Mısır’daki Cennetü’l-Baki Mezarlığı: Binlerce Sahabe Kabrinin Bulunduğu İki Köyün Hikâyesi

Mısır’ın Behnesa ve İhnasya köyleri, binlerce sahabe ve tabiinin kabrine ev sahipliği yaptığına dair rivayetlerle “İkinci Cennetü'l-Baki Mezarlığı” olarak anılıyor. Bölgenin fetih döneminden bugüne uzanan hikâyesi, ülkenin az bilinen İslam mirasını yeniden gündeme taşıyor.
dosya-misir-daki-cennetu-l-baki-mezarligi-binlerce-sahabe-kabrinin-bulundugu-iki-koyun-hikayesi.jpg

22.05.2026 - 16:39  |  Son Güncellenme:  25.05.2026 - 09:52

Mısır’ın kalbinde, Medine dışındaki en büyük sahabe yerleşkesi olarak bilinen Behnesa ve İhnasya köylerinin hikâyesi... Hicaz topraklarının ötesinde, binlerce sahabe ve tabiin kanıyla şekillenen bu gizli tarih, "Mısır’ın Baki Mezarlığı" olarak yeniden gün yüzüne çıkıyor. 

Mısır’ın başkenti Kahire’nin yaklaşık 200 kilometre güneyinde, Minye vilayetinin batı çölünün kıyısında küçük bir köy bulunuyor.  

Uzaktan bakan bir yolcunun fark edemeyebileceği kadar sakin olan bu yerleşim, Mısırlıların hafızasında ve Fas’tan Hindistan’a kadar gelen ziyaretçilerin gönlünde birçok büyük köyden daha önemli bir yere sahip. 

Behnesa isimli bu köy, sakinleri ve arkeologlar tarafından İkinci Baki Mezarlığı (Cennetü’l-Baki) ya da Mısır’ın Baki Mezarlığı olarak anılıyor. Çünkü kaynaklara göre toprağında, Mısır’ın güneyinin fethi sırasında şehit düşen binlerce sahabe ve tabiin bulunuyor. 

Behnesa’ya yakın bir mesafede, komşu Beni Süveyf vilayetinde ise İhnasya köyü yer alıyor.  

Bir dönem Firavunlar dönemindeki 9. ve 10. hanedanların başkenti olan köy, hicri 22 (m. 643) yılında İslam fetihlerinin en şiddetli savaşlarından birine sahne oldu. 

Bu iki köy birlikte, Mısır’daki İslam tarihini şekillendiren bir “ateş hattını” oluşturuyor. Ancak bu toprakların taşıdığı hikâyeyi birçok Mısırlı bile yeterince bilmiyor.  

Behnesa nasıl Mısır’ın Baki Mezarlığı oldu? 

Tarihî kaynaklara göre Mısır’ın fethi, Halife Ömer bin Hattab döneminde başladı.  

Amr bin As komutasındaki yaklaşık 3 bin 500 kişilik ordu, hicri 18 (m. 640) yılında Sina üzerinden Mısır’a girdi. Ardından Ferma, Belbis, Ayn Şems ve Babil Kalesi fethedildi; süreç hicri 20 (m. 641) yılında İskenderiye’nin düşmesiyle sonuçlandı. 

Ancak Mısır’ın tamamı henüz fethedilmiş değildi. Miladi 641 yılında, İskenderiye’nin teslimi konusunda Bizanslılarla görüşmeler sürerken Amr bin As, Yukarı Mısır’ın fethi için yeni bir sefer hazırladı.  

Bazı tarihçilere göre yaklaşık 6 bin kişiden oluşan bu kuvvetin komutasını yardımcısı Harice bin Huzafe ya da farklı rivayetlere göre Kays bin Haris el-Muradi üstlendi. 

Rivayetlere göre Halife Ömer bin Hattab, Amr bin As’a Yukarı Mısır’ın fethi için izin verirken “Eğer Yukarı Mısır’ı fethetmek istiyorsanız önce Behnesa ve İhnasya’yı alın. Onlar düşerse Bizans da düşer.” dedi. 

Bu tavsiye sebepsiz değildi çünkü Behnesa o dönemde Yukarı Mısır’daki en güçlü Bizans kalelerinden biri olarak görülüyordu.  

