Orta Doğu'da Maliyet Tartışması, Kırık Ateşkesler ve Sessiz Yeniden Yapılanma
05.05.2026 - 15:45 | Son Güncellenme: 06.05.2026 - 08:25
ABD ile İran arasındaki savaşın maliyetine dair rakamlar -Pentagon'un açıkladığı 25 milyar dolar,[1] CBS'in aktardığı 50 milyar,[2] İran Dışişleri Bakanı Erakçi'nin öne sürdüğü 100 milyar dolar-[3] aslında aynı olayın üç farklı siyasi yorumu. Her biri rakip bir anlatıyı besliyor: Pentagon rakamı "sürdürülebilir bir operasyon" imgesi kurmak isterken; CBS kaynağı, hesap soran bir kamuoyuna malzeme veriyor; Erakçi'nin "Netanyahu'nun kumarının Amerika'ya faturası" çerçevesi ise Washington ile Tel Aviv arasındaki sorumluluk boşluğunu stratejik bir silaha dönüştürme çabasında. O sebeple Orta Doğu'nun bu haftasını anlamak için rakamların ardına geçmek gerekiyor: Kimin neyi örtbas ettiğini, kimin neyi açığa çıkarmaya çalıştığını anlamak için…
İran'ın arabulucu Pakistan aracılığıyla ABD'ye ilettiği nihai müzakere taslağı, teklifin içeriği kamuoyuyla paylaşılmadan gündeme düşmüştü.[4] Trump'ın ilk tepkisi -"Tatmin olmadım, anlaşmaya varabileceğimizden emin değilim"- müzakere dilinin belirsizliğini yönetme çabasını ele veriyordu.[5] Aynı açıklamada deniz ablukasını "harika ve çok güçlü" bulan Trump, ardından "ya yok ederiz ya anlaşırız" derken iki seçeneği de masa üzerinde tuttuğunu göstermişti. Bu ikirciklilik bir zayıflık değil, baskı müzakerelerinde sık başvurulan bir araç -ancak İran tarafının niyet belirsizliği de eş zamanlı işliyor. Zencan'da ABD ve İsrail'e ait patlamayan mühimmatların infilak etmesi sonucu ölen 14 Devrim Muhafızları askeri[6] ise sahadaki fiilî durumu -savaşın henüz bitmediğini- bütün diplomatik söylemlerin önüne çıkarıyor.
Lübnan cephesi, ateşkes kavramının nasıl içinin boşaltıldığını en çıplak biçimiyle gösteriyor. Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2 Mart'ta başlayan savaştan bu yana en az 2.618 kişi hayatını kaybetti; ateşkese rağmen saldırılar sürmekte, tek bir günde en az 11 kişi ölmekte.[7] Hizbullah'ın ihlallere karşılık verdiğini açıklaması, çatışmanın ateşkes çerçevesi içinde -ya da o çerçevenin kıyısında- devam ettiğini ortaya koyuyor. Lübnan Cumhurbaşkanı Avn ve Başbakan Selam'ın ABD Büyükelçisi ile "ateşkesin kalıcı hâle getirilmesi" üzerine ayrı ayrı görüşmeler yapması,[8] kalıcılığın henüz sağlanamadığının zımni kabulü.
Filistin cephesinde tablo farklı değil. Hamas'ın açıkladığına göre ateşkes anlaşmasının imzalanmasından bu yana 200'ü aşkın gün boyunca ihlaller aralıksız sürüyor, 10 Ekim 2025'ten bu yana en az 824 Filistinli hayatını kaybetti.[9] Doğu Kudüs'te bir rahibenin darp edilmesi ve FIFA Kongresi'nde Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril Recub'un tokalaşmayı reddetmesi[10] -her ikisi de küçük görünen ama yoğun bir siyasi yüklülüğü simgeleyen anlar. Recub'un "soykırımı ve etnik temizliği aklamaya çalışıyor" cümlesi, spor diplomasisinin üzerinde yürüdüğü zeminin ne kadar ince olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Bu çatışma ortamının gölgesinde Irak, kararlı bir enerji coğrafyasının yeniden yapılanmasına girişti. Rabia Sınır Kapısı'ndan Suriye'ye ham petrol ihracatı başladı, ilk günde 70 tanker sevk edildi.[11] Basra–Hadise boru hattı projesinin -günlük 2,5 milyon varil kapasiteli, Ürdün ve Suriye'ye uzanan- hayata geçirilmesi ve Kerkük–Ceyhan hattından ihracatın yakında günlük 600.000 varile çıkacağının duyurulması,[12] Irak'ın Hürmüz tıkanıklığına verdiği yapısal yanıtı oluşturuyor. Bu tabloda Suriye hem bir geçiş koridoru hem de ayrı bir savaş sahnesi: İsrail, Kuneytra'da bir yılda 9 askerî üs inşa ederek yaklaşık 12.000 dönüm araziyi fiilî işgal altına aldı.[13] Irak petrolünün yeni koridorları ile İsrail'in yeni tampon bölge tasarımı Suriye üzerinde kesişiyor -bu örtüşme stratejik bir çelişkiyi gizlemekte ya da üretmekte.
