Moğollar’a Diz Çöktürten Köle: Kutuz

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, Harzemşah topraklarında köle edilip Mısır'a sürüklenen, Ayn Calut’ta Moğolların yenilmezlik efsanesini yıkarak İslam dünyasına nefes aldıran Sultan Kutuz’un zafer ve hıyanetle örülü trajik hikâyesini Fokus+ için kaleme aldı.
mogollar-a-diz-cokturten-kole-kutuz.jpg

21.08.2026 - 11:02  |  Son Güncellenme:  27.08.2026 - 15:11

Tarih, bazen en büyük aktörlerini en karanlık kuyulardan çıkarır. Harzemşahlar ülkesi Moğol fırtınasıyla tarumar olurken, şehirlerin ganimeti yalnızca altınlar ve ipekler değildi; henüz dünyayı tanımayan binlerce masum çocuktu. 

O çocuklardan biri vardı ki bir gecede yurdunu, ailesini ve geçmişini kaybetti. Ruhunu kaplayan o zifiri karanlık, onu köle pazarlarında elden ele savurdu. Fırat’ı, Dicle’yi aşarak Nil’in kıyılarına kadar sürüklendi. Fakat kader, Nil’in çamurunda büyüyen bu köleye tarihin en ağır yükünü hazırlıyordu. 

Karanlık kuyulardan Mısır sarayına 

Kutuz heykeli

Mısır’a bir kölemen olarak adım atan Kutuz, âdeta düştüğü kuyudan Mısır’a aziz olan Yusuf gibi yükseldi. Zekâsı kılıcından keskin, cesareti ise bozkırın rüzgârından hızlıydı. Kısa sürede askeriyenin basamaklarını tırmandı. 

Öte tarafta ise İslam coğrafyasını kan gölüne çeviren, Bağdat’ı ateşe verip kütüphaneleri nehirlere döken bir kâbus vardı: Hülagu. 

Suriye düşmüş, Moğol barbarlığı Mısır’ın kapılarına kadar dayanmıştı. Kahire sarayındaki çürümüş uyuşukluk ve kifayetsizlik bu felaketi durduramayacak kadar acizdi. Zamanın durduğu o kritik anda Kutuz kılıcını çekti; bir darbeler silsilesiyle iktidarı ele aldı. Artık o sadece bir komutan değil, Doğu’nun son kalkanıydı. 

Kibirli elçilere kılıçla verilen cevap 

Hülagu’nun kibir dolu elçileri Kahire’ye geldiğinde, tehditler saçan mektuplar okundu. Kutuz’un cevabı ise sözlerle değil, eylemle oldu. Elçilerin kelleri vuruldu, Kahire kapılarına asıldı. Bu, pazarlığın bittiği, helalleşmenin kılıçlarla yapılacağı anın ilanıydı. 

1260 yılında, Ayn Calut meydanında iki ordu karşı karşıya geldiğinde, Kutuz karşısındaki düşmanı çok iyi tanıyordu. Yanında omuz omuza çarpıştığı, kardeşi bildiği Baybars vardı. Bir kuyumcu hassasiyetiyle işlenen savaş planı çöktüğünde, Kutuz miğferini fırlatıp attı. "Vâ İslâmâh! Yâ Allah, unsur abdeke Kutuz!" (Ey İslam! Ey İslam'ın koruyucusu olanlar! Allah'ım, kulun Kutuz'a yardım et!) nidası gökyüzünü yardı. Bu nidayla toparlanan ordunun karşısında Moğolların "yenilmezlik" efsanesi, bozkırdan gelip sultan olan kölelerin kılıçları altında ezildi. Ketboğa Noyan’ın kellesi meydanda kaldı; Doğu nefes aldı. 

Zaferin ortasında hıyanet 

Ancak kölelikten sultanlığa uzanan bu kanlı coğrafyada trajediler hiç bitmezdi. Zaferin gururu henüz soğumadan, av partisinin ortasında bir hıyanet hançeri parıldadı. Halep valiliğini alamayan Baybars, elini öpmek için eğildiği Kutuz’un sırtına ölümü sapladı. 

Bir askerî darbeyle iktidara gelen Ayn Calut kahramanı, yine bir askerî darbeyle, kardeşinin ellerinde can verdi.