Saddam'ın Kendi Kanıyla Yazdırdığı Kur’an: Korku, Kutsiyet ve İktidar
30.01.2026 - 16:58 | Son Güncellenme: 06.02.2026 - 11:09
Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’e dair her ayrıntı, aradan geçen yıllara rağmen cazibesini koruyor. Devrilmesinin ve ardından idam edilmesinin üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen bugün Irak’ta onun ardında kalan mirası Iraklı politikacıların ve halkın kalbine korku salmaya devam ediyor.
Saddam Hüseyin’in iktidarı bütünüyle korku üzerine inşa edilmişti. Onun acımasız yönetimi altında yalnızca muhalifler değil, kendi aile fertleri dahi sürekli bir tehdit duygusuyla yaşıyordu. Kardeşleri, damatları, kızları ve kuzenleri zaman zaman Saddam’ın gazabına uğramış; en şanslı olanlar sürgünle hayatta kalabilmişti.
Saddam korkusu yalnızca Irak ile sınırlı değildi. 1996 senesinde Ürdün’e eşleriyle (Saddam’ın kızları) birlikte kaçan iki damadı “Saddam korkusu” ile daha fazla yaşayamayıp ülkeye geri dönmek zorunda kalmışlardı. Saddam kızlarının canını bağışlasa da damatlarına acımayarak katletmişti.
Elbette Saddam Hüseyin hakkında anlatılan sayısız efsane ve abartılı hikâye bulunuyor. Bunların önemli bir kısmı sonradan uydurulmuş anlatılardı. Ancak Saddam’ın iktidarı döneminde yaşanan ve bugün dahi çözülememiş bir hadise vardır ki ne tamamen imha edilebilmiş ne de kamuya açık bir şekilde sergilenebilmiştir: Kanlı Kur’an-ı Kerim.
Saddam kanıyla yazılan Kur’an-ı Kerim
Saddam Hüseyin’in iktidarının güçlendiği yıllarda dine bakışı da belirgin biçimde değişmişti. Normal şartlar altında Baas İdeolojisi katı laik bir anlayışa dayansa da Saddam Hüseyin zaman içerisinde iktidarının kendisine Allah tarafından bahşedildiğine inanmaya başlayacaktı.
Bu süreçte önce, ulemaya yaptırdığı çalışmalarla soyunun Hz. Muhammed’e dayandığını iddia etti. Başka bir ifadeyle Saddam Hüseyin, iktidarının kutsal olduğu ve ilahi bir koruma altında bulunduğu düşüncesini kendi zihninde pekiştirmeye girişmişti.
Elbette bu “kutsiyet” söyleminin gölgesinde ailesinin işlediği suçlar artık gizlenemez hâle gelmişti. Bilhassa büyük oğlu ve veliahttı Uday’in yaptıkları artık tüm Irak’ın malumuydu. Irak’a gelen insani yardım malzemelerin el altından satılması, kadınlara tecavüz etmek, masum insanları işkenceyle öldürmek ve uyuşturucu; Uday için hayatın olağan akışına dönüşmüştü.
Saddam, kendisinin ve ailesinin kutsallığına öyle saplantılı bir biçimde kendisini kaptırmıştı ki ailesinin baş döndürücü cürümlerini göremez hale gelmişti. Bu anlamda kendisini uyaran herkesi düşman belleyerek, ailesinin kutsiyetine leke sürmeye çalışan düşmanlar olarak algılıyordu.
Saddam, kut’lanmış kanı ile büyük bir hizmet yapmaya karar verdi ve yaklaşık iki sene boyunca özel hemşiresinin nezaretinde sağdığı onlarca litre kanıyla İslam’ın kutsal kitabı Kur’an-ı Kerim’i bir hattata yazdırmaya başladı.
Bu kararın arkasında yalnızca kişisel saplantılar değil, dönemin jeopolitik koşulları da vardı. İran İslam Devrimi sonrasında Şiilik, ideolojik bir paradigma hâline gelmiş ve bölge ülkelerine yayılmaya başlamıştı. Nüfusunun büyük çoğunluğu Şii olan Irak, bu yayılma için doğal bir hedef konumundaydı.
