Mahremiyet mi, Hız mı? Gençlerin Dijital Güvenlik Açığı

Araştırmacı Selman Enes Yücel, üniversite gençliğinin dijital mahremiyet farkındalığının düşük olduğunu ve hız, paylaşım ve görünürlük arzusunun gizlilik bilincini nasıl gölgelediğini Fokus+ için inceledi.
Selman Enes Yücel
Mahremiyet mi, Hız mı? Gençlerin Dijital Güvenlik Açığı

07.11.2025 - 18:04  |  Son Güncellenme:  09.11.2025 - 13:13

Gençler dijital dünyanın yerlileri ama mahremiyetin göçmenleri… Araştırmalar, üniversite öğrencilerinin genel manada gizlilik ihlallerine karşı kayıtsız kaldığını ortaya koyuyor. Dijital güvenlik bilinci, “paylaş” kültürü karşısında hızla eriyor. 

“Mahremiyet” kavramı artık sadece bir sözcükten ibaret 

Günümüz itibariyle sosyolojik, psikolojik ve teknolojik anlamda yaşanan değişim ve dönüşümler ekseninde, mahremiyete yüklenen anlamlar da farklılaşmaya başlamış ve toplumlar da bu farklılaşma ve değişimlerden önemli manada etkilenmiştir. 

Özellikle dijitalleşme alanında yaşanan hızlı değişimler mahremiyet olgusunu da önemli bir sorunsal olarak karşımıza çıkardı.  

Bugünün gençliği dijital dünyada doğdu, büyüdü ve sosyalleşti(!). Ancak bu yoğun çevrim içi yaşam, bireylerin mahremiyet algısını da tamamen alt üst etti, dönüştürdü. 

Çoğu öğrenci için “gizlilik”, artık soyut bir kavram; “beğenilmek”, “görülmek” ve “takip edilmek” kadar önemli değil. David Lyon’un ifadesiyle, “Gözetim çağında bireyler artık özgürlüğü değil, görünürlüğü önemsiyor”. Bu nedenle mahremiyet, artık çağın hızına yetişemeyen bir refleks olgusu haline geldi. 

Kaygı var, farkındalık yok: Dijital mahremiyetin sessiz krizi 

İstanbul’da bir üniversitenin öğrencileri arasında yapılan araştırmada, gençlerin dijital mahremiyet kaygıları yaklaşık %81 oranında yüksek, ancak bu kaygılar çoğu zaman güvenli dijital davranışlara dönüşmüyor.  

İnternet kullanımı esnasında kendileri hakkında hangi kişisel verilerin toplandığı hakkında büyük oranda bilgi sahibi olmadığı görülüyor. Araştırmaya katılanların yaklaşık %70’i, kullandıkları uygulamaların hangi izinleri aldığını okumadan onaylıyor. %64’ü, “verilerimin kimlerle paylaşıldığını bilmiyorum” derken; yalnızca %12’si, gizlilik ayarlarını düzenli olarak kontrol ettiğini belirtiyor.  

Bu tablo, öğrencilerin büyük bir kısmının dijital farkındalık eksikliği yaşadığını gösteriyor ve meselenin yalnızca teknik bilgi değil, dijital okuryazarlık ve etik bilinç gerektirdiğini de gözler önüne seriyor. 

Öğrencilerin çoğu, kişisel verilerinin anonimleştirildiğini sanıyor; oysa modern algoritmalar, “anonim” verilerden bile birey kimliğini kolayca yeniden inşa edebiliyor. 


Araştırma, sosyal medya paylaşımlarının gençler için vakit geçirme ve eğlence aracı olduğunu gösteriyor. Katılımcıların “%42,5’i vakit geçirmek, %28,4’ü eğlence, kullanırken sadece %15,1’i haber ve %12’si eğitim amaçlı kullanıyor. Vakit geçirme ve eğlence başlıklarının yaklaşık %70 oranında olması “görünür olma” arzusunun psikolojik tatminle doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. 

Mahremiyet: Hızın gölgesinde kalan bir değer 

Dijital çağda mahremiyet, çoğu zaman yalnızca “teknik bir güvenlik meselesi” olarak görülüyor. Oysa bu, sanıldığından çok daha derin bir konu. Hukukçu Neil Richards’ın tanımıyla, mahremiyet “sadece korunacak bir hak değil, insanın kim olduğunu belirleyen bir süreç.” Diğer bir ifadeyle, mahremiyetini koruyamayan bireyler, kendi sınırlarını da çizemiyor. Günümüzün gençleri, dijital dünyada neredeyse sınırsız bir erişim, hız ve paylaşım ortamında yaşıyor. Ancak bu hız, farkında olmadan güvenliğin ve gizliliğin önüne geçiyor.  

Eğitim kurumlarına büyük rol düşüyor 

Araştırma, öğrencilerin dijital mahremiyet farkındalığının düşük, dijital güvenlik davranışlarının ise sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Çalışmada, katılımcıların bu konuda sistematik bir eğitimden geçmedikleri sonucuna da dolaylı olarak dikkat çekiliyor.  

Bu da gösteriyor ki, farkındalık yalnızca bireysel değil, kurumsal bir sorumluluktur. Bu minvalde özellikle “dijital mahremiyet”, “veri etiği” gibi konular mutlaka müfredata dahil edilmelidir. Zira; dijital mahremiyetin yalnızca teknik bir meseleden ibaret olmadığı, aynı zamanda bir farkındalık, eğitim ve bilinç meselesi olduğu yadsınamaz bir gerçekliktir. 

Sosyal farkındalık eksikliği: “Benim verim ne işe yarar ki?” 

Katılımcıların önemli bir bölümü, kişisel verilerinin “önemsiz” olduğunu düşünüyor. 


“Benim verimle ne yapabilirler ki?” sorusu, dijital çağın en tehlikeli saflıklarından biri. 

Oysa küçük bilgiler bile birleştiğinde, bir insanın siyasi tercihinden ruh hâline kadar her şeyi ortaya koyabiliyor. Yuval Noah Harari bu konuda uyarıyor: 

“Kendini tanıdığını sanan insan, verisini tanımayan insandır.” 

Sonuç: Görünürlük uğruna güvenlikten vazgeçmek 

Bugün gençlik, tarihte ilk kez gönüllü olarak izlenmeyi kabul eden bir kuşak haline geldi. Görünür olma arzusu, mahremiyet ve güvenlik algısının yerini aldı. Bu tablo, yalnızca bireysel değil, toplumsal manada bir dönüşümün habercisi: Zira, dijital çağın en büyük riski, mahremiyetin farkında olmadan kaybedilmesidir.  

Son söz: Mahremiyet, teknolojiyle değil, farkındalıkla korunur. Hızın, görünürlüğün ve bilinir olmanın büyüsüne kapılmadan bilinçli şekilde ayakta kalabilenler, geleceğin en özgür bireyleri olacak. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.