Nerede Ateşkes!

Hava saldırıları, yerli iş birlikçiler ve gittikçe daha fazla azalan insani yardım; Gazze'deki ateşkes sürecini özetleyen üç başlık. Tarih 9 Ekim 2025. ABD Başkanı Trump öncülüğünde İsrail ile Hamas arasında bir ateşkese varıldı. Aradan geçen yaklaşık 8 aylık süre içerisinde bu ateşkes sahada ne kadar işlevsel kaldı ve kimin işine yaradı?
nerede-ateskes-irfan-ilhan.jpg

12.06.2026 - 16:28  |  Son Güncellenme:  23.06.2026 - 12:17

Ateşkes gereği Gazze'de sarı hat denen bir çizgi belirlenmişti. Bu hat, İsrail işgal kuvvetlerinin bulunduğu bölge ile Hamas'ın hâkimiyetinde olan bölgeyi birbirinden ayırmasıyla biliniyor. Ateşkesin yürürlüğe girdiği tarihte sarı hattın gerisinde kalan, yani İsrail işgali altında olan bölge, Gazze topraklarının %53'ünü oluşturuyordu. İsrail'in bu sınırda kalması ve anlaşmanın ilerlemesine de bağlı olarak kademeli bir şekilde geri çekilmesi bekleniyordu. Ancak böyle olmadı; İsrail bir yandan sarı hattı "yeni sınır çizgisi" olarak tanımlayıp buradaki hâkimiyetini pekiştirirken ve yeni karakollar inşa ederken diğer yandan bölgedeki Filistinlilerin evlerini yıktı. Bununla da yetinmedi ve sarı hattı genişleterek hâkimiyet alanını %60'a çıkardı. Üstelik bu gizli saklı da değil; bizzat Netanyahu tarafından resmî açıklamayla desteklendi ve yeni hedefin Gazze'nin %70'ini işgal etmek olduğu ifade edildi.

İnsani yardım 

“Tamam işgal genişliyor ama insani durumda hiç mi iyileşme yok?” diyecek olursanız o taraftaki durum da içler acısı. İsrail, anlaşma gereği her gün yaklaşık 600 yardım tırının Gazze'ye girmesine izin vermeyi kabul etmişti. Ancak bu sekiz ay içerisinde günlük ortalama yalnızca 208 tırın geçişine izin verdi. Bu durum, Gazze'deki gıda krizinin tehlikeli boyutlarda seyretmesine sebep oldu. Ayrıca yaklaşık 2 milyon Gazzelinin ihtiyaç duyduğu konteyner ve benzeri yapıların geçişine de izin verilmemesi ciddi barınma krizine yol açtı. Kışın çadırlarda şiddetli soğuk sebebiyle vefat eden bebekler oldu. Yaz aylarının gelmesiyle sıcaklık, su ve hijyen problemlerinin de tavan yapması beklenirken Gazzeliler şu an bir de çadırları basan, uyuyan insanları kemiren farelerle mücadele ediyor. Bölgedeki özel kaynaklarımızdan bu tarz fareleri daha önce görmediklerini ve İsrail'in özel olarak yetiştirip Gazze'ye saldığını iddia edenler var. 

Ardı kesilmeyen tasfiyeler  

Tüm bunların haricinde ve belki de en can alıcı noktaya geliyorum. Hani "ateşkes" deyince bir çatışma olmamasını beklersiniz ya. İşte İsrail için böyle değil. Bağımsız kaynaklarca doğrulanan verilere göre İsrail, anlaşmanın başından bu yana ateşkesi 3000'den fazla kez ihlal etti ve yaklaşık 1000 Filistinliyi öldürdü. Öldürülenler arasında sarı hat çevresinde odun toplayan küçük çocuklardan gazetecilere ve direniş hareketlerinin yetkili isimlerine kadar birçok kişi var. Ancak bu dönemde İsrail'in özellikle sahadaki en yetkin isimlere; komutanlara, akademisyenlere, doktorlara odaklanarak Gazze halkının toparlanmasına en fazla katkıda bulunacak etkin isimleri saf dışı bırakmak istediği belli.

Bir de iş birlikçiler meselesi var. İsrail, bazen doğrudan hava saldırısı gerçekleştirmek yerine ajanlaştırdığı yerli iş birlikçilerine silah vererek Hamas'ın emniyet mensuplarını hedef alıyor. Emniyet mensuplarına özel olarak suikast düzenlenmesi ile Gazze halkı arasında kaos ortamının artması ve direnişçilere olan güvenin boşa düşürülmesi hedefleniyor.

Hamas ne yapıyor? 

Burada akıllara iki soru geliyor:  

1- Hamas daha önce İsrail'in anlaşmalara uymadığını bilen bir yapı olarak bu ateşkesi neden kabul etti?  

2- Niçin bu ihlallere karşı askerî bir misillemede bulunmuyor?  

İlk sorunun cevabı aşikâr. Hamas da İsrail'in ateşkes dönemini kendi avantajına çevirmek için bunları yapacağını biliyordu. Fakat bu anlaşmayı kabul etmek zorundaydı çünkü ateşkes öncesinde açlıktan ölümler başlamıştı. Aralarında birçok "İslam ülkesinin" de olduğu dünya devletleri İsrail engelini aşıp Gazze'ye gıda sokamamıştı.  

Üstüne üstlük ABD ve İsrail iş birliği ile "insani yardım" kisvesi altında bir vakıf kurulup Gazze'de gıda dağıtım noktaları açıldı ve kilometrelerce mesafeyi yürüyerek kat edip gelen yüzlerce insan bu noktalarda öldürüldü.

Hâliyle başta Hamas olmak üzere direniş örgütleri halkın biraz olsun nefes almasını arzuladı ve elindeki Siyonist esirleri de serbest bırakmayı kabul etti.  

İkinci soruya, yani Hamas'ın niçin bu ihlallere askerî bir misilleme yapmadığına gelecek olursak belki bu süreçte bir esneklik göstererek yeniden teşkilatlanmayı ve iyi bir fırsat beklemeyi tercih ettiklerini söyleyebiliriz. Her ne kadar İsrail, komuta kademesini hedef alıp bölgedeki bazı tünelleri imha ettiğini duyursa da Hamas gibi köklü bir örgütün farklı hareket tarzlarıyla canlılığını koruması şaşırtıcı olmaz.

Dolayısıyla Hamas şu aşamada bu ihlallere karşın garantör ülkelere siyasi çağrılar yapıyor ki aslında bizim sormamız gereken nokta da tam olarak burası: 

Bu ateşkese arabuluculuk veya garantörlük yapan ülkeler nerede?  

Söz konusu ülkelerin İsrail'e karşı caydırıcı bir yaptırımı hayata geçirmeleri mümkün mü?  

Vakıaya bakacak olursak maalesef mümkün değil. Nitekim garantör ülkelerin bu süreç içerisinde İsrail'i -en fazla- sözlü olarak kınarken diğer yandan Filistinli direniş örgütlerine silah bırakmaları için baskı yaptıkları biliniyor.

İsrail’in saldırıları engellenemezken Filistin halkının silah bırakmasını talep etmek, ateşkesin aslında İsrail’in ajandasına hizmet eden bir sürece dönüştüğünü gözler önüne seriyor.