. Tüccarlar ayakta beklerken vali onlarla doğrudan konuşmak yerine bir tercüman aracılığıyla hitap etti.
Aralarında birkaç adımlık mesafe vardı. İbn Battûta bunu protokol olarak görmedi. Kendilerine yönelik bir küçümseme saydı.
Dünyanın farklı saraylarında hükümdarların huzuruna çıkmış, Delhi Sultanlığı’nda kadılık yapmış, kendisine hediyeler sunan emirleri ve ileri gelenleri görmüş bu tecrübeli seyyahın Mali ile ilk karşılaşması böyle başladı. Daha ülkenin içlerine ilerlemeden kararını vermeye yaklaşmıştı. Buraya gelmekle hata ettiğini düşünüyordu.
Büyük beklentinin küçük ziyafeti
Walata’nın İbn Battûta üzerindeki ilk etkisini anlamak için onun seyahat boyunca nasıl ağırlandığını hatırlamak gerekir. Mağrib’den Hindistan’a kadar uzanan yolculuğunda bir hukukçu, hacı ve tanınmış seyyah olarak birçok kez devlet adamlarının ve âlimlerin misafiri olmuştu. Kendisine para, giysi, hayvan ve konaklama imkânı sunulmasına alışmıştı.
Walata’ya geldiğinde de beklentisi düşmemişti. Bir süre sonra şehrin müfettişi olarak tanımladığı Manşa Cû, kervanla gelenleri yemeğe davet etti. İbn Battûta başlangıçta gitmek istemedi. Arkadaşlarının ısrarı üzerine daveti kabul etti.
Önlerine dövülmüş darıdan hazırlanan bir yemek getirildi. İçinde biraz bal ve süt vardı, yemek büyükçe bir su kabağının yarısından yapılmış kaba konulmuştu. Misafirler yediler ve kalktılar.
İbn Battûta şaşkındı.
Yanındakilere bunun gerçekten davet edildikleri ziyafet olup olmadığını sordu. Aldığı cevap onun şaşkınlığını daha da artırdı. Ev sahipleri açısından sunulan yemek değerli bir ikram sayılıyordu.
Burada iki dünyanın birbirine nasıl baktığını görmek mümkün. Walata’daki ev sahipleri kendi ölçülerince misafirlerini ağırlamışlardı. İbn Battûta ise bunu daha önce gördüğü saray sofraları ve zengin ikramlarla karşılaştırıyordu. Dolayısıyla sorun bir tabağın içinde bulunan darıdan daha büyüktü. Seyyah, kendi seyahat tecrübesinden doğan beklentileriyle bambaşka bir toplumsal kodun içine girmişti.
Tepkisi sert oldu. Buradaki insanlardan bekleyecek bir iyilik bulunmadığını düşündü ve Fas’a dönen hac kafilesine katılmaya karar verdi.
Sahra’yı geçmişti fakat Mali’nin içlerine gitmeden geri dönmek üzereydi. Sonra fikrini değiştirdi.
Hükümdarın bulunduğu Mali merkezini görmeden dönmek istemedi. Böylece ilk izlenimin yarattığı öfke, yerini yeniden meraka bıraktı. Bu karar sayesinde bugün 14. yüzyıl Mali İmparatorluğu hakkında sahip olduğumuz en canlı gözlem metinlerinden biri ortaya çıktı.
Elli gün kalacağı şehirden ilk gün kaçmak istedi
İbn Battûta’nın Walata hakkında verdiği bilgiler, ilk tepkisinin ardından dikkate değer ölçüde değişir. Yaklaşık elli gün kaldığı şehirde kendisine iyi davranıldığını ve ağırlandığını özellikle yazar. İlk günkü öfkesi ile sonraki gözlemlerinin yan yana durması, onun anlatısını daha ilginç kılan ayrıntılardan biridir.
Walata sıcak bir yerdi. Küçük hurma ağaçları vardı ve bunların gölgesinde karpuz yetiştiriliyordu. Su yer altındaki kaynaklardan sağlanıyor, koyun eti kolaylıkla bulunabiliyordu. Şehirde yaşayanların önemli bir kısmını Sahra ticaretinde güçlü bir konuma sahip Mesûfeliler oluşturuyordu.
Giysiler konusunda verdiği küçük bir ayrıntı ise Walata’nın dünyadan kopuk bir çöl yerleşimi olmadığını gösterir. İbn Battûta, insanların ince Mısır kumaşlarından yapılmış kıyafetler giydiğini kaydeder. Sijilmâse’den başlayan ve Walata üzerinden güneye uzanan ticaret ağları düşünüldüğünde bu hiç şaşırtıcı değildir.
