Malatyalı Bir Türk Askerinin Çin’e Kadar Uzanan Tuhaf Macerası

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, Birinci Dünya Savaşı’nda esir düşen Tahir Bey’in Sibirya’dan Mançurya’ya uzanan esaret ve dönüş hikâyesini Fokus+ için kaleme aldı.
malatyali-bir-turk-askerinin-cin-e-kadar-uzanan-tuhaf-macerasi.jpg

14.05.2026 - 16:04  |  Son Güncellenme:  15.05.2026 - 17:33

Cihan Harbi sırasında Ruslar Anadolu’ya girdiğinde Malatyalı bir Türk askeri olan Tahir Bey, düşman eline esir düşecekti. Bu esaret öylesine tuhaf hadiselerle doluydu ki savaşta savrulup bir türlü evine dönemeyen epik karakter Odisseas’un maceralarını hatırlatan cinstendi. 

Onun esaretini ise kendi notlarından öğreniyor ve bir döneme de şahitlik etmiş oluyoruz. 

Rus Başkomutanı ile karşılaşma  

Tahir Bey’in esaretinin daha ilk günlerinde karşılaştığı isim Rus ordusunun Başkomutanı Grand Duke Nikolai Nikolaevich olacaktı. Hatırlarında o anı şu sözlerle anlatacaktı; 

“Büyük Dük geliyor! Büyük Dük geliyor! Nikolayeviç geliyor!” – bu uyarılar arasında otelin salonunda sıraya dizildik. Büyük Dük etrafa huzursuz bakışlar attıktan sonra Rusça konuşmaya başladı. Yanında, görünüşü pek etkileyici olmayan ve aksanından Ermeni olduğunu düşündüğüm bir adam vardı. Bu kişi, Büyük Dük’ün sözlerini şöyle aktardı: ‘Arkadaşlar, Nikolayeviç içinde bulunduğunuz bu durumda hepinize selamlarını iletiyor.’ Ardından alaycı bir ifadeyle şuna benzer bir şey söyledi: ‘İşte Osmanlı’nın son askerî kalıntıları!’ Bu sözlerden incindiğimiz belli olmuş olmalı ki, Büyük Dük bu kez daha olumlu bir tonla Türkler hakkında konuşmaya başladı.” 

Moskova’da sönen umut 

Tahir Bey, Moskova’ya trenle sevk edildi. Küçük bir kasabada rahat bir esaret yaşıyordu. En büyük arzusu esir takasıyla ülkesine dönebilmekti. 

Hasta esirlere öncelik verilmesiyle sıra kendisine bir türlü gelmiyordu; ancak ilerleyen günlerde hastalanıp yatağa düşmesiyle umutları yeşerdi. 

Bu hadiseler yaşanırken kader ağlarını örüyordu; çünkü 1917 yılı Rusya’da ihtilalin patlak verdiği seneydi. Bu hadise sonrası tüm mahkumların Sibirya’ya sürülmesine karar verildi.  

Sibirya sürgünü Tahir Bey’i de bulmuş 25 günlük bitip tükenmez bir tren yolculuğunun sonunda Baykal Gölü kenarındaki Kahta köyüne yerleştirilmişti. Bu isim önceleri Tahir Efendi’ye güzel geldi; çünkü memleketi Malatya’da da böyle bir yerleşim yeri bulunuyordu. 

Oysa bu Kahta memleketine hiç benzemiyordu; 

“Şehir merkezine yaklaştıkça dayanılmaz bir çürümüşlük kokusu bizi karşıladı; ilerledikçe bu koku daha da arttı. Etkisini azaltmak için kolumu burnuma kapattım. Üstümüzde yırtıcı kuşlar dönüp duruyor, sürekli aşağı dalış yapıyordu. Tel örgülerle çevrili bir alanın içinde köpek sürüleri vardı. Burası bir tür mezarlığı andırıyordu; çürümüş insan bedenleri, kemik yığınları ve rüzgârda savrulan insan saçları her yere dağılmıştı. Böyle bir manzaraya hangi inanç izin verebilirdi! Rivayete göre Ruslar bu durumu kendi lehlerine kullanmak istiyor, Ortodoks misyonerleri buraya getirerek bu ‘cahil günahkârları kurtarmayı’ hedefliyordu. Aslında Ruslar, bu sinsi yöntemle Kâhta’yı içeriden ele geçirmek istiyordu.” 

Baykal Gölü kenarındaki bu esir kampında Tahir Bey’i hayatta tutan şey aslen Kazan Türklerinden olan Aliye isimli bir kıza âşık olması olacaktı. Biranda bu cehennem, garip Türk askeri için kendi ifadesiyle, Mecnun’un çölüne dönüşmüştü.  

Tahir Baykal

Aşkın etkisi geçip de nerede olduğunu anlayınca Tahir Bey’in aklında dönen tek fikir ve düşünce kaçmaktı. Nihayet ihtilalin kargaşasından faydalanarak aşkını ve esaretini geride bırakarak bu planını hayata geçirdi. 

Bu kaçış sırasında Rusya’nın siyasi kargaşasına şahit oldu. Rus askerlerinin birbirlerini nasıl korkunç şekilde katlettiğini ve yağmaladığını gördüğü gibi ülkede düzenin tamamen ortadan kalktığına tanık oldu. Bu onun kaçışını kolaylaştırsa da geçtiği her bölgede ciddi bir can güvenliği riski vardı.  

Rus kılığına giriyor Japonlar kurtarıyor 

Tahir Bey, kaçış sırasında Esadullah adıyla sahte bir Rusya Türk’ü kimliği edinmişti. Amacı Sibirya üzerinden ABD’ye sığınmak ve oradan da Türkiye’ye dönmekti. Tam bu sırada bulunduğu bölgeye Japon askerlerinin girmesi ile bu amaca daha da yaklaşacaktı. 

Japonların da kolaylık göstermesiyle Çin’in Harbin şehrine bir gemiyle ulaşır. Tahir Efendi, Çin’in Mançurya bölgesinden tekrar Rusya’ya giriş yapıyor; amacı sevdiği kadın Aliye’yi alarak yurda dönmekti. Lakin bir Alman casusu ile tesadüf etmesi sonrası Ruslar onu tekrar tutuklayacak ve Moskova’da hapse atacaktı. 

1921 senesinde Lenin, Anadolu’daki mücadeleye ılımlı yaklaştığını göstermek için Rus zindanlarındaki Türk esirleri serbest bıraktı. Bu sayede Tahir Bey de 6 yıl sonra Karadeniz üzerinden Trabzon’a getirildi. Malatya’ya dönüp ailesine kavuşmayı bekliyordu; ama Pontus Rum çeteleri isyan etmişti. Bu sebeple tekrar askere alındı ve Karadeniz dağlarında yaklaşık iki yıl daha savaştı. 

1923 yılında Kurtuluş mücadelesi bitmişti; ama Tahir Bey’in vatan için savaşı devam ediyordu. Lakin Rum çeteleriyle bir çatışma sonrası ayağından vuruldu ve gazi olarak askerden terhis edildi.  

Memleketi Malatya’ya döndüğünde Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış Cumhuriyet kurulmuştu. Rus İhtilalini ve Japon ordusunun ilerleyişini görmüştü. Moskova’dan Sibirya’ya Mançurya’dan Baykal’a varıncaya kadar zoraki bir seyyah olarak 8 sene boyunca savrulmuştu. Tahir Bey soyadı kanunu çıktığında bu maceralarının bir nişanesi olarak “Baykal” soyadını alacaktı.