Mağrip-Sahel Hattında Kırılma: Mali Krizi ve Polisario Saldırıları

Dr. Halil Kaya, Mağrip-Sahel hattında Mali krizi, Batı Sahra meselesi ve Polisario saldırıları üzerinden derinleşen jeopolitik kırılmayı Fokus+ için kaleme aldı.

magrip-sahel-hattinda-kirilma-mali-krizi-ve-polisario-saldirilari.jpg

08.05.2026 - 16:57  |  Son Güncellenme:  08.05.2026 - 17:07

5 Mayıs 2026 tarihinde Batı Sahra’nın stratejik noktalarından Smara şehrinde sivil yerleşim bölgelerini hedef alan füze saldırıları, Fas ile Polisario arasında “düşük yoğunluklu çatışma” olarak tanımlanan durumun niteliğini değiştirebilecek potansiyele sahiptir. Polisario Cephesi tarafından aynı gün üstlenilen bu eylemde yine söz konusu cephe tarafından Fas’a ciddi kayıplar verdirildiği iddia edilmişse de Fas makamları yalnızca bir sivilin yaralandığı bilgisini geçmiştir. Sebep olduğu maddi hasar bir tarafa, bu eylem, basit bir tacizden ziyade, zamanlaması itibariyle birtakım jeopolitik ve diplomatik değişimle doğrudan alakalı bir saldırı gibi görünmektedir. Zira gerek ABD/İsrail-İran Savaşı gerekse Mali’de cereyan eden son hadiseler sebebiyle bu saldırıyı sadece yerel bir çatışma olarak okumak eksik ve hatalı olacaktır.  

ABD/İsrail-İran Savaşı gölgesinde Batı Sahra meselesi 

Eski İspanyol sömürgesi olan ve çoğu zaman “Afrika’daki son koloni” olarak tanımlanan Batı Sahra, tarihi bağları öne sürerek üzerinde hak iddia eden Fas ile bölgenin halkı olan Sahravilere ait bağımsız bir devlet (Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti) iddiasında olan Polisario Cephesi arasında yaklaşık elli senedir bir çatışma sahası durumundadır. BM’nin de MINURSO (Batı Sahra’daki Referandum İçin Birleşmiş Milletler Misyonu) isimli bir barış gücü görevlendirdiği bölgenin takriben %80’lik bir kısmı fiilen Fas’ın kontrolünde bulunmaktadır. Polisario ise Batı Sahra’nın doğusunda, Fas’ın yıllar içerisinde inşa ettiği kum duvarların ardında konuşlanmıştır ve Cezayir’in sağladığı destekle varlığını sürdürebilmektedir. Fas, 2007 BM’ye sunduğu özerklik planının ardından Batı Sahra meselesine ciddi efor sarf etmiş ve diplomatik arenada birçok ülkenin desteğini elde etmiştir. Özellikle 2020’de Abraham anlaşmalarıyla başlayan İsrail’le normalleşme süreciyle ABD başta olmak üzere çok sayıda Avrupa ülkesi, Batı Sahra konusunda Fas’ın otonomi planını destekler pozisyon almışlardır. Keza Birleşik Arap Emirlikleri, Senegal, Ürdün ve Bahreyn gibi bazı ülkeler Batı Sahra’daki Dahle ve El-Uyun şehirlerinde konsolosluk açmak suretiyle bölgenin Fas’a ait olduğunu kabul etmiştir. 

Son olarak 31 Ekim 2025’te BM Güvenlik Konseyi’nin 2797 sayılı kararıyla Fas’ın 2007’de sunduğu otonomi planının kabul edilmesiyle Batı Sahra meselesi tamamen Fas’ın arzuladığı bir pozisyona gelmiş, Batı Sahra meselesinde başından beri Fas’ın karşısında konumlanan ve Polisario’yu sınırları içerisinde himaye eden Cezayir ise oylamaya katılmayarak diplomatik açıdan marjinal bir konuma sürüklenmiştir. Rusya ve Çin gibi Batı Sahra meselesinde Cezayir’in yanında saf tutan ülkelerin de veto haklarını kullanmamış olmaları Cezayir’in son dönemde Rusya ile yaşadığı gerilimler düşünüldüğünde kayda değerdir. 

