Latin Amerika Sağa Kırıyor: Pembe Dalga Neden Geri Çekiliyor?

Araştırmacı Enes Kılıç, Latin Amerika’da “pembe dalga” olarak anılan sol iktidarların ekonomik kriz, güvenlik kaygıları ve kültür savaşları eşliğinde geri çekilirken, kıtanın büyük bölümünde sağ ve muhafazakâr liderlerin yükselişe geçmesini Fokus+ için inceledi.
Enes Kılıç
Latin Amerika Sağa Kırıyor Pembe Dalga Neden Geri Çekiliyor

18.12.2025 - 16:23  |  Son Güncellenme:  19.12.2025 - 10:05

14 Aralık 2025’te senenin son başkanlık seçimlerinin final turunda Şili'de kazanan sağcı aday Jose Kast oldu. 2026 itibariyle 'Güney Konisi' olarak adlandırılan, Latin Amerika'nın Güneyini ifade eden bölge bu sonuçla beraber tamamen sağcı hükümetlerden oluşacağı kesinleşti.

Dahası, ABD'nin Venezuela'ya maksimum baskı politikası meyve vermeye başlarsa Mayıs ayındaki Kolombiya seçimlerinde de Gustavo Petro’nun yerini sağ bir adaya bırakması bekleniyor. 

Bir dönem sol hükümetlerin arka arkaya kazandığı seçimlerle tanımlanan “pembe dalga”, bugün yerini sağ ve muhafazakâr liderlerin yükselişine bırakıyor. 

Şili’deki son başkanlık seçimi bu dönüşümün en net göstergelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak tablo sadece Şili’yle sınırlı kalmıyor; Arjantin, Bolivya ve Honduras’ta da benzer bir rüzgâr esiyor.

Şili’de sandıktan çıkan mesaj

Pazar günü yapılan başkanlık seçimlerinde Jose Antonio Kast, rakibini 16 puan farkla geride bırakarak iktidara yürüdü. Oyların yüzde 58’ini alan Kast, Şili Komünist Partisi’nden gelen ve mevcut sol hükümette bakanlık yapmış rakibini açık ara geçti. Sonuç, ülkedeki siyasi dengelerin köklü biçimde değiştiğini gösteriyor.

Ancak Kast’ın zaferi ve yürüttüğü kampanya, esasında kıtadaki değişimi sembolik manada temsil ediyor.

Kast, Şili siyasetinde uzun süredir en sağda konumlanan isimlerden biri. Ana akım muhafazakâr bloktan, “yeterince sert olmadığı” gerekçesiyle ayrılan bir lider. 2017’de ilk denemesinde düşük oy aldı, 2021’de ikinci tura kadar yükseldi. Bu yıl ise üçüncü denemesinde sandıktan galip çıktı. 

Gelişimi Avrupa’daki aşırı sağı da epey andıran seçmen davranışı, güvenlik ve ekonomi başlıklarının Şili’de belirleyici hale geldiğine işaret ediyor.

Honduras’tan Arjantin’e uzanan sağ dalgası

Şili’nin ardından gözler Honduras’a çevrildi. Kasım sonunda yapılan başkanlık seçimlerinde oy sayımı sürerken muhafazakar Ulusal Parti’nin adayı öne çıktı. Yolsuzluk ve enflasyonla mücadelede zorlanan sol hükümetin ardından, sağcı aday “düzeni yeniden kurma” vaadiyle seçmenden destek topladı. Washington ve bölgedeki müttefiklerinden gelen açık destekler de bu süreci hızlandırdı.

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei

Arjantin’de ise sağın yükselişi daha kurumsal bir boyut kazandı. Ekim ayındaki ara seçimler, Başkan Javier Milei için bir güç testine dönüştü. Oyların yüzde 41’ini alan Milei cephesi, parlamentoda kilit bir konum elde etti. Seçim sonrası yaşanan milletvekili geçişleriyle birlikte Milei’in hareketi Meclis’te en büyük siyasi blok haline geldi. 

Bolivya’da tarihi çöküş

Bolivya’da yaşananlar ise pembe dalganın ne kadar sert geri çekildiğini gözler önüne seriyor. Yaklaşık yirmi yıldır iktidarda olan solcu MAS partisi, genel seçimlerde neredeyse silindi. 