Köyün sağlam surları, güçlü kapıları ve şiddetli savunması övülüyordu. Behnesa’nın düşmesinin bütün Yukarı Mısır’ın düşmesi anlamına geleceği söyleniyordu.  

Behnesa kuşatması: Altı ay süren savaş 

Müslüman ordusu Behnesa’ya yaklaştığında, daha sonra Kays bin Haris’e nispetle el-Kays adı verilen köyde karargâh kurdu.  

Tarihçi Vakıdi kitabında, yaşananları Müslümanların Mısır topraklarında verdiği en şiddetli savaşlardan biri olarak anlatıyor. 

Bizans askerleri ve onlarla birlikte hareket eden Kıptiler, surların üzerinden Müslümanlara oklar ve taşlar yağdırdı.  

Kuşatma yaklaşık dört ay, bazı rivayetlere göre de altı ay sürdü. Bu süreçte çok sayıda Müslüman savaşçı şehit düştü. Şehitlerin verildiği bölge bugün Behnesa’da Maragha adıyla biliniyor. 

Rivayetlere göre sahabelerden Dırar bin Ezver, bir gün savaş meydanından kana bulanmış hâlde çıktı. Arkadaşlarının durumunu sorması üzerine, o gün tek başına 160’tan fazla düşman askeri öldürdüğünü söyledi. 

Sonunda sahabelerden Abdürrezzak el-Ensari, kalenin kapısını içeriden açmayı başardı ve Müslüman askerler şehre girdi. Ancak kendisi burada şehit düştü ve aynı yere defnedildi. Burası Fethü’l-Bab adıyla anılmaya başlandı ve kabri bugün hâlâ ayakta duruyor. 

Vakıdi’nin aktardığı ve Mısır kaynaklarında da yer alan rivayetlere göre Behnesa seferine, Hz. Muhammed’i (s.a.v.) görmüş yaklaşık 10 bin sahabe katıldı. Bunların arasında Bedir Savaşı’na katılmış 70 sahabe de bulunuyordu. 

En yaygın rivayete göre Behnesa topraklarında yaklaşık 5 bin sahabe ve tabiin defnedildi.  

Bu rakamın doğru olması hâlinde Behnesa, Hicaz bölgesi dışında en fazla sahabe kabrinin bulunduğu yer olarak öne çıkıyor. Yukarı Mısır halkının geçmişte buraya “Şehitler Şehri” adını vermesinin nedenini de açıklıyor. 

Behnesa toprağında kimler yatıyor? 

Bugün Behnesa köyünde, 2001 yılından bu yana İslam eserleri kapsamında tescilli 17 tarihî kabrin yanı sıra onlarca makam, türbe ve çevre köylerden insanların bereket umuduyla yakınlarını defnettiği binlerce mezar bulunuyor. 

Tarihî kaynaklarda, bu mübarek topraklara defnedildiği belirtilen isimlerden bazıları şöyle sıralanıyor: 

Sahabeler, çocukları ve torunları 

-Muhammed bin Ebubekir es-Sıddik el-Kureşi et-Teymi: Hz. Muhammed’in (s.a.v.) yakın dostu ve ilk halife Hz. Ebubekir’in oğlu.  

-Muhammed bin Abdurrahman bin Ebubekir: Hz. Ebubekir’in torunu.  

-Zeyd bin Hattab: Müminlerin Emiri Hz. Ömer bin Hattab’ın kardeşi.  

-Eban bin Osman bin Affan: “Zinnureyn” lakabıyla bilinen Hz. Osman bin Affan’ın torunu.  

-Hasan es-Salih bin Ali bin Zeynelabidin: Hz. Hüseyin’in torunlarından ve Hz. Ali soyundan geliyor. Kendisine nispet edilen caminin bugün hâlâ ayakta olduğu ve Ezher Camii’nden daha eski olduğu rivayet ediliyor. 

-Muhammed bin Ebu Zer el-Gıfari: Sahabe Ebu Zer el-Gıfari’nin oğlu.  

-Ziyad bin Haris bin Ebu Sufyan bin Abdulmuttalib: Hz. Muhammed’in amcasının oğlu ve Amr bin As komutasındaki Behnesa fethinde sancaktar. 