Körfez'de ise hem iç baskı hem dış konumlanma hareketliliği göze çarpıyor. Bahreyn Kralı'nın "İran'ın ülkeye yönelik saldırılarını destekleyenlerin" vatandaşlıktan çıkarılması talimatı,[14] Körfez siyasetindeki sadakat ayrışmasının hukuki zemine taşınma girişimi. BAE Danışmanı Gargaş'ın Hürmüz Boğazı'nda tek taraflı İran düzenlemelerine güvenilemeyeceğini vurgulaması[15] bölgenin enerji geçiş güzergâhlarına ilişkin kaygıyı açıkça dillendirmekte. Öte yandan Suudi Arabistan Sanayi Bakanı Hureyf'in mevcut krizi bir "fırsat" olarak çerçevelemesi -Covid-19 analojisiyle, Türkiye ile ilişkileri "seçkin ve stratejik" olarak tanımlayarak-[16] Riyad'ın bölgesel krizleri sıfır toplamlı değil, fırsatçı bir mantıkla okuduğunu gösteriyor.
Türkiye geçtiğimiz hafta Orta Doğu'da en hareketli diplomatik aktör konumundaydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın İranlı mevkidaşı Erakçi ile yürütülen müzakere sürecinin son durumunu görüşmesi,[17] Ankara'nın İran-ABD hattında arabulucu kapasitesini canlı tutma çabasının somut göstergesi. Fidan'ın aynı günlerde Irak'taki Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih el-Feyyad ile Ankara'da bir araya gelmesi[18] ise Türkiye'nin Irak'ın iç denklemlerini de yakından izlediğini ortaya koyuyor. Ulaştırma Bakanı Uraloğlu'nun "Basra Limanı'na kadar tren hattı" vizyonu -Sultan II. Abdülhamid'in Hicaz Demiryolu'na yapılan göndermesiyle birlikte-[19] salt bir altyapı projesi değil, tarihsel ve jeopolitik bir iddia içeriyor: Türkiye, Orta Doğu'nun yeniden örülmekte olan enerji ve ulaşım ağlarında merkez konum talep ediyor.
Küresel Sumud Filosu'nun Akdeniz'de uluslararası sularda İsrail ordusunun saldırısına uğraması ve aktivistlerin Girit üzerinden dağıtılması,[20] bölgenin sembolik dilini de yeniden şekillendirdi. Deniz hukukunun fiilen askıya alınabildiği bu sahne -59 aktivisti ülkeye taşıyan Türk uçağıyla birlikte- kamuoyu diplomasisinin ne kadar somut bir lojistik zemine oturduğunu gösteriyor. İki filo yöneticisinin hâlâ İsrail'in elinde bulunması ise krizin kapanmadığının en keskin işareti.
Orta Doğu'nun bu haftaki tablosunu tek bir cümleyle özetlemek gerekirse: Savaş devam etmekte, ateşkesler kâğıt üzerinde kalmakta, diplomasi performatif biçimlerde sürmekte -ve bölgenin ekonomik-lojistik omurgası, tüm bu kaotik süreçlerin içinde sessizce yeniden örülmekte. Asıl hesap, maliyet rakamlarının hangisinin doğru olduğuyla değil, bu savaşın ardından kimin hangi koridoru kontrol edeceğiyle ilgili. Ve o hesabı rakamlar değil, boru hatları, demiryolları ve askerî üsler tutmakta.
Kaynak:
[1] ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri maliyetin 25 milyar dolar olduğunu kamuoyuyla paylaştı. Bkz. CBS News, 2 Mayıs 2026.
[2] CBS News'ün konuya yakın bir yetkiliye dayandırdığı habere göre savaşın gerçek maliyeti 50 milyar dolar. CBS News, 2 Mayıs 2026.
[3] İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, "Pentagon yalan söylüyor. Netanyahu'nun kumarının Amerika'ya şimdiye kadar doğrudan maliyeti 100 milyar dolar" açıklamasını yaptı. İran Dışişleri Bakanlığı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[4] İran resmi haber ajansı IRNA'ya göre Tahran, ABD ile müzakerelerde arabulucu olan Pakistan'a nihai müzakere taslağını iletti. IRNA, 2 Mayıs 2026.
