Saddam’ın Aşk Romanı "Zabiba ve Kral"ın En İyi Okuyucusu CIA’ydi
25.05.2026 - 11:31 | Son Güncellenme: 25.05.2026 - 11:54
Coğrafyamızdaki diktatörlerin iki müzmin alışkanlığı var: İlki her yere kendilerinin heykelini dikmeleridir. Diğeri ise uçuk kaçık bir kitap yazıp bu kitabın tarihte yazılmış en önemli eser olduğu iddialarıdır.
Kaddafi’nin Yeşil Kitabı bunun güzel bir örneğidir. Kitapta neredeyse her meseleye üstün körü giriliyor; sinema, spor, aile ve ekonomiye varıncaya dek Libyalıları bir kalıba sokmanın peşinden giden bir yapıt.
Saparmurat Niyazov’un yazdığı Ruhname isimli eser ise tam bir hilkat garabeti… Vatandaşların nasıl tıraş olacağından binaların dış cephe rengine kadar her şey diktatörün keyfine göre eserde belirlenmiş durumda. Üstelik bu eser, üniversite sınavlarından memur mülakatlarına varıncaya kadar soru çıkan temel bir kaynak. Hatta hızını alamayan sabık diktatör, kitabını Kur’an-ı Kerim’den sonra gelen en kutsal kitap olarak pazarlıyordu.
Saddam Hüseyin’in kitap macerası ise bilinen diğer diktatörlerinkinden keskin hatlarla ayrılıyordu. Saddam kendisinden beklenmeyecek bir incelikle meramını bir aşk romanı ile anlatacaktı.
“Zabiba ve Kral” nasıl yazıldı?

2000 yılında Irak’ta yazılan bir roman büyük ses getirdi. En çok satan eserler listesinde kısa sürede en tepelere kadar çıkan bu kitabın yazarı anonim gösterilmişti. Yazar bunu bir tevazu göstergesi olarak yapmıştı ama herkes biliyordu ki bu eserin müellifi Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’di.
Saddam aynı yıl ülkedeki edebiyatçıları sık sık sarayında topluyor ve bilhassa Kuveyt işgalini halka bir zafer olarak yansıtacak, kendi konumunu övecek ve Iraklılar için ne kadar önemli bir hükümdar olduğunu anlatacak bir eser için mütemadiyen fikir alışverişinde bulunuyordu.
Saddam’ın üzerinde çalıştığı eserin bir tiyatro metni olması bekleniyordu ama Zabiba ve Kral eseri herkes için sürpriz olmuştu çünkü eser roman olarak çıkmıştı ve konusunun merkezinde bir aşk hikâyesi bulunuyordu.
Kitabın Saddam’a ait olduğunun birçok kanıtı bulunuyordu. Öncelikle kitap yüz binlerce adet şeklinde bir anda basılmış ve bir doların altında komik bir rakama satılıyordu. Üstelik kitap; bakkal dükkânlarından cami avlularına kadar her yerde satışa çıkmıştı. Ayrıca devlet gazetelerinde ve TV’de sürekli kitabın propagandası yapılıyordu.
Kitabın kesin bir şekilde Saddam Hüseyin’e ait olduğunu ise CIA ortaya koyacaktı. Onlarca uzman, psikolog ve edebiyatçıdan oluşan bir ekip kuran ABD istihbaratı, eserin ciddi bir incelemesi ve tahlilini yaptıracaktı. Sonuç itibarıyla eserdeki duygu yoğunluğu, üslup ve kurgu, Saddam Hüseyin’in karakterine büyük oranda uyumluydu.
Ortada ise şöyle bir sorun vardı: Gözünü kırpmadan adam öldüren, şehirler yakan bir adam nasıl olmuştu da böylesi duygusal bir konuda güçlü bir sağduyu geliştirebilmişti?
Saddam’ın eserinin edebî değeri
Zabiba ve Kral tema olarak aşkı merkeze alsa da amaç olarak bir propaganda kitabıydı.
Kitap bir anda sizi İslam öncesi döneme götürürken hiçbir mantık olmaksızın günümüze bağlayıp Siyonizm ve ABD düşmanlığına gidiyordu. Dil ise tutarsız; yüklemler arasında kip birliği dahi bulunmuyordu.
Eserdeki bir diğer arıza, karakterlerle ilgiliydi. Şahıslar aşırı karikatürize edilerek gerçeklikten sık sık kopartılıyordu. Mesaj kaygısı verecek bir eserde en azından karakterlerin gerçek hayat ile bağı korunması gerekirdi.