Türbesindeki kitabede şu ifade yer alıyor: “Burası, 992 Hicri/1583 Miladi yılında Allah yolunda cihat eden emir Ziyad’ın makamıdır” 

-Muhammed bin Ukbe bin Amir el-Cüheni: Sahabelerin önde gelen, Kur’an’ı en iyi okuyanlardan birinin oğlu. 

-Ka’ka bin Amr et-Temimi 

-Ubade bin Samit: Ensarın önde gelen isimlerinden ve dönemin önemli fakihlerinden biri. Hz. Ömer’in gönderdiği 4 bin kişilik destek kuvvetinin başında geldiği aktarılıyor.  

-Abdullah bin Mikdad bin Esved: “Peygamber’in süvarisi” olarak anılan Mikdad bin Esved’in oğlu.  

-Havle bint Ezver: Ünlü savaşçı Dırar bin Ezver’in kız kardeşi. Şam ve Mısır fetihlerinde savaşan kadın savaşçılardan biri olarak anlatılıyor. 

Ünlü türbeler ve kubbeler 

-Yedi Kız Türbesi olarak bilinen yapı hakkında iki farklı rivayet bulunuyor. En yaygın anlatıya göre burası, Amr bin As’ın ordusunda erkek kılığına girerek savaşan ve Bizanslılara karşı mücadele eden yedi genç kıza ait.  

Halk arasında anlatılan diğer rivayette ise daha sonraki dönemde öldürülen yedi kızın burada şehit kabul edilerek defnedildiği söyleniyor.  

Ezher üniversitesi

-Ebu Semra Kubbesi, Memlük döneminde yaşamış Ezher alimlerinden Abdulgani bin Semra el-Behnesi adına yapıldı. 

Yapının bulunduğu tarihî tepede Kuveytli arkeoloji heyetinin yaptığı kazılarda, Fatımi halifesi Hakim Biemrillah dönemine ait 200 altın dinar bulunduğu aktarılıyor.  

-Abdullah et-Tekruri Türbesi ise Behnesa’ya göç eden Faslı emirlerden birine nispet ediliyor. 

İhnasya: Şan ve kanla anılan Behnesa’nın kardeşi 

İhnasya ya da halk arasında kullanılan adıyla Ümmü’l-Kiman, Kahire’nin güneyindeki Beni Süveyf vilayetine bağlı bir köy.  

Burası, milattan önce yaklaşık iki yüzyıl boyunca, 9. ve 10. hanedanlar döneminde Mısır’ın başkenti olmuştu.  

Helen döneminde ise Herakleopolis Magna adıyla biliniyor ve Yukarı Mısır’ın kuzeyindeki Arkadia bölgesinin önemli idari merkezlerinden biri sayılıyordu. 

İslam ordusu, Behnesa kuşatmasının ardından Yukarı Mısır’a ilerlediğinde, sıradaki hedef İhnasya oldu.  

Bazı rivayetlere göre şehir halkı ve garnizonu, Behnesa’nın akıbetini gördükten sonra büyük bir direniş göstermeden teslim oldu.  

Ancak kaynaklar Behnesa, el-Kays, İhnasya ve Feyyum hattının bütünüyle kesintisiz bir savaş alanına dönüştüğü konusunda birleşiyor. Söz konusu çatışmalarda çok sayıda sahabe ve tabiin şehit düştü, bulundukları yere defnedildiler.  

Böylece Orta Güney Mısır’ın büyük bölümü, Hz. Muhammed’in (s.a.v) sahabeleri için geniş bir mezarlık hâline geldi. 

Mısır’ın kuzeyinde neden sahabe mezarlığı yok? 

Mısır haritasına bakan birçok kişi aynı soruyu soruyor: Sahabe mezarları neden özellikle Yukarı Mısır’da yoğunlaşıyor da kuzeyde neredeyse hiç görülmüyor? 

Kaynaklardan çıkarılan değerlendirmelere göre bunun birbiriyle bağlantılı üç temel nedeni bulunuyor. 

İlk neden, kuzeydeki fetih sürecinin farklı ilerlemesi. Amr bin As, Mısır’a kuzeydoğudan girdiğinde savaşlar kesintisiz ve aynı yoğunlukta yaşanmadı.  

Ferma ve Belbis bir ay direndi. Babil Kalesi uzun kuşatma gördü. İskenderiye ise yaklaşık dört buçuk aylık çetin savaşın ardından düştü. Ancak bu bölgelerdeki şehit sayıları daha dağınık kaldı. 

