Milano –Cortina 2026’ya Protesto Gölgesi: Halk Neden Sokakta?

İtalya, 20 yıl sonra yeniden ev sahipliği yaptığı kış oyunlarında prestij ararken, koordineli sabotajlar ve protestolar organizasyona damga vurdu. Peki ya, Meloni hükümetini sarsan bu güvenlik krizinin arkasında ne var? İşte tüm ayrıntılar...
Milano –Cortina 2026’ya Protesto Gölgesi Halk Neden Sokakta

11.02.2026 - 16:02  |  Son Güncellenme:  11.02.2026 - 16:27

Milano–Cortina 2026 Kış Olimpiyat Oyunları, yaklaşık 3 bin sporcunun katılımıyla İtalya’nın kuzeyinde görkemli bir açılışla başladı. 6 Şubat’ta start alan organizasyon 22 Şubat’a dek sürecek ve 17 gün boyunca dünyanın dört bir yanından sporcular, 116 dalda madalya mücadelesi verecek. 

Torino 2006’dan sonra İtalya’nın ev sahipliği yaptığı ilk Kış Olimpiyatları olan Milano–Cortina, ülke için sadece sportif bir etkinlik değil, aynı zamanda ulusal prestij ve ekonomik canlanma fırsatı olarak görülüyor. Hükümet, oyunlar için son yedi yıldır hazırlık yapıyor; yeni tesis inşaatları, altyapı çalışmaları ve güvenlik önlemleri için toplam maliyetin 5 milyar doları aştığı belirtiliyor. 

Öte yandan, Kuzey İtalya’nın Milano ve Cortina d’Ampezzo kentleri arasında paylaşılmış tesislerle düzenlenen bu Olimpiyat, tarihin en geniş alana yayılan oyunları oldu. Yetkililer, mevcut tesislerin azami kullanımına öncelik verdiklerini vurgulasa da, Cortina’da sıfırdan inşa edilen kızak pisti ve Milano’daki yeni buz hokeyi salonu gibi projeler bütçeyi şişirdi. Organizasyon Komitesi bütçesinin başlangıçta öngörülen 1,3 milyar dolardan 1,7 milyar dolara yükseldiği, kamu altyapı harcamalarının ise bunun iki katından fazla tuttuğu açıklandı. Yine de İtalyan yetkililer, zorlu ekonomik şartlara ve sıkışık takvime rağmen oyunların zamanında ve başarıyla hayata geçtiğini, on binlerce yabancı ziyaretçinin İtalya’ya akın ettiğini belirterek Olimpiyatların ülkeye “maddi ve manevi büyük getiri sağlayacağını” dile getiriyor.

ABD’de ICE protestolarından bir kare

ICE protestoları: Amerika’daki öfke İtalya’ya taşındı

ABD’de ICE karşıtı protestolar, Trump’ın ikinci döneminde sertleşen göç uygulamalarının ardından daha görünür ve süreklilik kazanan bir toplumsal tepki hattına dönüştü. Minnesota’da iki ABD vatandaşının federal göçmenlik personeliyle yaşanan olaylarda hayatını kaybetmesiyle tırmanan gerilim, ülke genelinde protesto dalgasını büyütürken, Washington’un göç politikalarının kamuoyundaki maliyetini de artırdı. Nitekim ICE karşıtlığı, yalnızca bir kurum eleştirisi olmaktan çıkıp, Trump dönemindeki sert güvenlik yaklaşımının ve “yabancı düşmanlığı” tartışmasının sembolik başlıklarından biri haline geldi.

Bu sembolik yük, Milano–Cortina Kış Olimpiyatları’na da taşındı. Oyunlar sırasında ABD heyetinin güvenliği için İtalya’ya sınırlı sayıda ICE personelinin gönderileceği haberleri, Milano sokaklarında haftalardır biriken “Olimpiyat karşıtı” itirazlara yeni bir başlık ekledi. Sol gruplar ve anarşist çevreler, ICE’ı ABD’deki sert uygulamalarla özdeşleştirerek, böylesi bir birimin Olimpiyatlar gibi küresel bir vitrine “güvenlik” etiketiyle taşınmasına tepki gösterdi.