Sahra burada bir sınır olmaktan çok ulaşım hattı gibi çalışıyordu. Kuzey Afrika’nın kumaşı güneye inerken, altın ve başka ürünler kuzeye taşınıyor, tüccarlarla beraber haberler ve fikirler de hareket ediyordu.

Walata’nın önemini buradan okumak gerekir. Şehir, Mali İmparatorluğu’nun kuzeyindeki siyasi kontrol noktalarından biriydi. Kervanların mallarının korunması, hükümdarın temsilcisinin bulunması ve gelenlerin belirli bir düzen içinde kabul edilmesi, imparatorluğun Sahra ticareti üzerindeki varlığını hissettiriyordu.
İbn Battûta’nın ilk anda kabalık saydığı davranışların bir bölümünün aslında yerleşmiş bir idari ve törensel düzenin parçaları olması mümkündür. Ancak seyyah bunu o biçimde okumadı.
Onun dikkatini kısa süre sonra bambaşka bir konu çekti.
Kadınlar.
İbn Battûta’yı asıl şaşırtan şey
İbn Battûta, Walata kadınlarının güzelliğini açıkça över. Ardından kadınlara erkeklerden daha fazla saygı gösterildiğini yazar. Fakat onu asıl şaşırtan, kadınların kamusal ve toplumsal ilişkilerdeki görünürlüğüdür.
Burada dikkatli olmak gerekir. İbn Battûta’nın Walata için aktardığı uygulamaları bütün Mali İmparatorluğu’nun tek biçimli toplumsal düzeni olarak okumak doğru olmaz. Şehirde Mesûfe nüfusu güçlüydü ve onun anlattığı geleneklerin önemli kısmı doğrudan bu toplulukla bağlantılı görünmektedir.
Seyyahın aktardığına göre soy ilişkileri konusunda annesoylu unsurlar oldukça güçlüydü. Bir kişinin toplumsal bağında dayısının önemli yer tuttuğunu, mirasın kişinin oğullarından ziyade kız kardeşinin oğullarına geçebildiğini anlatır. Bu durumu daha önce gördüğü Malabar’daki uygulamalarla karşılaştırır. Fakat onu şaşırtan yalnızca akrabalık sistemi değildi.
Walata’daki insanların Müslüman oluşları konusunda kuşku taşımıyordu. Namaz vakitlerine riayet ettiklerini, hukuk kitapları okuduklarını ve Kur’an ezberlediklerini özellikle kaydediyordu. Buna rağmen kadın ve erkek arasındaki toplumsal mesafe, onun alıştığı Mağribî hayat tarzından çok farklıydı.
Kadınlar yüzlerini örtmüyor, erkeklerin bulunduğu ortamlarda rahat biçimde bulunuyor ve namazlara devam ediyorlardı. İbn Battûta kadınların aile dışındaki erkeklerle dostluk ve arkadaşlık ilişkileri kurabildiklerini de anlatır. Benzer biçimde erkeklerin de başka ailelerden kadınlarla sosyal bağları bulunabiliyordu. Bu durum onun zihnindeki Müslüman toplum düzeniyle uyuşmuyordu.

İbn Battûta’nın şaşkınlığını artıran olaylardan biri Walata kadısının evinde yaşandı. Kendisinden izin alarak eve girdiğinde kadının yanında genç bir kadın gördü. Kadı sıradan biri değildi. Dinî eğitim görmüş, hac vazifesini yerine getirmiş bir hukukçuydu.
İbn Battûta genç kadını görünce geri çıkmaya yöneldi.
Kadın onun tepkisine gülümsedi. Kadı ise ortada şaşılacak bir durum bulunmadığını belirterek genç kadının kendi arkadaşlarından biri olduğunu söyledi. İbn Battûta buna inanmakta güçlük çekti.
Buradaki ayrıntı önemlidir. Onun şaşkınlığı, karşısındaki insanların İslam’dan habersiz olmasından kaynaklanmıyordu. Tam tersine kadının Müslüman olduğunu, kadının namaz ve hukuk dünyasının içinde bulunduğunu biliyordu. Onu rahatsız eden, kendisinin İslami toplum hayatıyla özdeşleştirdiği davranış biçiminin Walata’da farklı bir karşılığının bulunmasıydı.
Başka bir ifadeyle İbn Battûta, tanımadığı bir dinle karşılaşmıyordu. Tanıdığı dinin başka bir toplumda farklı biçimde yaşandığını görüyordu.
Mali’yi anlatırken kendisini de anlattı
Bu yüzden Walata bölümü seyahatnamenin en değerli kısımlarından biridir. İbn Battûta bize 14. yüzyıldaki bir Sahra şehrine dair bilgiler verirken farkında olmadan kendi zihinsel dünyasının sınırlarını da gösterir.