Delta’daki birçok şehir ve köy ya anlaşmayla teslim oldu ya da ciddi direniş göstermedi. 

Tarihçi İbn Abdülhakem, Mısır çöllerindeki bazı bedevi grupların ganimet umuduyla Amr bin As’ın ordusuna katıldığını aktarıyor. Bu nedenle kuzeyde, sahabeler için büyük toplu mezarlıklara dönüşen uzun süreli savaş alanları oluşmadı. 

İkinci neden ise coğrafi yapı. Nil Deltası yumuşak tarım arazilerinden oluşuyor, taşkınlarla şekli değişiyor ve yeraltı suları eski mezarların korunmasını zorlaştırıyor. 

Yukarı Mısır ise daha kuru bir yapıya sahip. Çöl kuşağı, tarihî yapıları ve mezarları yüzyıllar boyunca koruyabiliyor.  

Bu nedenle Behnesa’daki mezarlıklar hicri 1. yüzyıldan beri ayakta kalırken ülkenin başka bölgelerindeki birçok mezarlık zamanla kayboldu. 

Üçüncü neden de önemli sahabelerin Fustat’ta toplanması. Fetih sonrasında Amr bin As, Mukattam Dağı’nın eteğinde Mısır’ın yeni İslam başkenti Fustat’ı kurdu. Kendisi de burada defnedildi. 

Ayrıca Mısır’ın fethinden sonra doğal nedenlerle vefat eden birçok sahabe de Mukattam çevresine gömüldü.  

Bunlar arasında Leys bin Saad, Ukbe bin Amir, Ebu Basra el-Gıfari, Abdullah bin Haris ez-Zübeydi, Abdullah bin Huzafe es-Sehmi ve Muaviye döneminde Mısır valiliği yapan Mesleme bin Muhalled el-Ensari yer alıyor. 

Bu bağlamda, Leys bin Saad, Mukavkıs’ın Mukattam eteklerini Amr bin As’tan 70 bin dinar karşılığında satın almak istediğini ve “Eski kitaplarda buranın cennet fidanlarının dikileceği yer olduğu yazıyor” dediğini rivayet eder. 

Rivayete göre Ömer bin Hattab da Amr bin As’a gönderdiği mektupta “Biz cennet fidanlarının ancak müminler olduğunu biliriz. Orayı senden önce ölen Müslümanların mezarlığı yap” diye yazdı. Böylece Mukattam, Kahire’deki sahabelerin mezarlığı hâline geldi. 

Bu üç neden nedeniyle Delta ve Mısır’ın kuzeyinde, Yukarı Mısır’daki kadar ünlü sahabe kabirleri bulunmuyor. 

Büyük savaşlar güneyde yaşandı, büyük mezarlıklar ise şehitler için Behnesa’da, doğal ölümlerle vefat edenler için de Mukattam’da şekillendi. 

Mısır’ın güneyi İslam fetihlerine direndi mi? 

Tarihsel kaynakların verdiği açık cevap “evet.” Üstelik bu direniş, halk hafızasında anlatıldığından çok daha sertti. 

Mısır’ın Bizans baskısından kurtulmak isteyen halk tarafından memnuniyetle karşılandığı yönündeki yaygın anlatı, Mısır’ın kuzeyi açısından büyük ölçüde doğru.  

Çünkü Bizans’a bağlı Melkani yönetim ile Kıpti Yakubi halk arasındaki mezhepsel gerilim, birçok Kıpti’nin Müslümanlarla iş birliği yapmasına ya da en azından Bizans’a destek vermekten kaçınmasına yol açtı. 

Ancak Yukarı Mısır’daki tablo farklıydı. Behnesa’daki Bizans garnizonu altı ay boyunca direndi.  

İhnasya ise Bizans’ın en önemli kalelerinden biri olarak görülüyordu. Behnesa’daki Maragha bölgesinde yaşanan çatışmalarda, Dırar bin Ezver’in rivayetine göre tek bir noktada 280 Müslüman savaşçı hayatını kaybetti. Bu nedenle tarihçiler, Mısır fethinin kolay bir gezi gibi gösterilmesine karşı çıkıyor.  