Mecliste sadece iki sandalyede tutunabildi, Senato’daki tüm koltuklarını kaybetti. Başkanlık yarışını kazanan isim, seleflerine kıyasla çok daha sağda konumlanan bir çizgiyle öne çıktı. Bolivya’nın yeni yönetimi, şimdi tüm gücü ile Amerika’ya angaje olmaya çalışırken, Çin etkisini de kırma sözü veriyor.

Solun dayandığı son kaleler

Bu tablo, Latin Amerika’nın tamamı için geçerli sayılmaz. Meksika ve Brezilya hala güçlü sol liderler tarafından yönetiliyor. Claudia Sheinbaum ve Lula da Silva, son seçimleri kazanmış ve kamuoyu desteğini koruyan isimler. Ancak bölgenin geri kalanında sol iktidarlar ciddi bir baskı altında.

Peru’da solcu başkan kısa sürede görevden alındı, ardından gelen yönetim tarihinin en düşük popülarite oranlarından birine geriledi. Nisan ayında yapılacak seçimlerde sağın kazanması neredeyse kesin görünüyor. Kolombiya’da ise ülkenin ilk umut vadeden sol iktidarı, Senato çoğunluğunu kaybetti ve kamuoyu desteği hızla eridi.

Sağa dönüşü besleyen üç ana dinamik

Latin Amerika’daki bu yön değişimini tek bir nedene bağlamak mümkün değil. Her ülkenin kendi şartlarından beslenen nedenler olsa da, bölge genelinde öne çıkan üç güçlü eğilim dikkat çekiyor.


İktidar yorgunluğu ve enflasyon baskısı

Latin Amerika’da iktidarda kalmak zor. Son yıllarda neredeyse hiçbir hükümet ikinci dönemi garanti altına alamadı. 2019’dan bu yana yapılan seçimlerde görevdeki liderler peş peşe kaybetti. Bunun başlıca nedeni ekonomi. Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı, seçmen sabrını hızla tüketiyor. Sandık, iktidarları cezalandırmanın en etkili aracı haline geliyor.

Suç, güvenlik ve “sert devlet” arayışı

Sağın yükselişinde güvenlik söylemi kritik rol oynuyor. El Salvador’da çetelere karşı yürütülen sert politikalar ve bunun getirdiği yüksek kamuoyu desteği, bölgedeki sağcı liderler için güçlü bir örnek oluşturuyor. Şili’de göç ve suç arasındaki bağ sıkça gündeme taşındı. Kosta Rika’dan Kolombiya’ya kadar birçok ülkede seçmen, mevcut yönetimlerin güvenliği sağlayamadığını düşünüyor. Sağcı adaylar bu boşluğu “sert devlet” vaadiyle dolduruyor.

Kültür savaşları ve dijital siyaset

Üçüncü başlık kültürel alan. Arjantin’de Javier Milei gibi isimler, küreselleşme, toplumsal cinsiyet tartışmaları ve “kültürel Marksizm” gibi kavramlar üzerinden sol rakiplerini hedef alıyor. Bu söylem, Latin Amerika toplumlarında beklenenden daha fazla karşılık buluyor. Toplumlar sosyal konularda görece muhafazakâr, genç seçmenler ise sosyal medya üzerinden ABD ve Avrupa’daki kültür savaşlarına fazlasıyla aşina. Dijital siyaset, sağın elinde etkili bir mobilizasyon aracına dönüşüyor.

Bölgesel dengeler değişiyor

Ortaya çıkan tablo net: Latin Amerika, yeni bir ideolojik döngüye girmiş durumda. Meksika ve Brezilya gibi ülkeler denge unsuru olmayı sürdürüyor. Ancak genel eğilim, daha güvenlik odaklı, daha muhafazakâr ve ekonomik olarak sert reçeteler vaat eden liderlerin yükselişine işaret ediyor. 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump 

Bu dönüşüm, sadece iç siyaseti değil, bölgenin dış politika tercihlerini ve Washington’la ilişkilerini de etkileme potansiyeli taşıyor. Birleşik Devletler’in tekrar önceliği ‘Batı Yarım Küreye’ verme sözünün ardından, Trump çizgisine yakın liderlerin güç kazanması stratejik bir yeniden konumlanmaya yol açıyor.

Sonuç olarak pembe dalga geri çekiliyor. Yerine, sandıkta güçlü bir karşılık bulan sağ rüzgar geliyor. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.