Küresel Felaket Ne Kadar Yakın?

Her yıl kırılan sıcaklık rekorları, artan orman yangınları ve yükselen deniz seviyeleriyle küresel iklim değişikliği, hayatımıza doğrudan dokunuyor. Peki, atmosferdeki karbondioksit hızla tırmanırken dünya gerçekten geri dönülmez bir noktaya mı sürükleniyor?

Araştırmacı Berkehan Kıran, Fokus+ için inceledi.
kuresel-felaket-ne-kadar-yakin.jpg

14.05.2026 - 15:56  |  Son Güncellenme:  19.05.2026 - 17:28

İnsanlık, iklim değişikliği ve buna bağlı olarak değişen bir dünya gerçekliği ile son dönemlerde daha fazla yüz yüze geliyor. 

Artan orman yangınları, her geçen yıl kırılan sıcaklık rekorları, insanlık hatta doğa için geri döndürülemez noktanın tam olarak neresi olduğu sorusunu sıkça gündeme getiriyor. 

Bu noktada, özellikle atmosferdeki karbondioksit miktarı ile ilişkilendirilen modeller bizlere gelecek projeksiyonları açısından önemli faydalar sunuyor. 

Bu yazıda özellikle iklim bilimci James Hansen’in ortaya koyduğu, kimi çevrelerce felâket senaryosu olarak tabir edilen ve dikkate alınması gerektiği belirtilen, kimi çevrelerce aşırı kötümser bulunan ama iklim değişikliği noktasında oldukça önemli görülen bazı modellere değinilecektir. 

Atmosferdeki karbondioksit miktarı artıyor 

Sanayi Devrimi’nin hemen öncesinde, atmosferdeki konsantrasyonu 280 ppm (milyonda 280 partikül) civarında olan karbondioksit gazının yaklaşık 200 yıllık bir sürede çok hızlı bir artış göstererek 425 ppm düzeyine geldiği ve bu artışa paralel olarak da 1,1°C’lik bir sıcaklık yükselmesinin yaşandığı bir dönemdeyiz. 

1751-2024 yılları arasında karbondioksit emisyonu ve atmosferik değişim

İnsanlık, bu sıcaklık artışının küresel anlamda olumsuz sonuçlar doğuracağı bir dönemin ise hemen arifesinde. 

Rakamsal açıdan küçük bir değeri ifade etmesine rağmen dünya sıcaklığında gerçekleşecek birkaç derecelik artışın başta insan olmak üzere tüm canlılığa çok büyük zararlar vereceği inancı bazı çevrelerce kabul edilemez bir düşünce. 

Ancak şu örnek, bu küçük değişikliğin küresel boyutta nelere yol açabileceğini ortaya koyuyor: 

Vücut sıcaklığındaki yaklaşık 1°C’lik bir artış nasıl ki tüm organizmanın şiddetli sancılar çekmesine sebebiyet veriyorsa, aynı şekilde küresel anlamda gerçekleşecek 1°C’lik artış da kimi bilim insanlarınca süper organizma olarak nitelendirilen, dünyanın benzer şekilde zarar görmesine yol açacaktır. 

James Hansen’in ortaya koyduğu iklim değişim senaryoları

İklim değişimi ve senaryolar 

Fosil yakıtlara gösterilen ilginin neticesinde, günden güne atmosferdeki karbondioksit miktarının arttığının gözlendiği günümüzde, bu hızlı artışın yol açacağı zararlara dikkat çekmeyi amaçlayan bilim insanları çeşitli senaryolar geliştirerek konunun önemini vurgulamayı amaçladı. Bu bilim insanlarından özellikle James Hansen, mutat senaryo ve alternatif senaryolar olarak nitelendirilen birden fazla senaryonun kamuoyu ve bilim çevrelerine anlatılmasında önemli rol oynadı. 

Mutat senaryo ile felâket kapıda 

Mutat senaryo, enerji sektörünün günümüzde olduğu gibi gelecekte de (önümüzdeki 100 yıllık süreçte) fosil yakıtlara bağımlı olduğu bir dünyada, gelecekte gözlenecek olan çarpıcı değişimleri bizlere anlatan senaryo. 

