Küba, Petrol ve Turizm Olmadan Neye Tutunabilir?
05.02.2026 - 16:04 | Son Güncellenme: 05.02.2026 - 16:08
Küba, Washington’ın Meksika’ya baskı yapması sonucu sıfır noktasına gelen enerji ithalatı sebebiyle tarihinin en ağır enerji krizlerinden biriyle karşı karşıya. Mevcut veriler, ülkenin petrol stoklarının talebi karşılamak için 20 günden az bir süreye yettiğini gösteriyor.
Bu eşiğin aşılması halinde ada genelinde uzun süreli ve yaygın elektrik kesintileri kaçınılmaz hale gelecek. Zaten kırılgan olan enerji sistemi, bu noktadan sonra neredeyse tamamen çökmeye aday. Ancak, enerji kesintileri yalnızca ışıkların sönmesi anlamına gelmiyor.
Ülkenin az sayıda bulunan sanayi tesisleri duruyor, ulaşım aksıyor, tarım makineleri çalışamıyor ve turizm sektörü neredeyse felç oluyor. Karayipler’in “incisi” olarak anılan ada, giderek daha fazla karanlığa gömülüyor.
Maduro sonrası dönem: Hayati desteğin kesilmesi
Küba ekonomisi uzun yıllar boyunca çoğunlukla Venezuela’dan gelen ve Rusya’dan desteklenen ucuz petrolle ayakta kaldı. Ancak Karakas’taki siyasi değişimle birlikte bu destek tamamen kesildi. Bir dönem günlük on binlerce varil petrol alan ada, bugün bu kaynağın tamamını kaybetmiş durumda.
Bu boşluğu kısmen Meksika doldurmaya çalıştı. Ancak Washington’un artan baskısı, Meksika’nın da sevkiyatları durdurmasına yol açtı. Böylece Küba, dış kaynaklı petrol konusunda neredeyse tamamen yalnız kaldı.
Kesintilerin gerçek yüzü
Elektrik kesintileri Küba gibi sıcak ve nemli bir ülkede çok daha yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Soğutma sistemleri çalışmadığı için gıdalar hızla bozuluyor, su pompaları devre dışı kalıyor, musluklardan su akmıyor. Hijyen koşulları bozuluyor, hastalık riski artıyor.

Bu koşullar altında günlük hayat giderek çekilmez hale geliyor. Kırsalda olduğu kadar büyük şehirlerde de kesintiler saatlerce, hatta günlerce sürebiliyor.
Küba’nın günlük asgari enerji ihtiyacı 70 bin ile 100 bin varil arasında. Bu rakam bile ülkenin sadece “ayakta kalmasını” sağlayacak minimum seviye olarak görülüyor. Oysa yerli üretim 30-40 bin varil civarında ve ithalat neredeyse sıfırlanmış durumda.
Ocak ayı boyunca ülkeye ulaşan toplam petrol miktarı 85 bin varilin bile altında kaldı. Bu, günlük ihtiyacın çok küçük bir bölümüne denk geliyor. Mevcut stoklar hesaba katıldığında, ülkenin haftalar içinde tam bir enerji felcine sürüklenmesi işten bile değil.
Ekonomik çöküş ve toplumsal erozyon
Enerji krizi, zaten çökmüş olan ekonomiyi daha da derin bir çıkmaza sürüklüyor. Ortalama maaşlar aylık 10 dolar seviyesine kadar gerilemiş durumda. Gıda karneyle dağıtılıyor, ekmek bile sınırlı. Açlık, geçmişte nadir görülen bir olguyken bugün yaygın bir gerçeklik haline gelmiş durumda.
Resmi verilere göre bebek ölümleri ciddi biçimde artmış, mutlak yoksulluk hızla yayılmış durumda. Son dört yılda bir milyondan fazla Kübalı ülkeyi terk etti.

Son can simidi turizm de sönüyor
Turizm, uzun süre rejimin en önemli döviz kaynağı olarak görüldü. 2017’de yaklaşık 4,7 milyon turist ağırlayan ülke, bugün bu rakamın yarısının bile altına düşmüş durumda. 2025’te turist sayısının 2 milyonun altına gerilediği tahmin ediliyor.
Üstelik gelen turistler de eskisi gibi harcamıyor. Elektrik kesintileri yüzünden otellerde duşların çalışmadığı, klimaların durduğu, temel hizmetlerin aksadığı bir ortamda Küba, Karayipler’deki rakipleriyle rekabet edemiyor.
Askeri kontrol, yolsuzluk ve çarpık yapı
Ülkedeki büyük otellerin ve turizm altyapısının önemli bir bölümü askeri yapılar tarafından kontrol ediliyor. Bu tesislerin tedarik zinciri de yine devlet ve ordu bağlantılı şirketlere bağlı. Sonuç ise kronik mal yokluğu, kötü hizmet ve yaygın yolsuzluk.
Basit bir içeceğin bile temin edilemediği, bakımı yapılmayan tesisler, turizm sektörünün çöküşünü hızlandırıyor. Uluslararası tur operatörleri adayı programlarından çıkarıyor, yaptırım riskleri de bu süreci hızlandırıyor.
Washington’un maksimum baskı stratejisi
ABD yönetimi, Küba’ya petrol satan ülkelere yaptırım uygulayabilecek yeni bir mekanizmanın önünü açmış durumda. Henüz somut vergiler devreye girmemiş olsa da bu adım, adayı tamamen enerji açısından boğmayı hedefleyen daha geniş bir stratejinin parçası.

Amaç net: Rejimi petrolsüz bırakarak müzakereye zorlamak. Bu politika, kısa vadede en çok sıradan Kübalıları vuruyor olsa da Washington, baskının rejimi taviz vermeye mecbur bırakacağını düşünüyor.
Rejimin dayanma hesapları
Küba yönetimi, geçmişte Sovyetler Birliği’nin çöküşü sonrası yaşanan “özel dönem” gibi krizlerden sağ çıkmış olmasına güveniyor. Yerli üretim ve şeker kamışı atıklarından elde edilen biyokütle gibi geçici çözümlerle zaman kazanmayı hedefliyor.
Ayrıca kitlesel göç dalgalarının ABD için ciddi bir siyasi sorun olabileceği hesabı da Havana’nın elindeki pazarlık kozlarından biri olarak görülüyor.
Bir dönem Küba’ya sıcak yaklaşan Pekin bile artık temkinli. Reform isteksizliği, artan borçlar ve yapısal çöküş, Çin’in de kredi musluklarını kısmaya başlamasına yol açmış görünüyor. Bu durum, adanın dış destek seçeneklerini daha da daraltıyor.
Varoluşsal bir kriz mi?
Küba bugün yalnızca ekonomik değil, siyasi olarak da en kırılgan dönemlerinden birini yaşıyor. Enerji olmadan ekonomi, ekonomi olmadan toplumsal istikrar mümkün olmuyor. Turizmin çökmesi ve dış finansmanın kuruması, rejimi tarihinin belki de en zor kararlarıyla baş başa bırakıyor.
Küba için enerji krizi, ekonomik çöküş, kitlesel göç ve uluslararası yalnızlık aynı anda derinleşiyor. Ancak, bir değişimin gelip gelmeyeceği hem Havana’nın direncine hem de Washington’un baskıyı ne kadar sürdüreceğine bağlı.
Ancak mevcut gidişat, adayı daha karanlık ve daha zor günlere sürükleyeceğe benziyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.