Bu görüşü reddeden bazı tarihçiler, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: Mısır’ın kolayca fethedildiğini söylemek tarih bilgisinden yoksun bir yaklaşım. Bizanslılar ve Mısır halkı fetihlere ciddi direniş gösterdi. Müslümanlar ise iki yıl boyunca süren ağır savaşlar sonunda Mısır’ı fethedebildi. Bu, her şeyden önce, savunanların azmini ve fetih yapanların ise sarsılmaz kararlılığını gösteriyor. 

Direniş, Behnesa ile de sınırlı kalmadı. Amr bin As’ın sahabelerden Ukbe bin Amir komutasında Nubya’ya gönderdiği birlikler, bölge halkının sert direnişi nedeniyle başarı sağlayamadı.  

Tarih kaynaklarında “Göz Nişancıları” olarak anılan Nubyalı okçuların, düşmanlarının gözlerini vuracak kadar usta oldukları anlatılıyor. 

Sonunda Müslümanlar Nubya ile Bakt adı verilen bir barış anlaşması yapmak zorunda kaldı. Nubya’nın askerî olarak tamamen kontrol altına alınması ise ancak yüzyıllar sonra mümkün oldu. 

Bu mezarlıklar tarih boyunca nasıl korundu? 

Tarih kaynakları ile şehir planları ve ziyaretgâh kitapları incelendiğinde, Behnesa’nın Müslümanların eline geçmesinden sonra zamanla Mısır halkının kolektif hafızasında kutsal bir şehir hâline geldiği görülüyor. Bölgedeki kabirlerin korunması ise tarih boyunca farklı aşamalardan geçti. 

Hicri birinci yüzyıldan itibaren sahabelerin torunları Behnesa’ya yerleşmeye başladı. 

Hz. Ebubekir’in soyundan gelen aileler, özellikle oğulları Muhammed ve Abdurrahman’ın nesli burada yaşamını sürdürdü. Ayrıca Zübeyr bin Avvam soyundan gelen Beni Zübeyr kabilesi ile Ebu Zer el-Gıfari’nin mensup olduğu Gıfar kabilesi de bölgeye yerleşti. 

Bu aileler, atalarının mezarlarını korudu ve Behnesa’yı zamanla ilmî ve manevi bir merkeze dönüştürdü.  

Tarihî kayıtlara göre köy, yüzyıllar boyunca Yukarı Mısır’ın kuzey kesiminin merkezi kabul edildi. Hatta bölge bir dönem Al Amal Behnesa adıyla anılan ve özellikle dokuma üretimiyle tanınan idari bir eyalete adını verdi. 

Fatımiler döneminde Behnesa’da büyük bir saray inşa edildi. Ebu Semra Kubbesi altında yapılan kazılarda, Fatımi halifesi Hakim Biemrillah dönemine ait 200 altın dinar ile sarayın kalıntıları bulundu.  

Ayrıca kubbenin yanında dört mezheb ekolünün öğretildiği bir ibadet köşesi kuruldu. Böylece Behnesa yalnızca ziyaret edilen bir yer değil, aynı zamanda bir ilim merkezi hâline geldi. 

Memlük döneminde Behnesa’daki kabirler en parlak dönemini yaşadı. Memlük emirleri, bereket umuduyla kendi türbelerini şehitlerin mezarlarının yanına yaptırdı. 

Tarihçi Abdurrahman el-Ceberti, el-Elfi es-Sağir lakaplı Emir Beştak Bey’in de burada defnedildiğini aktarıyor. 

Bugün ayakta duran mezarların büyük bölümü de bu dönemde inşa edildi. Bunlar arasında, kitabesi hicri 992/miladi 1583 tarihini taşıyan Ziyad bin Ebu Sufyan Kubbesi ile Ezher alimlerinden Abdulgani bin Semra el-Behnesi’nin kabri öne çıkıyor. 

Bu mezarlıkları belgeleyen en önemli tarihçiler arasında Makrizi, İdrisi, İbn Abdülhakem ve Mürşidü’z-Züvvar ila Kuburi’l-Ebrar adlı eserin yazarı Muvaffakuddin bin Osman yer alıyor. 

İbn Osman’ın kitabı, Kahire’deki mezarlıkları konu alan en eski eserlerden biri kabul ediliyor. Daha sonra İbn Zeyyat’ın el-Kevakibü’s-Seyyaresi ile İbnü’l-Cebbas’ın Mühezzebü’t-Talibin ila Kuburi’s-Salihin adlı eserleri de bu geleneği sürdürdü. 