Daha oyunlar başlamadan, 31 Ocak’ta Milano’da yüzlerce kişinin katıldığı bir gösteri düzenlendi. “ICE defol” ve “Sadece Spritz’de ICE olsun” yazılı pankartlar taşıyan kalabalık, yabancı güvenlik güçlerinin İtalya’da görevlendirilmesini egemenlik ihlali ve “Olimpiyat ruhuna aykırı” olarak niteledi. Protestocular arasında II. Dünya Savaşı’nda faşizme direnen partizanların anısını yaşatan dernekler ve sendikalar da yer aldı. Göstericiler, ABD’de ICE ajanlarının göçmenlere ve protestoculara yönelik sert müdahalelerini hatırlatarak bu birimi “Gestapo”ya benzeten dövizler taşıdı.

Tartışmalar büyüyünce İtalya İçişleri Bakanı Matteo Piantedosi, 4 Şubat’ta parlamentoda özel bir oturumda açıklama yapmak zorunda kaldı. Piantedosi, ICE personelinin sahada operasyon yürütmeyeceğini, yalnızca ABD Büyükelçiliği bünyesinde istihbarat ve analiz desteği vereceğini, kamu düzeninin ise tamamen İtalyan polisinin kontrolünde olduğunu söyledi. Bu iş birliğinin yeni olmadığını, 2009’da imzalanan bir anlaşmaya dayandığını hatırlattı. Ancak muhalefet açıklamayı yetersiz buldu; bazı vekiller Meloni hükümetini, “Trump’ın sert güvenlik yaklaşımını ülkeye taşımakla” suçladı. Milano Belediye Başkanı Giuseppe Sala da ICE varlığından duyduğu rahatsızlığı açıkça dile getirdi.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni

Protestolar, Olimpiyatların başlamasıyla birlikte sokakta daha görünür hale geldi. 7 Şubat akşamı Milano’nun Santa Giulia semtindeki Olimpik buz hokeyi salonu yakınlarında düzenlenen yürüyüşe polis verilerine göre yaklaşık 10 bin kişi katıldı. Yürüyüş barışçıl başlasa da küçük bir grubun olimpiyat köyüne doğru ilerlemek istemesi üzerine kolluk kuvvetleriyle arbede yaşandı ve polis müdahalesi görüldü. Başbakan Giorgia Meloni, ertesi gün yaptığı açıklamada hem sokak olaylarını hem de aynı gece yaşanan sabotajları kınayarak, “Olimpiyat ruhuna saldırı” olarak niteledi.

Tren hatlarına sabotajlar, anarşistler devrede

Meloni’nin bahsettiği sabotajlar, Olimpiyatların ilk gününe damgasını vurdu. 7 Şubat sabahının erken saatlerinde, İtalya’nın önemli demiryolu hatlarında koordineli sabotaj eylemleri gerçekleştirildi. Bologna kenti yakınlarında, Venedik istikametindeki ana hatta ray kenarına yerleştirilen basit düzenekli iki el yapımı yangın bombası tespit edildi. Bu düzeneklerden biri infilak ederek kritik sinyalizasyon kablolarını kesti, diğeri ise patlamadan ele geçirildi. 

Aynı saatlerde Adriyatik kıyısında, Pesaro yakınlarında bir elektrik panosu kundaklandı. Sonuçta üç ayrı noktaya yayılan bu sabotaj dalgası, yüksek hızlı trenler de dahil olmak üzere kuzey İtalya demiryolu trafiğini öğlene kadar aksattı. Birçok seferde 2-3 saate varan gecikmeler yaşanırken, binlerce yolcu istasyonlarda beklemek zorunda kaldı.

Cumartesi günü yaşanan çatışmalar, bir hafta önce başka bir protestoda 100'den fazla polisin yaralanmasının ardından geldi.

Olayın ardından ulaştırmadan sorumlu Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini sert bir açıklama yaparak faillerin peşine düşüleceğini söyledi. Güvenlik birimleri soruşturmayı terörizm şüphesiyle yürütürken, kısa sürede anarşist gruplar öne çıktı. Birkaç gün sonra internette yayımlanan anonim bir bildiriyle sabotajlar üstlenildi. Metinde barışçıl protestoların sonuç vermediği savunuldu ve bu nedenle sabotajın bir yöntem olarak benimsendiği ima edildi.

Aynı bildiride Milano Cortina Oyunları, milliyetçilik ve güvenlik devletinin vitrine çıkarıldığı bir etkinlik olarak tanımlandı. Olimpiyatların artan güvenlik tedbirleriyle toplumsal denetimi güçlendirdiği iddia edilirken, eylemciler kendilerini yönetilemez olarak niteleyip eylemlerini savundu.

