Pentagon’un Yeni Kuralı Mahkemede: NYT’den Dava, Medyada Ortak Tepki
26.12.2025 - 16:04 | Son Güncellenme: 26.12.2025 - 16:41
Pentagon’un yeni erişim politikası
Pentagon’un sonbaharda yürürlüğe koyduğu yeni basın erişim politikası, Washington’da uzun süredir görülmeyen ölçekte bir kriz yarattı. Savaş Bakanlığı’nın bu “yeni düzeni”, gazetecilerin yalnızca Pentagon tarafından açıkça izin verilmiş bilgileri talep edebileceğini söylüyor. İzin verilmeyen bilgiye yönelik bir talep bile kurum tarafından yasa dışı faaliyet olarak yorumlanıyor. Ulusal güvenlik muhabirleri bu yaklaşımı, bilgi toplama sürecinin kriminalize edilmesi olarak görüyor.
Bu politikanın en tartışmalı yönü ise gazetecilerin ilk kez bir resmi belge imzalamaya zorlanması olarak görülüyor. Bu belgede gazetecilerin, Pentagon tarafından onaylanmamış bilgilerin yayımlanmasının ulusal güvenliğe zarar vereceğini kabul etmeleri isteniyor. Belgenin üzerinde, Pentagon’un bu metni mahkemede kullanabileceğine dair açık bir uyarı bulunuyor. Trump yönetiminin medya ile çatışmasının gizli olmadığı bir gerçeklikte, bu düzenleme basit bir idari düzenleme değil, basın mensuplarının üzerinde oluşturulmuş ciddi bir baskı mekanizması olarak tanımlanıyor. Bu durum, aynı zamanda kamuoyunu bilgilendirici nitelikte olan sızıntı kültürünün de pasivize edilmesi anlamına geliyor.

Trump’a muhalefetiyle bilinen ve Trump’ın da uzun süredir açıkça hedef aldığı New York Times, Pentagon’un yeni basın politikasına karşı ilk hukuki karşı hamleyi yaparak federal mahkemede Savaş Bakanlığı ve Savaş Bakanı Pete Hegseth aleyhine dava açtı. Gazete, söz konusu düzenlemenin ABD Anayasası’nın güvence altına alınan hakları ihlal ettiğini savunurken, bu adımın yalnızca gazetecilerin çalışma alanını değil, kamuoyunun bilgiye erişim hakkını da doğrudan hedef alan daha geniş bir kısıtlama anlamına geldiğini vurguluyor.
ABD medyasında alışılmadık bir birlik
Pentagon’un yeni kuralı, medya dünyasında sık rastlanmayan bir dayanışma doğurdu. ABC, NBC, CBS, CNN, Associated Press, Reuters, Bloomberg, Politico, The Washington Post, The Wall Street Journal, Financial Times ve Guardian gibi önde gelen tüm kurumlar belgeyi imzalamayı reddetti. Ancak ret listesindeki en dikkat çekici olan, Trump’a yakınlığıyla bilinen Fox News’in Pentagon’a erişimini kaybetme pahasına bu politika karşısında pozisyon alması oldu. Fox’un kıdemli sunucularından Bret Baier gibi isimlerin, kişisel hesaplarından bu politikayı eleştirdiği ve hatta bazı Trump destekçileri tarafından yadırgandığı da görüldü.
Bu ortak duruş, Trump’ın ikinci döneminde de medyaya karşı sert çizgisinin, kimi zaman medyayı bilinçli biçimde provoke edip hata yapmaya zorlayan bir iklime dönüştürdüğü bir dönemde ortaya çıkmış görünüyor. Pentagon’daki yeni düzenlemeyi reddeden muhabirlerin yıllardır kullandıkları çalışma masalarının boşaltılması da bu “erişimi daraltma” yaklaşımının sembolik adımlarından biri olarak kayda geçti.
New York Times’ın Trump yönetimine açtığı dava, bu çatışmanın ilk hukuki cephesini temsil etmiyor. Örneğin Trump, ABC’ye karşı açtığı hakaret davasını 15 milyon dolarlık ödeme ve kamuya açık bir özürle sonuçlanan bir uzlaşmaya götürdü. BBC’ye karşı açtığı ve 10 milyar dolar tazminat talebi içeren dava ise bu hattın artık uluslararası medya kuruluşlarını da hedef alan bir hukuk baskısına evrildiğini gösteriyor. Benzer biçimde CBS ve 60 Minutes üzerinden yürüyen tazminat süreci de, medya ile siyaset arasındaki gerilimin ABD’de giderek daha pahalı ve daha uzun soluklu bir hukuk alanına taşındığının bir başka örneği.
