Saddam'ın Gölgesinde Irak'ta Şiilik Varlığını Nasıl Korudu? 

Araştırmacı Mazlum Çelik, Saddam dönemi Irak’ında Şiilerin varlıklarını nasıl koruduğunu, Baas Partisi’nin etkilerini ve Maliki'nin Şii politikalarını Fokus+ için inceledi.
Saddam'ın Gölgesinde Irak'ta Şiilik Varlığını Nasıl Korudu 

17.02.2026 - 16:28  |  Son Güncellenme:  06.03.2026 - 16:11

Irak, tarihin en çilekeş coğrafyalarının başında gelmektedir.  

Hazreti Ali ve Hazreti Hüseyin’in şehit edildiği bu coğrafya elem ve kederle hatırlanmaktadır. Bugün de siyasi krizlerin göbeğindeki bu ülke, Maliki’nin yeniden devletin başına gelme ihtimaline karşı huzursuz bir dönem geçiriyor.  

Maliki’nin İran destekli Şii politik ajandası bölgedeki en hassas mesele olarak karşımıza çıkıyor.   

Asıl ilginç nokta ise Saddam Hüseyin gibi bir ismin onlarca yıl yönettiği Irak’ta Şiilik nasıl varlığını korudu?  

Şiiliğin Irak’ta yayılması ve Osmanlı  

Irak’ta ehl-i beyt büyüklerinin defnedilmiş olması ve Şiilik anlayışının anlam yüklediği hadiselerin cereyan etmesi nedeniyle bir noktada bu mezhebin anavatanı gibi görülmektedir. Lakin Irak coğrafyası Safaviler ile Şiileşme sürecine girmiştir.  

Osmanlı döneminde ise 1850 yılı Irak’ın Şiileşmesi için bir milattır; çünkü bu senede İran tarafından yaklaşık 50 bin insan dini gerekçelerle bölgeye gelerek yerleşmişti. Osmanlı’nın hoşgörülü politikası sonucu bölgedeki Şii dini motiflere saygı ve Şiilerin askere alınmaması gibi uygulamalar sonucu bu mezhebe mensup insan sayısı Irak nüfusunun neredeyse yarısına tekabül ederken Bağdat’ta da Şiiler çoğunluğu sağlamıştı.  

Cihan Harbi sırasında Osmanlı bölgeden çekilince İngilizlerin yönetimi yine Sünni bir aile olan Haşimilere vermesiyle Irak’ta Şiiler muhalif pozisyona geçtiler.  

Saddam Hüseyin

Saddam Hüseyin’e kadar olan süreçte iki kritik hadisede Şiiler Irak siyasetinde öncü bir rol oynamıştı. Bunlardan birincisi Irak’ta Komünist Parti’yi kurmaları ve bir diğer ikincisi Saddam Hüseyin’in iktidarını oluşturacak Baas Partisi yine Irak Şiileri tarafından kurulmasıdır. Baas Partisi’ni bir Şii olan Sadun el-Hammadî’nin kurması Irak Şiileri için tarihin bir cilvesi olsa gerek.  

Komünist Partisi Şii uleması tarafından haram fetvasıyla kapanırken Baas Partisi ilerleyen yıllarda Irak’ta Şiilerin en büyük kabusuna dönüşecekti.   

Saddam Hüseyin ve Şiiler  

Aslında Irak’ta Şiilere yönelik süpürme hareketi Saddam Hüseyin’den çok önceleri başlamıştı. General Hasan el-Bekir sürecinde Irak’tan binlerce Şii, İran’a zorunlu olarak gönderilmişti. Saddam Hüseyin’i diğerlerinden ayıran en önemli faktör her ne kadar seküler ideolojiyle iktidarında hareket etse de ilerleyen yıllarda Sünniliği Irak’ın resmî ideolojisine dönüştürmesidir. Bilhassa Mısır’ın İsrail karşısında mağlup olmasından sonra Saddam Hüseyin Arap dünyasının liderliği için Sünnilik mezhebini öne çıkartan bir politik manevraya yönelecekti.   

Elbette İslam Devrimi sonrası İran’da yükselen Şii propagandası da Saddam Hüseyin’in politikalarında önemli yer tutmaktaydı.  

Saddam’ın İran paranoyası   

Saddam Hüseyin’in iktidarı döneminde orduda ve bürokraside ne kadar Şii kökenli isim varsa uzaklaştırılmıştı. Ülkede İran paranoyası öyle bir noktaya ulaşmıştı ki on binlerce insan yerinden ediliyor, tutuklanıyor ve işkenceye maruz kalıyordu.  

Saddam’ın bu politikasının en büyük paradoksu ise ülkenin yarısından fazlasını Şiilerin oluşturmasıydı. Bu durum bilhassa sınır şehirlerinde hem İran istihbaratına hem de ABD istihbaratına çalışan binlerce gönüllü ajan yaratmıştı.  