BM Güvenlik Konseyi’nde alınan kararla başlayan süreçte Ocak-Şubat 2026’da Washington ve Madrid’de ilgili tarafların katılımıyla Batı Sahra üzerine kapalı zirveler düzenlendi. Sahra konusunda bu gelişmeler olurken 28 Şubat 2026’da başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı, kısa sürede körfez ülkelerine de sıçradı. Süreç içerisinde Hürmüz Boğazı’nın kapatılması hem bölgesel hem de küresel anlamda enerji piyasalarında ciddi bir dalgalanmaya sebep oldu. Dünya enerji ihracatının çok ciddi bir bölümünün geçiş noktası konumundaki Hürmüz’ün kapanması, Afrika’da Cezayir ve Nijerya gibi enerji tedarikçisi ülkelerin elini kuvvetlendirdi. Nitekim İtalya ve İspanya, mart ayının son haftasında Cezayir’e adeta diplomatik çıkarmalar yaparak hali hazırda enerji ithalatlarının çok önemli bir bölümünü gerçekleştirdikleri ülkeyle güven tazeleme çabasına giriştiler. Dolayısıyla Batı Sahra konusundaki son gelişmelerle dezavantajlı bir konuma gerileyen Cezayir’in enerji kartını diplomatik koz olarak kullanabileceği bir tablo ortaya çıktı.  

Körfez’deki savaşın doğurduğu bir diğer ihtimal ise Fas’ı ilgilendirmekteydi. Fas, 2018’de Polisario’ya desteğini öne sürerek İran ile diplomatik ilişkilerini kesmişti. 28 Şubat’ta başlayan savaşla birlikte ABD ve İsrail’in üslerinin bulunduğu Arap ülkeleri İran tarafından doğrudan hedef alınmaya başlandı. Dolayısıyla Abraham anlaşmalarıyla birlikte İsrail ile normalleşmede önemli adımlar atan Fas’ın da İran’ın bu ofansif tutumundan etkilenmesi ihtimali gündeme geldi. Zira Fas’ın da öne sürdüğü üzere Polisario milislerinin İran ve Hizbullah tarafından eğitilip donatıldığına dair bilgiler zaman zaman basına yansımaktaydı. Fakat Körfez’deki savaş olanca hızıyla devam ederken Polisario Cephesi’nden Fas’a yönelik bir hamle gelmedi. Keza son yıllarda insansız hava aracı envanterini ciddi oranda zenginleştiren Fas, bu etkili hava gücü sayesinde bölgede Polisario’ya pek hareket alanı bırakmamaktaydı. Fakat bir yandan İran savaşı durağan denebilecek bir faza girdiği ve diğer yandan BM Güvenlik Konseyi kararının ardından ABD ve İspanya’da Batı Sahra meselesinin taraflarıyla düzenlenen zirvelerle meselenin tartışıldığı bir dönemde Polisario Cephesi’nin Smara şehrine saldırı düzenlemesi, zamanlaması itibariyle bu hamlenin ardındaki motivasyonla ilgili başka bazı soru işaretlerini beraberinde getirdi.  

Mali’nin Batı Sahra Kararı ve Cezayir 

25-26 Nisan’da Mali’de FLA ve JNIM tarafından koordineli olarak düzenlenen saldırılar, Mali Savunma Bakanı Sadio Camara’nın öldürülmesi ve başkent Bamako’nun ablukaya alınmasına yol açtı. Tevarik ayrılıkçıların “Azavad” olarak adlandırdığı bölgede Kidal gibi sembolik önemi haiz birçok stratejik mevki isyancıların kontrolüne girdi. Ay sonunda cereyan eden bu hadiselerden evvel 10 Nisan 2026’da Mali, Batı Sahra meselesindeki diplomatik tavrında radikal bir değişikliğe gitmişti. Öyle ki, Polisario Cephesi tarafından ilan edilen Sahra Demokratik Arap Cumhuriyeti’ni 1980’den beri tanıyan Mali, 10 Nisan’daki açıklamayla bu tanıma kararından vazgeçerek Fas’ın Batı Sahra’daki egemenlik haklarını tanıdığını ve otonomi planını desteklediğini ilan etti.  