Pentagon’un savunması ve uzmanların çelişki uyarıları
Pentagon cephesinden gelen açıklamalara bakıldığında, tartışmanın Trump’ın klasik söylem hattına oturtulmuş, agresif ve açık biçimde yaftalayıcı bir dil üzerinden yürütüldüğü görülüyor. Pentagon Basın Sekreteri Kingsley Wilson, düzenlenen bir brifingde medyayı doğrudan hedef alarak Amerikan halkının artık bu kuruluşlara güvenmediğini savundu ve bazı medya organlarını “gerçeği anlatmayı bırakan propagandacılar” olarak nitelendirdi.

Wilson’a göre bu güvensizlik, Pentagon’un basınla ilişkilerinde “eski düzeni” geride bırakmasını ve yeni bir sayfa açmasını zorunlu kılan temel gerekçe. Aynı brifingde Wilson, Pentagon’un “eski kapı bekçileri” olarak tanımladığı geleneksel medya kuruluşlarını geri döndürmek için herhangi bir çaba göstermeyeceğini de açıkça dile getirerek, bu tutumun bilinçli bir tercih olduğunu ortaya koydu.
Benzer bir çizgi, Pentagon’un baş sözcülerinden Sean Parnell’ın açıklamalarında da görülüyor. Parnell, yeni kuralları kabul etmeyen medya kuruluşlarının Pentagon’dan “kendi tercihleriyle çekildiğini” ileri sürerek, bunun onların hakkı olduğunu ancak aynı zamanda bir kayıp anlamına geldiğini söyledi. Bu muhabirlerin yokluğunun Pentagon açısından bir eksiklik yaratmadığını vurgulayan Parnell’ın açıklamaları, yönetimin basınla bozulan ilişkiyi bir sorun olarak görmediğini ve bu kopuşu normalleştirdiğini ortaya koyuyor.
Hegseth, Trump’ın desteğine rağmen tartışılmayı sürdürüyor
Deneyimli ulusal güvenlik muhabirleri, Hegseth’in göreve gelmesinden bu yana Pentagon’un medya ile ilişkilerinde belirgin bir daralma yaşandığını söylüyor. Özellikle Signalgate skandalından sonra manşetlerden düşmeyen Hegseth’in yaklaşık on aylık görev süresinde yalnızca iki kez basın brifingi düzenlemesi de bu tabloyu somutlaştıran göstergelerden biri olarak öne çıkıyor. Benzer şekilde, Hegseth’in Pentagon muhabirleriyle sık sık gerilim yaşadığı, kimi zaman kamuoyu önünde küçük düşürücü çıkışlar yaptığı da uzun süredir görülmekteydi. Bu tablo, Trump yönetiminin “en şeffaf yönetim” olma iddiasıyla yan yana konulduğunda, Pentagon’un son yılların en düşük şeffaflık düzeylerinden birine gerilediği yorumlarına zemin hazırlıyor.
Gazetecilere göre sorun yalnızca binaya erişimle sınırlı değil. Son düzenleme devreye girmeden önce de Pentagon’un kritik başlıklarda bilgi vermeyi reddettiği, sorulara sınırlı ve gecikmeli yanıtlar verdiği belirtiliyor. Örneğin ABD’nin Venezuela açıklarında yürüttüğü son operasyonlarda hangi mühimmatın kullanıldığına dair net bilgi verilmemesi dikkat çekti. Benzer şekilde, son günlerde gündemin üst sıralarına çıkan ve ilk vuruşun ardından hayatta kalanların bulunduğu tekneye yönelik “ikinci bir saldırı” iddiası da yönetimin şeffaflığını yeniden tartışmaya açtı.
Bu iddia bağlamında, saldırının tam görüntülerinin ve karar zincirinin kamuoyuyla paylaşılmaması, hayatta kalanlara yönelik angajman gerekçesinin açık biçimde izah edilmemesi ve olayın nasıl değerlendirildiğine dair bilgilerin sınırlı kalması eleştirilerin odağına yerleşti. Hegseth’in yalnızca medya mensuplarına değil, kapalı Senato oturumlarında da senatörleri tatmin edici açıklıkta bilgilendirmediğine yönelik serzenişler ise özellikle Demokratlar tarafından daha yüksek sesle dile getiriliyor.
Pentagon’un Senatör Kelly’ye baskısı devam ediyor
Basınla süren savaşla paralel olarak Pentagon geçtiğimiz hafta Demokrat Senatör Mark Kelly hakkında yürütülen incelemenin genişletildiğini duyurdu. Kelly, Ukrayna konusu başta olmak üzere asker kökenli olması nedeniyle Trump ile Hegseth ikilisini dış politika ve askeri başlıklarda en sert eleştiren isimlerden biri olarak öne çıkıyor.
