Küresel Sömürünün Yeni Hedefi: Kongo Ormanları Yok Ediliyor 

Araştırmacı Sare Şanlı, Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki ormanların “yeşil dönüşüm” ve enerji projeleri bahanesiyle uluslararası şirketler tarafından sistemli biçimde nasıl yok edildiğini Fokus+ için inceledi.
Sare Şanlı
Küresel Sömürünün Yeni Hedefi: Kongo Ormanları Yok Ediliyor 

10.11.2025 - 14:07  |  Son Güncellenme:  10.11.2025 - 14:15

Dünyanın küresel ısınmayı durdurmak için verdiği sözler, Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nin (KDC) ormanlarında hiç yankılanmadan kayboluyor. 'Yeşil dönüşüm' uğruna dünyanın ikinci en büyük akciğeri sessizce yok ediliyor.  

KDC, altın, kobalt ve koltan gibi değerli mineraller kadar dünyanın ikinci en büyük tropik ormanına ve en büyük tatlı su rezervlerinden birine sahip olmasıyla da dikkat çekiyor. 

Son bir yıldır daha çok ülkenin doğusunda yaşanan çatışmalarla ve ABD’nin ara buluculuğuyla imzalanan sözde barış anlaşmasıyla gündemde yer alan Kongo, görmezden gelinen bir başka felakete daha sahne oluyor. 

Ülkedeki zayıf yönetimden faydalanan uluslararası şirketler Kongo’nun ormanlarını yıllardır sistemli bir şekilde yok ediyor. Orman zengini ülkenin ağaçlarından en çok faydalanan ülke ise Çin.  

Afrika, dünyada orman kaybının en yüksek olduğu kıta. 2010 ile 2020 yılları arasında her yıl yaklaşık 3,9 milyon hektar kıta ormanı yok edildi. Bu rakam her yıl neredeyse İtalya’nın tüm ormanlarının yok olmasıyla eş değer. 

Yaklaşık 2 milyon km²’lik devasa bir alana yayılan Kongo havzasında yalnızca 2023 yılında bir milyon hektardan fazla orman kaybedildi

Bu yıkımın arkasında yasa dışı kereste ticareti, rüşvet çarkları ve “temiz enerji” adı altında sürdürülen projeler yer alıyor. “Koruma alanı” olarak belirlenen yerler, Çin merkezli şirketlerin kontrollü kesim bahanesiyle talan ediliyor. En büyük ironi ise şu: Çin, kendi topraklarında orman alanlarını iki katına çıkarmışken, Kongo’daki ağaç kıyımına öncülük ediyor. 

Temiz enerjinin kirli yüzü: Grand Inga Barajı  

Kongo Nehri’nin batı yakasında yer alan Inga Şelaleleri, yüzyıllardır bölge halkının yaşam kaynağıydı. Ancak bu doğal zenginlik, bugün dünyanın en büyük “temiz enerji” projelerinden birinin gölgesinde kalmak üzere. “Grand Inga” adı verilen devasa hidroelektrik barajı aslında yeni bir sömürü projesi.  

Baraj tamamlandığı takdirde Çin’deki Üç Boğaz Barajını da geçerek dünyanın en büyük hidroelektrik barajı olacak. 1970’lerde başlayan Inga serisinin üçüncü kısmının inşaatına 2026’da başlanması planlanıyor. Sözde kıtanın elektrik ihtiyacını karşılamak için tasarlanan bu devasa barajın inşaatı için en az 1.200 km²’lik ormanlık alanın kesilmesi gerekiyor. Söz konusu alan, İstanbul'un Avrupa Yakası'nın neredeyse tamamı kadar. Dev proje için ormanın derinliklerine uzanan yollar, şantiyeler, enerji iletim hatları ve işçi kampları inşa edilecek; bu da en az baraj gölü kadar geniş bir alanda ilave ağaç katliamı anlamına geliyor. 

