Saddam’a Yapılanı Şimdilerde BAE, Suudi Arabistan’a Yapıyor

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, 1990’daki Kuveyt işgalinin ekonomik perde arkasını ve OPEC kotalarının bir savaş gerekçesine nasıl dönüştüğünü; BAE’nin güncel petrol hamleleri ışığında Fokus+ için analiz etti.
kuveyt-in-saddam-a-yaptigini-bae-simdi-suudi-arabistan-a-yapiyor.jpg

04.05.2026 - 16:59  |  Son Güncellenme:  06.05.2026 - 08:37

Saddam Hüseyin, yalnız Arap tarihinin değil; aynı zamanda modern dünya tarihinin de en önemli figürlerden birisi. 

90’lı yılların başındaki Kuveyt işgalini hazırlayan koşul ve nedenler; bugün çok benzer süreçlerle BAE ve Suudi Arabistan arasında cereyan ediyor. BAE’nin OPEC’ten ayrılarak petrol üretiminde kota ve rota konusunda aldığı radikal kararlardan geri dönülmezse Suudi Arabistan’ın ekonomik ve siyasi felaketine dönüşmesi söz konusu.  

Tarihin en tuhaf işgali: Irak ordusu Kuveyt’e giriyor 

Kimse Saddam Hüseyin’in tam olarak İran’a neden saldırdığını hâlâ anlayabilmiş değil. En mantıklı gerekçe olarak Irak nüfusundaki yoğun Şii sayısı ve İran’ın bölgeye rejim ihracı ihtimali olarak gösteriliyor. 

Bu anlamsız savaşın on yıla yakın sürmesi, Irak ekonomisinin âdeta çökmesine neden oldu. Bu süreçte yaklaşık 80 milyar dolar borcu bulunan Saddamlı Irak’ın bu işten sıyrılabilmesi için bir kaynağa ihtiyacı vardı. İran savaşı sırasında Irak’a ekonomik anlamda kapılarını açan Kuveyt birdenbire Saddam’ın iştahını kabartmaya başladı.  

Saddam yaklaşık 20 milyar dolara yaklaşan Kuveyt borcunun Arap kardeşliği namına silinmesini talep etti. Kuveyt ise bu teklife yanaşmadı ve Saddam’ın borcunu ödemesini talep etti.  

Bu noktadan sonra Saddam’ın Kuveyt’e bakış açısı değişti. Kuveyt’in OPEC kotalarına uymayarak gereğinden fazla petrol üreterek Irak ekonomisine bilinçli bir komplo kurduğunu iddia etmeye başladı.  

Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin

Aslında Saddam bu konuda haksız sayılmazdı. Kuveyt’in daha fazla petrol ürettiğine dair bazı deliller söz konusuydu; ancak Irak petrollerinin yarışta geri kalmasının en büyük nedeni yolsuzluktu. Saddam ailesinin petrol üretimi ve gelirlerindeki keyfi hüküm ve tavırları, Irak’ı üretim kapasitesi açısından çok zorda bırakıyordu.  

Kuveyt’in bu durumdan yararlanarak pazarı domine ettiği inkâr edilemez bir gerçekti ama bu Kuveyt’in kabahati miydi, burası tartışmalı bir saha olarak duruyor. 

Bu noktadan sonra Saddam Hüseyin iki iddia ortaya attı:  

Öncelikle Kuveyt, Osmanlı zamanında Irak’a bağlı bir bölgeydi. Dolayısıyla tarihî nedenlerden ötürü Irak’ın 19. eyaleti olarak tanınmalıydı. 

Saddam’ın bir diğer iddiası ise “Eğik Sondaj” komplosu hakkındaydı. Buna göre Kuveyt, Batılı mühendislerin yardımıyla geliştirdiği sistemle Irak toprakları altında bulunan petrolü kendi topraklarına çekiyor ve bu yolla petrol hırsızlığı yapıyordu. 

Elbette Saddam’ın bu çılgın fikirlerine rağmen dünya Kuveyt’e yönelik bir işgal hareketi beklemiyordu. Irak lideri, ABD’nin gücünün fazla abartıldığını, bölgeye yapılacak bir müdahaleye Amerikan kamuoyunun kesinlikle karşı çıkacağına inanarak Kuveyt’i resmen işgal etme kararı aldı. 