1991 senesine gelindiğinde Saddam Hüseyin, Körfez Hadisesinden sonra Şii düşmanlığının kendisi için ne denli büyük bir tehdit olduğunu anlayacaktı. Bu yüzden Şii düşmanlığı politikasını esneterek radikal denilebilecek bazı adımlar attı.   

Öncelikle ülkedeki Şiilerin ABD’ye desteğini kesebilmek adına Saddam Hüseyin, devlet bürokrasisinde Şii açılımı sürecini başlattı. Bazı kritik görevlere Şii kökenli isimleri atarken Hazreti Ali’nin doğum gününü Irak Ulusal Bayramı ilan etti.   

Lakin Saddam Hüseyin’in çabaları karşılık bulmadı.  

Saddam’a karşı güven bunalımı yaşayan Şiiler, onun politikalarına yanaşmayı reddetti.  

Saddam Hüseyin bu gelişmeler üzerine eski usullere döndü ve baskıyı artırdı. Iraklı Şiilerin en önemli dini adamlarından birisi olarak kabul edilen Muhammed Sâdık es-Sadr’ın suikastı Saddam’ın politik dönüşümünün en somut örneği olacaktı.  

Bu noktada es-Sadr ailesine ayrı bir parantez açmak gerekiyor.   

Sâdık es-Sadr, Saddam Hüseyin’in uslu dur tembihlerine rağmen Cuma hutbesine beyaz kefen giyerek çıkması Saddam’a karşı büyük bir meydan okumaydı. Es-Sadr bu hareketinin bedelini canıyla ödeyecek ve iki oğlu ile beraber ortadan kaldırılacaktı.   

Saddam Hüseyin ise Sâdık es-Sadr’ı kendisinin öldürmediği ve bu cinayetin arkasında Irak’ta fitne çıkartmak isteyen Tahran olduğunu iddia ederek Sâdık es-Sadr’ın taziyesine katılmaktan geri durmamıştı.  

ABD’nin işgalinden sonra Irak siyasetinin en önemli isimlerinden olan Mukteda Sadr da Sâdık es-Sadr’ın oğludur. Sadr ailesinin zaman zaman İran yörüngesinden çıkabilen politikalarını dikkate aldığımızda katilin kim olduğuna dair şüpheler güçlenmektedir.  

Saddam’ın gölgesinden kaçan adam: Nuri el Maliki  

Irak’ın en tartışmalı isimlerinden birisi olan Nuri el Maliki’nin ülkeden kaçtığı yıl ile Saddam Hüseyin’in iktidara geldiği tarih aynı seneye tekabül eder.  

İran’a kaçan Maliki, Tahran rejiminin yetiştirdiği Iraklı milislerin içerisinde aktif rol oynar. Irak-İran savaşında Saddam Hüseyin’in askeri birliklerine karşı fiilen de savaşır.   

Yalnızca Irak’ta Saddam’a karşı değil; Suriye ve Lübnan’da Şii yayılmacılığı adına askeri sahada aktif görevler almaktaydı. Lübnan’da aktif olarak FKÖ’ye karşı eylemlere girişmesi ise Şii yayılmacılığı noktasında oynadığı rolü ortaya koymaktadır.   

Nuri el Maliki

Maliki’nin ve dahil olduğu grupların Filistinlilere karşı giriştiği kanlı eylemlere karşı ise Saddam Hüseyin harekete geçmiş ve FKÖ’ye lojistik destek sağlamıştı.  

ABD’nin işgalden sonra katıksız bir Şii militanı olan Maliki’yi göreve getirmesindeki en temel motivasyon ise ülkedeki Saddam mirasının tamamen yok edilmesi olacaktı. Maliki bu görevi layıkıyla yerine getirirken üstlendiği bir diğer misyon Bağdat’ı tamamen Tahran Şiiliği ile entegre hale getirmek olacaktı.  

Maliki’nin Başbakanlık dönemi Iraklı Sünniler için katliam yılları olacaktı. Sayısız Sünni alim, politikacı ve bürokrat hunharca katledilirken Bağdat yönetimi adeta İran’ın bir valiliğine dönüşecekti.   

Özetle, Irak Şiileri kendi elleri ile yarattıkları bir Frankenstein olan “Baas partisi”nin tahakkümü altında onlarca yıl eza ve mihnet çektiler. Saddam Hüseyin döneminde ülkenin büyük çoğunluğunun Şii olmasına rağmen Sünni dünyanın lideri olmaya çalışmasına şahit oldular.   

Zor yıllarda Saddam’a karşı çoğunlukla İran ile olmak üzere ABD gibi “Büyük Şeytan” denilen güçlerle de işbirliği yaparak varlıklarını sürdürdüler. Irak’ın işgaliyle ülke politikası asırlar sonra Şiilerin tekeline geçmişti; Şiiler ise ilk iktidar tecrübelerini son derece beceriksizce uygulayacaktı. Mazlum zalim olmuş; bu kez Sünniler çok kısa sürede Irak’ta katledilen ve haksızlığa uğrayan kesim konuma düşeceklerdi.  

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.