Kongo’daki ormansızlaşmanın arkasında sadece uluslararası şirketler değil, yerel siyasi ve askerî elitler de var. Kongo’nun doğusunda yıllardır süren iç savaş ve bölgesel müdahaleler, doğa yağmasını kolaylaştırıyor. Özellikle Ruanda destekli M23 isyancılarının son bir yılda Kongo’nun doğusunda kontrolü ele geçirmesiyle birlikte, yasa dışı kereste ticareti hızla arttı. M23, kontrol ettiği bölgelerdeki kaçak ağaç kesimlerinden elde ettiği gelirle silahlanıyor. BM raporları, isyancıların keresteyi Ruanda ve Uganda üzerinden Çin’e sattığını doğruluyor. Çatışmaların gölgesinde ağaçlar da mineraller kadar hızlı kayboluyor.  


Chatham House’un 2014 raporuna göre KDC’deki ağaç kesiminin %87’si yasa dışıydı; on yılı aşkın süre geçmesine rağmen değişen pek bir şey olmadı.  

2023’te The Sentry* tarafından yayınlanan bir belge, Kongo ordusundaki bazı generallerin "koruma alanlarında" kesim izni karşılığında Çinli şirketlerden milyonlarca dolar rüşvet aldığını ortaya koydu. 

Eğer bu gidişat durdurulmazsa, 2050 yılına kadar Kongo ormanlarının dörtte biri yok olacak. Bu sadece Afrika'nın değil, tüm gezegenin kaybı olarak düşünülmeli. 

Barajın gölgesinde kalan Kongo halkı 

Afrika’da baraj projeleri her zaman aynı etkiyi yaratmıyor. Örneğin Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı (GERD), Afrika’nın kendi kaynaklarıyla kalkınma arayışının sembolü olarak görüldü ve halkın ulusal bir gurur projesine dönüştü.  

Uluslararası şirketlerin Afrika’daki projeleri hep aynı mantıkla pazarladığı gibi, Çin de Grand Inga projesini “Afrika’nın kalkınmasına sunulan katkı” olarak sunuyor. Oysa bu iddianın ardında büyük bir eşitsizlik ve acımasız bir sömürü düzeni gizli. 

Baraj inşaatını yürüten Çin’in devlet destekli devi Sinohydro, projede 10.000 Çinli işçiyi çalıştıracak. Buna karşılık, Kongolu işçilerin çoğu günlük 2 dolar, hatta belki daha da az bir ücret karşılığında temizlik işlerini ve birtakım ağır fiziksel işleri yapacak. Yani proje yerel istihdam yaratmak bir yana, halkı ucuz iş gücüne indirgeyecek. 

Baraj tamamlandığında üretilecek elektrik miktarı 40.000 megavat olacak. Bu rakam Afrika’nın şu anda ürettiği toplam enerjinin yaklaşık üçte birine denk. Ancak bu enerjinin %90’ı Güney Afrika’ya ve Kongo topraklarında -elektrikli araçlar ve cep telefonlarında kullanılmak üzere- nadir elementleri çıkaran Çinli madencilik şirketlerine satılacak. Yani Çin enerjiyi kendisine saklayacak. Buna karşın, nüfusunun yaklaşık %85’i hâlâ elektriğe erişemeyen Kongo halkı için durum pek değişmeyecek; yani ülke halkı kendi topraklarında üretilen enerjiden yararlanamayacak. Kıta genelinde 600 milyon insanın elektriğe erişimi yokken, bu tür projeler adaletsizliği derinleştiriyor. 

Tehlike bununla da sınırlı değil. Baraj inşası, sadece çevreyi değil, yerel halkın yaşam alanlarını da doğrudan tehdit ediyor. Proje için nehir çevresindeki köylerin sular altında kalması planlanıyor; bu da binlerce insanın evlerini, tarlalarını ve geçim kaynaklarını kaybederek zorla yerinden edilmesi anlamına geliyor. 

Sonuç olarak görülüyor ki bu baraj, Kongo halkını kalkındırmak ve hayatlarını kolaylaştırmak için değil, bölgedeki sanayi yatırımlarını ve yabancı maden şirketlerinin çıkarlarını desteklemek için kuruluyor. 