Irak ordusu, 2 Ağustos 1990’da Kuveyt üzerine fiilen yürümeye başladı. 

İşgal değil, yağma harekatıydı 

Saddam Hüseyin’in bu işgaldeki en büyük amacı, öncelikle OPEC üzerinde güç devşirerek hiçbir Arap ülkesinin kendisinden bağımsız petrol fiyatları konusunda adım atmamasını sağlamaktı. 

Diğer tüm amaçları ekonomik nedenlere dayanıyordu. Zaten Irak ordusu, Kuveyt’e girdiği ilk andan itibaren siyaseten stratejik öneme sahip noktalardan ziyade banka, otomobil merkezleri ve tarihî eserlerin bulunduğu kurumlara yöneldi.  

Tanklarla Kuveyt’e giren Irak askerleri, dolar çuvalları ve son model Mercedeslerle ülkelerine dönmeye başladı. Kuveyt’te bulunan birçok eşsiz tarihî eser ve altın ise doğrudan Saddam ailesi tarafından ülkeye nakledilmeye başlandı. 

Kuveyt liderleri ise Saddam’dan öylesine korkuyordu ki ilk Irak askeri göründüğü anda derhâl ülkeyi terk ederek Suudi Arabistan’a iltica etmişti. Ne dünya ne de Saddam, işgalin bu kadar kolay olmasını beklemiyordu. 

Dünyayı işgal değil, kuyuların yakılması kızdırdı 

İki gün içerisinde gerçekleşen işgale ABD’nin ilk tavrı “Araplar arasındaki meselelere karışmamak” şeklindeydi. Öte taraftan hem ABD’yi hem de dünyaya harekete geçiren en önemli gelişme, Saddam’ın Kuveyt’te bulunan petrol kuyularını ateşe verdiği veya vereceği iddiaları oldu. 

Saddam belki Kuveyt’i işgal edip mevcut düzeni bozmasa Irak uzun yıllar Kuveyt’i elinde tutabilirdi; ancak petrol kuyularının yakılması düşüncesi brent petrol piyasasını altüst etti. Bu gelişme sonrası ABD harekete geçecekti. 

ABD’li medya kuruluşları bir anda Saddam’ın Kuveyt’te bebekleri diri diri yaktığını ve Kuveytli kadınlara tecavüz edildiği propagandasıyla işgali dünyanın en büyük ahlak ve vicdan meselesine dönüştürdü. 

Saddam’ın ise anlayamadığı şeyler vardı. Her şeyden önce Soğuk Savaş’ın artık sonu gelmişti ve böyle bir ortamda denge sağlayabileceği güçler artık arkasında değildi. Afganistan’da âdeta çamura saplanan Sovyetler Birliği, Irak üzerinden başka bir krizin tarafı olmaya yanaşmadı. 

Arap Birliği ise Saddam’ın tutarsız ve saldırgan tavrından bıkmıştı. Dolayısıyla bu işgali hem onaylamadı hem de tanımadı. Saddam ise bölgeden çekilirken dünyanın korktuğu üzere 600’ün üzerinde petrol kuyusunu ateşe verdi. 

BAE yazılı olmayan kuralı çiğnedi 

Kuveyt işgali ve sonrasında yaşananlarla Irak’ın çöküşü hızlanırken bölgedeki ABD hegemonyası da süratle arttı.  

Bu hadiseler ne olursa olsun Araplara bir şey öğretmişti; petrol üzerinden birbirlerine siyasi ve ekonomik hamle yapmamalıydılar. 

Esasen bu yazılı olmayan kurala neredeyse kırk senedir riayet edilmekteydi. Hürmüz Körfezi’nin kapatılması sonrası BAE’nin attığı adım, bu kuralın açıkça çiğnendiğinin göstergesiydi.  

Riyad şu an sessiz ama bu adımın bölgede birçok dengeyi değiştirmeye gebe olduğu tartışmasız bir gerçek olarak karşımıza çıkıyor.