Eğer insanlar fosil yakıtların kullanımında çok büyük yüzdelerde indirime gitmezlerse yaklaşık 2050′li yıllarda atmosferdeki karbondioksit miktarı Sanayi Devrimi’nin hemen öncesindeki 280 ppm’lik düzeyin iki katına çıkacak. Eğer artış devam edecek olursa 2100’lü yıllarda bu oranın 1000 ppm’e ulaşabileceği öngörülüyor. Bu derece artış, dünyanın küresel anlamda bir iklim değişikliği yaşamasına sebebiyet vermesi açısından önemli bir nokta. 

Küresel iklim değişikliği birçok hayvan türünü tehdit ediyor

Türlerin %50–90’ı risk altında 

Karbondioksit miktarındaki bu artış mutat senaryoda, iklim değişimine etki edebilecek zorlayıcı birtakım faktörlerin de devreye girmesine (buzulların erimesi, tarih öncesi dönemden kalan metan gazının salınımı vb. gibi) yol açarak normalde beklenenden daha fazla bir sıcaklık artışına yol açabilecek. Yaklaşık 2-3°C’lik bir artışın öngörüldüğü bu senaryo, deniz seviyesinin 1 metreden fazla bir miktarda yükselmesiyle özellikle ada ülkelerinde ve kıyı kesimlerde yaşayan insanları göçlere zorlayacak ve bunların yanında, türlerin yaklaşık %50-90 arasındaki bir miktarını etkileyerek bu türlerin çoğunun yok olmasına neden olacak. 

İyimserlik ve gerçekçilik arasında alternatif senaryolar 

Mutat senaryonun bu dehşetli öngörülerinin yanında Hansen, kloroflorokarbonların (CFC) ozon tabakasında yol açtığı büyük tahribata karşı çok çabuk ve olumlu adımlarla müdahalede bulunarak büyük bir zafer kazanan ülkelerin, karbondioksit salınımına karşı da çok hızlı bir şekilde önlem alarak küresel bir felâketten kurtulabileceğini öngören iki farklı alternatif senaryo ortaya koydu. 

Bu senaryolardan biri, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelerek, karbondioksit salınımının yüzyılın ilk 10 yılında yatay bir seyir izleyeceğini ve yüzyılın ortalarına doğru azalmaya başlayacağını, atmosferdeki karbondioksit miktarının ise azami 475 ppm olarak gerçekleşeceğini öngören bir senaryo. 

Karbondioksitteki bu azami sınır, dünya sıcaklığının 1°C’den daha az bir şekilde artmasına ve bu artışın da küresel anlamda mutat senaryoya oranla daha hafif zararlara yol açmasına neden olacak. 

İkinci alternatif senaryo ise bu kadar iyimser değil.  

Mutat senaryoya kıyasla salınan karbondioksit miktarı her ne kadar daha az olsa da gerçekçi dönüşüm planlarının olmaması ve eski alışkanlıklardan (fosil yakıt kullanımı) tamamen vazgeçilmemesi sonucu küresel sıcaklık artışında yine ciddi bir artışın yaşanması öngörülüyor. Bu durumsa tüm canlı türleri için hâlâ büyük bir riski beraberinde taşıyacak. 

Bugün nerede duruyoruz?  

Yüzyılın ilk çeyreklik bölümünü geride bıraktığımız günümüzde, fosil yakıtların enerji sektöründeki paylarının çok büyük oranda azalmadığı görülüyor (2000 yılında fosil yakıtların enerji üretimindeki payı %80,9 iken, 2023 yılında bu oran %75,6’ya düştü; bkz. World Bank). 

Azalma bir tarafa, yeni ihracat devi olan Çin’in enerji açığını gidermek için termik santral yapımını hızlandırması, iyimser alternatif senaryodan gün geçtikçe daha fazla uzaklaşıldığını gösteriyor. 

2015-2024 yılları arası Çin’de kurulan yeni termik santraller

Dünya ülkeleri ve sivil toplum örgütleri yakın zamanda, ek küresel ısınmanın ve küresel iklim değişikliğinin önlenmesi adına karbondioksit salınımını azaltmaya yönelik acil önlemler almazsa büyük felâketlerle karşı karşıya kalınması kaçınılmaz görünüyor.