Bu anlamda Saddam Hüseyin iktidarını tehdit altında görerek İran’a savaş ilan etmişti; fakat Batıdan beklediği desteği göremeyince herhangi bir zafer elde edilememişti. Neredeyse 10 sene süren bu anlamsız savaşın nihayetinde bir kazananı yoktu.
Savaş sona erdikten sonra ise İran için asıl kazanımlar başlayacaktı; çünkü İran devrimi ile Şiilik anlayışı Irak ve Lübnan gibi ülkelerde hızla yayılmaya başladı. Saddam Hüseyin ülkesinde günden güne artan Şii etkisini yakından izliyordu. Bunu engellemek için olabilecek tüm seçenekleri değerlendirse de günün sonunda iktidarının ne teolojik ne de derin bir ideolojik temeli vardı. Dolayısıyla Tahran ile ideolojik bir savaştan galip çıkmasının imkânı bulunmuyordu.
İşte bu arayış Saddam’ın kanına ve ailesine kutsiyet atfetmesine neden olacaktı. Kendisine Seyit sıfatını aldıran Saddam Hüseyin ikinci aşamada kutsal kanıyla kutsal kitabı yazdırmaya karar verdi.
Yaklaşık iki yıl süren bu çalışma sonucunda ortaya çıkan Kanlı Kur’an-ı Kerim, bugün hâlâ varlığını sürdürüyor.
Ulusal Baas Rejiminden Arındırma Komisyonu ve Kanlı Kur’an
2003 senesinde ABD ve Batı koalisyonu Irak’ı işgal etmeye başladığında Saddam Hüseyin’in kendine olan inancı tamdı.
Bu güvenin iki nedeni bulunuyordu; Saddam her şeyden evvel kendisini kutsal ve seçilmiş olduğuna inanıyordu. Allah’ın onu Büyük Şeytan karşısında muhafaza edeceğini düşünüyordu. Diğer neden de Körfez Savaşı sonrası ABD’nin Irak’ı tamamen işgal etmeyerek geri çekilmesinden hareketle bu operasyonun da sınırlı kalacağını ve ABD’nin fiili işgali zorlamayacağını düşünüyordu.
Daha önce ABD’nin operasyonunda sık sık mekân ve kılık değiştiren Saddam Hüseyin, ABD Başkanının kendi kamuoyunu tatmin ettikten sonra ülkeden ayrılacağından emindi.
Lakin öyle olmadı.
ABD, ne havadan ne de karadan hiçbir dirençle karşılaşmadan Bağdat’a kolayca girdi. Başka bir deyişle ordusu Saddam’a ihanet etmişti, bugün Maduro operasyonunda olduğu gibi askeri birlikler hiçbir ABD’li askeri birliğe direnç göstermeden ülkenin kapılarını düşmana sonuna kadar açmışlardı.
Sonrası malum hikâye…
Saddam yakalandı ve ABD ülkede iktidarı devretti.
Saddam sonrasında ülkedeki Baas mirasını tamamen yok etmek için “Ulusal Baas Rejimininden Arındırma Komisyonu” adı altında bir yapı oluşturuldu.
Bu yapının görevi Saddam’ın tüm acı mirasını ülkeden silmekti; ama medyaya yansıyanların aksine Saddam korkusu ülkeye öyle sinmişti ki bu komisyon birçok konuda karar alamadığı gibi aldığı kararların önemli bir kısmını uygulamaya çekiniyordu. Saddam’ın büstlerini yıkmak kolaydı; ama onun şahsi ve ailevi mirasına dokunmak zorlayıcı olabiliyordu.

İşte bu noktada komisyonun dokunmaktan çekindiği miraslardan birisi de Saddam Hüseyin’in kendi kanıyla yazdırdığı Kur’an-ı Kerim’di. Bu eseri yok edemeyen komisyon Bağdat’ta sergilenmesinin de önüne geçerek kapalı kapıların arkasına saklayarak onlarca kilit vurdurdu.
Bugün dahi kapalı kilitler arkasında tutulan bu “Kanlı Kur’an-ı Kerim”i koleksiyonuna eklemek isteyen sayısız milyarder, Irak hükümetlerine bu eseri satın almak için yüz milyonlarca dolar teklif ediyor. Iraklı yetkililer ise hem korktukları hem de artık paha biçilemeyen eser hakkında ne yapacaklarına dair hala bir karar verebilmiş değiller.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.