Osmanlı döneminde ise devletin ağırlık merkezi Yukarı Mısır’dan uzaklaştı ve Behnesa’daki mezarlara yönelik resmî ilgi azaldı.  

Buna rağmen bölge halkı türbeleri kendi imkânlarıyla onarmayı sürdürdü. Yapılara yeni isimler verildi ve cuma günleri düzenlenen haftalık ziyaret merkezlerine dönüştürüldü. 

Ali Paşa Mübarek, el-Hıtatü’t-Tevfikiye adlı eserinde Behnesa’nın büyük bir şöhrete sahip olduğunu yazıyor. Ayrıca Yedi Kız makamından ve ziyaretçilerin şifa umuduyla yaptığı, halk inanışlarıyla efsanelerin iç içe geçtiği bazı geleneklerden söz ediyor. 

Behnesa’daki mezarlar, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren uzun süre ihmal edildi. 2001 yılında 18 kabir, İslam ve Kıpti eserleri listesine alınmasına rağmen 2020’ye kadar ciddi bir restorasyon çalışması yapılmadı. 

2015 yılında Behnesa İslam Eserleri Bölgesi Müdürü Selame Zehran, mezarların ihmal kurbanı ve çökme tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi.  

Yapılarda derin çatlaklar oluştuğu, kırmızı tuğlaların döküldüğü, ahşap kapıların kullanılamaz hâle geldiği ve tarihî alanların çevresine müdahalelerde bulunulduğu konusunda uyardı. 

İhnasya’nın durumu da farklı değildi. 2020’de yayımlanan haberlere göre arkeolojik alan hayvan otlatma bölgesine dönüşmüş, büyükbaş hayvanlar granit sütunlara ve dikilitaşlara bağlanmıştı.  

Kazı alanlarına çöp döküldüğü, çevredeki evlerden gelen kanalizasyon atıkları nedeniyle yeraltı suları yükselmişti. 

Kurtarma projesi 

Ocak 2020’de, dönemin Turizm ve Eski Eserler Bakanı Halid el-Anani, Behnesa bölgesini ziyaret ederek 18 tarihî türbenin restore edileceğini açıkladı.  

Halid el-Anani 

Projenin, Silahlı Kuvvetler Ulusal Hizmet Projeleri Kurumu iş birliğiyle ve Eski Eserler Yüksek Konseyi denetiminde yürütüleceğini ekledi. 

İslam, Kıpti ve Yahudi eserleri bölümünün başındaki Usame Talat ise projenin türbelerin restorasyonunu, bölge girişlerinin düzenlenmesini, aydınlatma ağı kurulmasını, Arapça ve İngilizce yönlendirme levhaları yerleştirilmesini ve türbelerin İslam mimarisi tarzındaki ahşap kapılı koruma duvarlarıyla çevrilmesini kapsadığını açıkladı. 

Bu çalışmalarla Behnesa’nın Mısır’daki dinî turizm haritasına dâhil edilmesi hedefleniyor. 

Behnesa neden bugün de önem taşıyor? 

Medine’deki Baki Mezarlığı’nın adı geçtiğinde bile Müslümanların kalbi titriyor. 

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ailesine ve sahabelerine uzun yıllardır sevgi besleyen Mısır’da da ikinci bir Baki Mezarlığı bulunuyor. 

Başkent Kahire’ye arabayla yaklaşık dört saat uzaklıktaki Behnesa’da, kaynaklara göre Hz. Muhammed’i gören yaklaşık 5 bin kişinin kabri yer alıyor.  

Bunların arasında Bedir Savaşı’na katılmış 70 sahabe ile raşid halifelerin çocukları ve torunları da bulunuyor. 

Behnesa ve İhnasya, Mısır’ın yalnızca fethedilmiş bir ülke değil, aynı zamanda sahabelerin yaşamayı ve defnedilmeyi seçtiği bir toprak olduğuna tanıklık eden iki önemli köy olarak görülüyor. 

Bugün ayakta duran 17 türbenin her biri, bir şehidin hikâyesini ve İslam’ın ilk neslinin sınırları kalemle değil, kanlarıyla çizdiğini anlatan tarihî bir de niteliği taşıyor.