Ekolojik kıyamet 

Tıpkı kereste ticaretindeki kontrolsüzlük gibi, baraj projesinin de büyük ekolojik felaketlere yol açacağı tahmin ediliyor. Bilim insanlarına göre Grand Inga, Kongo Nehri’nin doğal akışını bozacak. Felaket yalnızca ekolojik dengeyi bozmayacak; yaklaşık 10 milyon insan yerinden edilecek, 20 milyon kişi ise içme suyundan mahrum kalacak. 

Kongo Nehri sadece su değil, aynı zamanda balıkçılık, tarım ve ulaşım için bir yaşam kaynağı. Kongo Havzası ise 10.000'den fazla bitki türüne, 400'den fazla memeli türüne ve sayısız kuş ile balık türüne ev sahipliği yapan, biyoçeşitlilik açısından dünyanın en zengin bölgelerinden biri. Bu havzadaki ağaçların yok edilmesi dünyada sadece buraya özgü (endemik) olan Bonobo şempanzeleri, okapiler ve daha yüzlerce canlı türünün yaşam alanlarının da kaybolması demek.  

Dünya Bankası, Çin hükümeti ve Kongo yönetimi tüm bu riskleri bilmesine rağmen kulak tıkıyor.  

Adına “kalkınma”, “enerji yatırımı”, “bölgesel iş birliği” denilen devasa projelerde kısa süreli kâr için tüm ekosistem feda ediliyor. 

Küresel zincirin kırılan halkası 

Bu tablo karşısında çözüm, sorumluluğun yalnızca Kongo’ya ya da Afrika’ya değil, tüm dünyaya ait olduğunu kabul etmekten geçiyor. Artık Afrika’ya dışarıdan dayatılan kalkınma modellerinden vazgeçilmeli; kıta, kendi kaynaklarını kendi halkı için kullanabileceği sürdürülebilir yollar geliştirmeye teşvik edilmeli. Afrika Birliği, kıta genelinde çevresel yıkıma karşı ortak bir tutum benimsemeli; barajlar, orman kıyımı ve maden sömürüsü gibi konularda sivil toplumun sesi daha fazla duyulmalı. 

Uluslararası toplum ise, çevre hukukunun yalnızca sınırları içinde değil, başka ülkelerde faaliyet gösteren şirketleri de kapsayacak biçimde uygulanmasını sağlamalı. Afrika İklim Zirvelerinde alınan kararlar, diplomatik bildirilerde kalmamalı; kıtanın geleceğini gerçekten koruyacak somut adımlara dönüşmeli. 

Kongo'daki ormanların kaybı, Amazon’un yanması, Himalayalar’daki buzulların erimesi hep aynı zincirin halkaları. Afrika’daki zincirin kırılması dünyanın geri kalanındaki doğa olaylarından daha az önemli değil.  Hatta son bilimsel çalışmalar, Kongo ormanlarının hektar başına Amazon'dan bile daha yoğun karbon depolayabildiğini öne sürüyor. 

Ünlü düşünür Gramsci’nin “Fare ve Dağ” masalında anlatıldığı gibi, dünyadaki her varlık bir diğerine görünmez iplerle bağlı. Bugün Kongo’da kesilen bir ağaç ya da yönü değiştirilen bir nehir, yarın dünyanın başka bir köşesinde nefesimize, ekmeğimize yansıyacak. Bizler de bu görünmez bağların ucundayız. Kongo’da yaşananlar sadece bir ülkenin iç sorunu değil, hepimizin geleceğini doğrudan şekillendiren küresel bir varoluş krizidir.  

*The Sentry, şiddetli çatışmalardan, baskılardan ve kleptokrasiden faydalanan çokuluslu yağmacı ağları etkisiz hale getirmeyi amaçlayan bir araştırma ve politika örgütüdür. 

 


Kaynaklar:  

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.