Bu gelişme, Trump’ın Los Angeles’ta ICE operasyonlarını artırmasına karşı düzenlenen protestoların ardından başlattığı ve “federal güç gösterisi” olarak nitelendirilen hamlelerle aynı döneme denk geldi. Ulusal Muhafızlar normalde eyalet valilerine bağlı olsa da federal görev emri verildiğinde Pentagon’un komuta zincirine giriyor ve fiilen Savaş Bakanlığına bağlı şekilde hareket ediyor. Bu tablo, sahadaki birliklerin Pete Hegseth üzerinden Trump’ın tartışmalı kararlarını uyguladığı bir zemin oluşturdu.
Tam da bu bağlamda, geçtiğimiz ay Senatör Mark Kelly’nin de yer aldığı bir videoda askerlere, yasa dışı emirlere uymama yükümlülüğü hatırlatılmıştı. Video, ABD askerî hukukunun temel ilkesine atıf yaparak açıkça hukuka aykırı bir emrin reddedilmesi gerektiğini vurguluyordu. Kelly ise katıldığı yayında kendisine Pentagon’dan resmî bir bildirim yapılmadığını, duyduklarının büyük ölçüde sosyal medya ve basına sızan söylemlerden ibaret olduğunu söyledi. Süreci “tırmandırma ve yıldırma” girişimi olarak tanımlayan Kelly, geri adım atmayacağını da açıkça dile getirdi.
Savaş Bakanı Pete Hegseth, video paylaşımının ardından sosyal medya hesabından Kelly’i sert biçimde hedef aldı. Kullanılan dilin, bir senatörden ziyade emri altındaki bir askerle konuşur gibi bir üslup taşıması dikkat çekti ve meselenin siyasi sınırların ötesine taşındığı yönündeki eleştirileri güçlendirdi. Pentagon’un Kelly’ye karşı “hukuki zemin” kurma yönteminin, onun sivil bir senatör olmasının yanı sıra emekli bir Deniz Kuvvetleri subayı olmasına dayanması da tartışmanın merkezinde. ABD hukukunda bazı emekli askerler, emeklilik statüleri ve kurumla devam eden bağları nedeniyle tamamen sivil kabul edilmeyebiliyor. Pentagon da bu gri alana yaslanarak belirli koşullarda emekli personeli, Askeri Ceza ve Disiplin Yasası (UCMJ) gibi disiplin mekanizmalarıyla ilişkilendirme imkanı olduğunu savunuyor.
Eleştirel sesler üzerinde artan baskı
Bu nedenle Kelly’nin paylaştığı video, normal koşullarda siyasi bir tartışma ya da ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek bir içerikken Pentagon tarafından askeri soruşturma açılmasına elverişli bir dosyaya dönüştürülmeye çalışılıyor. Ancak bu durumun yakın tarihte bir örneğinin olmaması, rutin bir hukuki süreci işletmekten ziyade asker kökenli bir senatörü örnek göstererek caydırıcı bir mesaj verme eleştirilerini besliyor. Trump’ın ikinci döneminde atılan otokratik adımların yarattığı iklimde bu hamle, giderek daha fazla çevre tarafından örtülü bir muhalifi susturma girişimi olarak yorumlanıyor.

Zira aynı ilke, yani askerlerin yasa dışı emirlere uymama yükümlülüğü, geçmişte Trump kabinesinde yer alan bazı isimler tarafından da savunulmuştu. Buna rağmen Pentagon’un Kelly’nin askerî geçmişini kullanarak konuyu hukuken ağırlaştırmayı tercih ettiği belirtiliyor. Kelly’ye dönük baskı, Pentagon’un yeni basın kurallarıyla birlikte değerlendirildiğinde eleştirel sesleri hem medya hem siyaset hattında daha dar bir alana sıkıştırma çabası iddialarını güçlendiriyor.
Medya dünyasından Trump yanlısı figürlerin dahi eleştirdiği yeni politika, gazetecilerin sahada çalışmasını da zorlaştırıyor. Muhabirlerin askeri gemilere çıkması veya birliklerle birlikte seyahat ederek sahadan ayrıntılı bilgi toplaması daha da sınırlanacak. Bu durumun ulusal güvenlik haberciliğinin niteliğini düşüreceği ve Trump’ın “otokratik lider” imajını pekiştireceği bir döneme işaret ediyor.
New York Times’ın açtığı dava ise yalnızca bir medya hükümet çekişmesi olarak görülmüyor. Birçok hukukçu, bu sürecin ABD’de basın özgürlüğünün geleceği açısından dönüm noktası olabileceğini ve kararın sadece Pentagon’un politikasını değil, Trump yönetiminin ikinci döneminde Washington’daki demokratik denetim mekanizmalarının gücünü de etkileyeceğini düşünüyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.