Cezayir, Mali’nin kuzeydeki Tevariklerle diyalog kurması gerektiği yönünde bir tutum sahibiydi. Bu doğrultuda 2015’te Cezayir’in arabuluculuğunda taraflar arasında bir barış süreci başlatılmıştı. Mali ise terörist olarak nitelendirdiği ayrılıkçı Tevarik gruplarıyla tavizsiz bir savaş vermeyi tercih etmekte ve söz konusu tutumundan dolayı Cezayir ile ters düşmekteydi. Nitekim Ocak 2024’te Barış ve Uzlaşı Anlaşması’ndan tek taraflı olarak çekildiğini açıkladı. Bu tarihten sonra ise Cezayir-Mali ilişkileri oldukça olumsuz bir atmosferde seyretti. Nisan 2025’te Cezayir, hava sahasını ihlal ettiği gerekçesiyle Mali’ye ait bir SİHA’yı düşürmesiyle ilişkiler iyice gerildi. Mali hükümeti Cezayir’i terörle mücadele operasyonlarına engel olmakla suçladı. Netice itibariyle Cezayir, hava sahasını Mali uçuşlarına tamamen kapattı. Mali’deki Ghoita hükümetine ciddi bir muhalefet tehdidi olarak beliren Cumhuriyet Güçleri Koalisyonu (CFR) ve harekete liderlik ettiği iddia edilen, Mali’de önceki süreçte etkili dini figür olarak kabul edilen İmam Mahmud Diko’nun firari şekilde Cezayir’de faaliyet göstermesinin de iki ülke ilişkilerini etkileyen önemli unsurlardan biri olduğunu belirtmek gerekmektedir.   

Tüm sürece bakıldığında Mali’de FLA ve JNIM’in koordineli operasyonunun, Mali’nin Batı Sahra’da tam bir tutum değişikliğine giderek Fas’ın lehine pozisyon almasının ardından gerçekleşmesi akıllarda soru işareti bırakmaktadır. Cezayir’in vaktiyle arabuluculuk yaptığı çatışmanın ana aktörlerinden Mali ile ilişkilerinde son yıllarda ciddi bir gerileme olmuştur. Mali ise son olarak Batı Sahra meselesinde Fas lehine pozisyonunu değiştirerek Cezayir’in günden güne elinin zayıfladığı bu meselede bölgesel bir darbe vurmuştur. 31 Ekim’deki BM Güvenlik Konseyi kararı, 28 Şubat’ta başlayan ABD/İsrail-İran Savaşı, Mali’nin Batı Sahra’da Fas lehine pozisyon değişikliği ve 25 Nisan’da başlayan FLA-JNIM saldırıları ve son olarak 5 Mayıs’ta Polisario’nun Batı Sahra’daki Smara şehrine füze saldırısı yapması bütüncül bir okumaya tabi tutulduğunda Cezayir’in bölgenin kilit aktörü olmaktan vazgeçmek istemediği sonucuna ulaşmak mümkündür. Zira şubat ayı itibariyle ABD’nin öncülüğünde Washington ve Madrid’de düzenlenen kapalı zirvelere Polisario Cephesi ve Cezayir de taraf olarak temsilcileriyle katılmışlardır. 28 Şubat’ta başlayan İran Savaşı ile birlikte Körfez’deki ABD müttefiki Arap devletlerinin hedef alınması, İran’ın Polisario’yu bir vekil güç olarak kullanarak Fas’ı hedef alması ihtimalini gündeme getirmişti. Fakat savaşın en hareketli döneminde Polisario tarafından Fas’a yönelik bir saldırı düzenlenmemişken 5 Mayıs’ta Smara şehrine yapılan saldırı, Polisario ve dolayısıyla Cezayir’in Batı Sahra meselesinde Fas lehine bir çözüme kolay ikna olmayacaklarını ortaya koymaktadır.  

Diğer taraftan ABD’de senatör Ted Cruz’un başını çektiği bir grup, Mart 2026’da Polisario’nun “terör örgütü” olarak tanımlanmasını içeren bir yasa tasarısı sunmuştu. Polisario aleyhine ABD’de hali hazırda yürütülen lobicilik faaliyetleri bağlamında değerlendirildiğinde de Smara şehrine yönelik 5 Mayıs’taki füze saldırılarının Polisario Cephesi’ni daha kırılgan bir konuma sürükleyeceği aşikardır. Zira sivil bölgelere isabet eden saldırıların akabinde 7 Mayıs’ta ABD ilk defa olarak resmî açıklamayla Polisario saldırılarını kınamış ve elli yıllık çatışmanın ancak BM 2797 sayılı kararıyla Fas’ın sunduğu otonomi planının desteklenmesiyle çözüme kavuşabileceğinin altını çizmiştir. Keza ABD’yi takiben MINURSO ve Fransa da resmi birer açıklamayla saldırıyı kınamıştır. Önümüzdeki süreçte ABD’nin Polisario’yu “terör örgütü” kategorisine alması durumunda Cezayir’in diplomatik açıdan oldukça hassas ve zor bir dönemece girmesi işten bile değildir.