Neyi misafirperverlik sayıyordu? Bir Müslüman kadının nasıl davranmasını bekliyordu? Bir yöneticinin yabancı tüccarla nasıl konuşması gerektiğini düşünüyordu? Hangi yemek ona ziyafet gibi görünüyordu? Walata bu beklentilerin hemen hepsini zorladı.
Lakin burada İbn Battûta’yı basit biçimde kibirli bir yabancı olarak okumak da eksik kalır. Seyahatnamesi boyunca farklı toplumlara ilişkin güçlü hükümler vermesi onun anlatım tarzının belirgin özelliklerinden biridir. Beğendiği şeyi cömertçe över, hoşuna gitmeyen konuda sertleşir. Mali’ye ilişkin ilerleyen bölümlerde de aynı tavrı sürdürecektir.

Nitekim ülkede gördüğü bazı uygulamaları ağır biçimde eleştirirken, Mali’nin güvenliği ve adalet anlayışı konusunda son derece olumlu değerlendirmeler yapacaktır. Yolların güvenli oluşu onu özellikle etkileyecek ve hem yolcuların hem de yerleşik halkın hırsızlardan korkmadığını yazacaktır. Bunun ilk işaretini Walata’dan ayrılırken görüyoruz.
Mali’nin merkezine ulaşmak için önünde yaklaşık yirmi dört günlük yol bulunuyordu. Buna rağmen büyük bir kervana katılmayı gerekli görmedi. Bir Mesûfe rehber tuttu ve üç arkadaşıyla güneye doğru hareket etti. Bu ayrıntı küçümsenmemeli.
Birkaç hafta önce Sahra’da kervandan ayrılmanın ölüm anlamına gelebildiğini görmüştü. Walata’dan sonraki topraklarda ise küçük bir grupla yola çıkabilecek kadar güvenli bir güzergâha girdiğini düşünüyordu.
Çöl yavaş yavaş geride kalırken çevre de değişmeye başladı. Yol boyunca büyük ağaçlar görülüyordu. Bazılarının gölgesi, İbn Battûta’nın anlatımına göre, bütün bir kafilenin dinlenmesine yetecek kadar genişti. Artık Sahra’nın çıplak kumlarından Sahel’in daha canlı coğrafyasına ilerliyordu. Fakat seyyah henüz Mali’nin merkezine ulaşmamıştı.
Orada karşılaşacağı ülke, Walata’da gördüğünden daha büyük bir hikâye taşıyordu. Çünkü İbn Battûta’nın ziyaret ettiği hükümdar Mansa Süleyman (Sulayman) olsa da sarayın, ticaret yollarının ve imparatorluğun üzerinde başka bir hükümdarın gölgesi hâlâ duruyordu.
Mansa Musa ölmüştü.
Şöhreti ise Sahra’yı çoktan aşmıştı.
Bir sonraki bölümde İbn Battûta’nın vardığı Mali’yi anlamak için birkaç on yıl geriye dönecek ve altınlarıyla Kahire’yi şaşkına çeviren Mansa Musa’nın imparatorluğu nasıl değiştirdiğine bakacağız. Çünkü İbn Battûta’nın gördüğü Mali’yi anlamanın yolu, öncelikle Mansa Musa'nın Mali’sini anlamaktan geçiyor.
Kaynakça
- İbn Battûta, Voyages d’Ibn Battûta, 4 cilt, yay. Charles Defrémery ve Beniamino R. Sanguinetti, yeni önsöz ve notlar Vincent Monteil, Paris, 1969.
- Nehemia Levtzion ve J. F. P. Hopkins, Corpus of Early Arabic Sources for West African History, Cambridge University Press, Cambridge, 1981.
- D. T. Niane, “Mali and the Second Mandingo Expansion”, General History of Africa IV: Africa from the Twelfth to the Sixteenth Century, UNESCO, Paris, 1984.
- Roderick J. McIntosh ve Susan Keech McIntosh, “The Inland Niger Delta before the Empire of Mali: Evidence from Jenne-Jeno”, The Journal of African History, 22/1 (1981).
- Claude Meillassoux, “L’itinéraire d’Ibn Battuta de Walata à Malli”, The Journal of African History, 13/3 (1972).
- Nehemia Levtzion, Ancient Ghana and Mali, Methuen, London, 1973.
- P. F. de Moraes Farias, Arabic Medieval Inscriptions from the Republic of Mali: Epigraphy, Chronicles, and Songhay-Tuareg History, Oxford University Press, Oxford, 2003.