[5] ABD Başkanı Donald Trump: "Anlaşma yapmak istiyorlar ama son öneriden tatmin olmadım. Anlaşmaya varabileceğimizden emin değilim." Trump ayrıca "İranlıları ya yok edeceğim ya da onlarla bir anlaşma yapacağım" ifadesini de kullandı. ABD Başkanlığı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[6] İran'ın Zencan eyaletinde ABD ve İsrail'in saldırılarında patlamayan mühimmatların infilak etmesi sonucu Devrim Muhafızları Ordusu mensubu 14 asker hayatını kaybetti. IRNA, 2 Mayıs 2026.
[7] Lübnan Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2 Mart'ta savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında en az 2.618 kişi hayatını kaybetti. Lübnan Sağlık Bakanlığı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[8] Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam, ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa ile ateşkesin kalıcı hale getirilmesi meselesini ayrı ayrı görüştü. Lübnan Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık kaynakları, 2 Mayıs 2026.
[9] Hamas, ateşkesin yürürlüğe girdiği 10 Ekim 2025'ten bu yana İsrail saldırılarında en az 824 Filistinlinin hayatını kaybettiğini ve 200'ü aşkın gün boyunca sürekli ihlaller yapıldığını açıkladı. Hamas açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[10] Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril Recub, FIFA Olağan Kongresi'nde İsrail Futbol Federasyonu Başkan Yardımcısı'yla tokalaşmayı reddetti. Recub: "İsrail hükümetinin çirkin yüzünü, soykırımı ve etnik temizliği aklamaya çalışıyor." FIFA Kongresi haberleri, 2 Mayıs 2026.
[11] Irak Petrol Bakanlığı, Rabia Sınır Kapısı üzerinden Suriye'ye ham petrol ihracatına başlandığını ve ilk etapta 70 tankerin sevk edildiğini açıkladı. Irak Petrol Bakanlığı, 2 Mayıs 2026.
[12] Irak Petrol Bakanlığı, Ürdün ve Suriye'ye uzanacak günlük 2,5 milyon varil kapasiteli Basra–Hadise boru hattı projesinde çalışmaların başlatıldığını duyurdu. Bakanlık aynı açıklamada Kerkük–Ceyhan hattından ihracatın yakında günlük 600.000 varile çıkacağını da belirtti. Irak Petrol Bakanlığı, 2 Mayıs 2026.
[13] İsrail ordusu, Esed rejiminin devrilmesinin ardından geçen bir yılda Kuneytra ilinde 9 askeri üs inşa ederek yaklaşık 12.000 dönüm araziyi işgal etti. İsrail ordusu ayrıca Kuneytra'daki Mantara Barajı çevresini havan toplarıyla hedef aldı. Çeşitli haber ajansları, 2 Mayıs 2026.
[14] Bahreyn Kralı Hamed bin İsa Al Halife, "İran'ın ülkeye yönelik saldırılarını destekleyenlerin" vatandaşlıktan çıkarılması talimatı verdi. Bahreyn Sarayı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[15] BAE Devlet Başkanlığı Danışmanı Enver Gargaş: "Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisine ilişkin tek taraflı hiçbir İran düzenlemesine güvenilemez." BAE resmi kaynakları, 2 Mayıs 2026.
[16] Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Hureyf, Türkiye ile ilişkilerin "seçkin ve stratejik" olduğunu belirterek bölgenin mevcut krizden büyük fırsatlarla çıkacağını ifade etti. Suudi Sanayi Bakanlığı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[17] Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İranlı mevkidaşı Abbas Erakçi ile İran-ABD müzakere sürecindeki son gelişmeleri görüştü. T.C. Dışişleri Bakanlığı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[18] Bakan Fidan ayrıca Irak'taki Haşdi Şabi Komisyonu Başkanı Falih el-Feyyad ile Ankara'da bir araya geldi. T.C. Dışişleri Bakanlığı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[19] Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu: "Sultan Abdülhamid Hicaz Demiryolu'nu yapmıştı. Biz bu hattı oraya da bağlayarak Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan'a kadar gideceğiz." T.C. Ulaştırma Bakanlığı açıklaması, 2 Mayıs 2026.
[20] Küresel Sumud Filosu aktivistleri, İsrail'in uluslararası sulardaki saldırısının ardından Girit üzerinden ülkelerine dönmeye başladı. Türkiye'ye getirilen 59 aktivist arasında 20 Türk vatandaşı bulunmaktaydı. Çeşitli haber ajansları, 2 Mayıs 2026.