Farklı noktalarda meydana gelen üç ayrı olay bildirildi ve bu olaylar nedeniyle yüksek hızlı, şehirlerarası ve bölgesel tren seferlerinde iki buçuk saate kadar gecikmeler yaşandı. / Fotoğraf: Davide Gennari/LaPresse/ZUMA/picture Alliance

Anarşist bildiride dikkat çeken bir diğer nokta da, 2024 Paris Olimpiyatları sırasında Fransa’da yapılan benzer eylemlere atıf olmasıydı. İki yıl önce Paris’te oyunların açılış günlerinde yüksek hızlı tren hatlarına yönelik koordineli sabotajlar düzenlenmiş, beş ayrı hatta kablolar kesilip yangınlar çıkarılarak seferlerin dörtte biri iptal edilmişti. İtalyan anarşistler şimdi bu eylemleri örnek aldıklarını açıkça belirtmekte.

Mega etkinlikler neden hedef oluyor?

Milano–Cortina’da yaşananlar, aslında dev spor organizasyonlarının sık sık karşılaştığı toplumsal tepkilerin bir parçası. Olimpiyat Oyunları, ev sahibi ülkeye büyük bir vitrin sunarken, tam da bu küresel görünürlük nedeniyle muhalif hareketlere de kendilerini duyurma fırsatı sağlıyor. Dünyanın dikkati üzerindeyken sahnelenen protesto ve sabotaj eylemleri, normalde elde edemeyecekleri düzeyde bir ses getirebiliyor. Bu yöntem, klasik anlamda tanınan terör örgütlerinin de sivillere karşı gerçekleştirdiği eylemlerde elde ettiğini “görünürlük” amacıyla aynı anlamı taşıyor. 

Her dört yılda bir tekrarlanan “No Olympics” (Olimpiyatlara Hayır) sloganları, farklı gerekçelerle dünyanın pek çok köşesinde yankılanıyor. Ekonomik maliyet ve kentsel dönüşüm bunların başında geliyor. Olimpiyatlar için harcanan milyarlarca doların halka daha doğrudan fayda sağlayacak alanlara yöneltilmesini isteyen gruplar, dev tesis projelerinin çoğu zaman etkinlik sonrasında atıl kaldığını vurguluyor. 

Bu karşıtlığın sokaklara yansıması İtalya’da patlak veren bir durum değil, aksine İtalyan sokaklarında bu protestolar devam niteliği taşıyor. Örneğin 2016 Rio Yaz Olimpiyatları öncesinde on binlerce Brezilyalı, hükümetin spor yerine sağlık ve eğitime yatırım yapmasını talep ederek sokaklara dökülmüştü. Yine 2014 Soçi Kış Olimpiyatları, dev bütçesi ve yolsuzluk iddialarıyla Rusya içinde tepki çekmiş, ancak otoriter yönetim protestoları bastırmıştı. 

Vancouver 2010 Kış Oyunları sırasında Kanada’da yerli halklar ve aktivistler, artan evsizliği ve olimpiyat masraflarını protesto için gösteriler düzenlemişti. Çevresel kaygılar, Milano Cortina’daki itirazların önemli bir ayağını oluşturuyor. Yeni tesisler ve altyapı yatırımları doğal alanlara müdahaleyi artırırken, çevreciler özellikle Cortina d’Ampezzo çevresindeki kızak pisti inşaatını hedef alıyor. Oyunların karbon ayak izi ve sponsorlar arasında fosil yakıt bağlantılı şirketlerin bulunması da eleştirilerin merkezinde.

Bir diğer gerilim hattı ise güvenlik başlığında ortaya çıkıyor. Mega etkinlikler yaklaşırken hükümetlerin güvenlik gerekçesiyle daha sert tedbirlere yönelmesi, sivil özgürlükler tartışmasını büyütüyor. Fransa Paris 2024 öncesinde yüz tanıma gibi uygulamalara kapı aralayan düzenlemelerle eleştirilmişti. İtalya’da da Meloni hükümeti Milano Cortina öncesinde kırmızı bölge uygulamalarını ve gösterilere dönük kısıtlamaları kolaylaştıran adımlar attı.

Sonuçta Olimpiyatlar bir spor şöleni olmanın yanında siyasi ve toplumsal gerilimlerin de görünür olduğu bir vitrine dönüşebiliyor. Küresel ilgi, protestocular için seslerini duyurma fırsatı yaratıyor. Milano Cortina 2026’da da İtalya bir yandan organizasyonun prestijini öne çıkarırken, diğer yandan sokaktaki hareketlilikle mücadele edecek.