Olay örgüsüne baktığımız zaman eser şu şekilde özetlenebilir:
Babil döneminde Arab adlı genç bir prens vardır. Kraliçenin tek oğlu olduğu için taht üzerinde meşru hak sahibidir. Fakat babasının sarayında, kendisinden rütbe ve asalet bakımından aşağı olan çok sayıdaki üvey kardeşinin entrikalarıyla mücadele ederek zor günler geçirir. Sonunda babası onu saraydan sürer ve uzak bir yere gönderir. Daha sonra saraydaki iktidar mücadelesi sırasında kral, görevlilerinden biri tarafından zehirlenir. Arab başkente döner ve halkın ve ordunun desteğiyle nihayet kral olur. Kral olduktan bir süre sonra Arab, başkent dışına yaptığı bir yolculuk sırasında hayatını tamamen değiştirecek Zabiba adlı bir kadınla tanışır. Zabiba, küçük bir kulübede yoksulluk içinde yaşayan sade bir genç kadındır; kulübesi açgözlü ve kötü niyetli emir Hezkel’in sarayının eteğindedir. Kendisi ayrıca Hezkel’in aşağılık müttefiklerinden biriyle evlidir; bu evlilik, yoksul babası tarafından zorla yaptırılmıştır. Arab, Zabiba’yla tanıştığı andan itibaren onun sadeliği, güzelliği ve bilgeliğinden etkilenir. Kulübesine gitmeye başlar, daha sonra onu sarayına davet eder. İkisi platonik bir aşka sürüklenir; hayat ve ölüm, doğa ve Tanrı, krallığın yönetimi üzerine uzun sohbetler ederler. Zabiba’nın aslında kraldan bile daha bilge olduğu ortaya çıkar; kralı tek Tanrı Allah’a inanmaya ikna eder ve ona karşı düzenlenen birçok sinsi komplonun bozulmasını sağlar. Sonra bir gece Zabiba’nın kocası ona saldırır ve tecavüz eder. Bu saldırı Hezkel ve çetesinin daha geniş çaplı komplosunun bir parçasıdır. Komplonun büyüklüğünü kavrayan Zabiba, yaklaşan isyanı haber vermek için saraya koşar. Kral ise intikam almaya ve Zabiba’nın namusunu kurtarmaya yemin eder. Kral, ordusunu toplarken Zabiba da halkı komploculara karşı ayaklandırmak üzere yola çıkar. Çatışma başlar; Zabiba kralı savunurken ölür, kötü kocası da aynı şekilde can verir. Tarih, 17 Ocak’tır. Kral ve halk, Zabiba’yı gömer ve onu “halkın şehidi” ilan eder. Kötü kocası da mezarının yanına gömülür ve mezarı taşlarla ve çöplerle yağmalanır. Kral daha sonra her yıl 17 Ocak’ta Zabiba’nın mezarına çiçek bırakılmasını ve onun kocasının mezarının taşlanmasını emreder; bu mezar “işgalcilerin ve hainlerin” simgesidir. Kral ayrıca savaş başlamadan hemen önce Zabiba’yla evlendiğini ve ona monarşinin geleceğini tartışacak bir halk meclisi kurma sözü verdiğini halka açıklar.
( Ofra Bengio, “Saddam Husayn’s Novel of Fear,” Middle East Quarterly, 2002).
CIA’ye göre romandan hareketle Saddam’ın psikolojisi
Her diktatörün özel bir meziyeti bulunur.
Hitler resim yaparken Mao şiir yazıyordu.

Ve evet, Saddam roman yazıyordu.
CIA, kitabın varlığını öğrendikten sonra Londra’daki Arapça kitap satan dükkânlarda eserin bir kopyasını buldu. Eser, CIA içerisinde çok büyük bir heyecan yaratmıştı çünkü hiçbir istihbarat raporuyla elde edemeyecekleri bir şeye ulaşacaklardı: Saddam’ın psikolojik analizi…
Bunun yanında eserin edebî alegorisi de CIA’nin dikkatini çekiyordu. Saddam; Zabiba’nın tecavüz olayını ABD’nin Körfez Savaşı’na benzetmeye çalışıyordu. Zabiba olaydan sonra şu ifadelerle bu durumu ortaya koyuyordu:
“Tecavüz suçların en büyüğüdür; ister bir erkeğin bir kadına tecavüzü olsun, ister orduların vatana tecavüzü, ister hakların gasp edilmesi.”
Zabiba’nın ölüm tarihi olan 17 Ocak üzerinde ısrarla durulması da ABD’nin Bağdat’ı vurmaya başladığı tarih olmasıyla alakalıydı. Tüm bu ve buna benzer değerlendirmelerden sonra CIA, eseri ve Saddam’ın psikolojisini raporlarda şu sözlerle tanımlayacaktı:
“Saddam’ın üslubu, cümle yapısı ve ifadeleri romanda açıkça mevcuttur. Kral ile Zabiba arasındaki diyalog, Saddam’ın düşünce dünyasının geniş bir yelpazesini açığa çıkarmaktadır: kabile değerleri her şeyden üstündür ve aile, güvenilebilecek tek güvenlik kaynağıdır. Namus, kadının iffetiyle ilişkilendirilir; bu nedenle tecavüz, cinayetten daha ağır bir suçtur. Bu bağlamda erkeğin intikamı onun en büyük görevi hâline gelir. Bu arada kralın rolü ise ‘emir vermek, yönetmek ve halka önderlik etmektir’; halk da ona itaat etmeli ve onun arzularını yerine getirmelidir.”
Saddam Hüseyin, ses getiren bu eserinden sonra romanlar yazmaya devam etti. Defol Git Lanetli! isimli romanı ise onun edebiyat dünyasına hediye ettiği son eseri olacaktı.