Karayip Denizi’nde Çatışma: Venezuela ve ABD Askeri Çatışmaya Doğru Mu Gidiyor?
18.09.2025 - 15:27 | Son Güncellenme: 18.09.2025 - 15:37
Uzun zamandır “Amerikan Gölü” olarak bilinen Karayip Denizi’nde yeniden barut kokusu hissediliyor.
Dünyanın en büyük askeri gücü ABD, çeyrek asırdır hegemonyasına meydan okuyan petrol üreticisi Venezuela’nın çevresine savaş gemileri, muhripler ve uçaklar konuşlandırmış durumda.
Bu tablo, geçici bir gerilim değil; aksine, Soğuk Savaş sonrası dönemde Washington için neredeyse mutlak nüfuz alanı haline gelen Latin Amerika’ya yeni bir dönüş anlamına geliyor.
Taraflar arasındaki gerginlik yeni değil
Washington ile Karakas arasındaki gerginlik yeni başlamadı. İlişkiler, 1990’ların sonlarında Hugo Chavez’in iktidara gelmesi ve Latin Amerika milliyetçiliğini ABD politikalarıyla doğrudan çatışmaya dönüştüren “Bolivarcı sosyalizmi” benimsemesiyle birlikte giderek gerginleşmeye başladı.
O dönemde Chavez, özellikle Küba ile kurduğu ittifaklar, İsrail’e karşı açık düşmanlığı ve Rusya ve İran ile yakınlaşması nedeniyle Beyaz Saray ve Pentagon’daki karar vericiler için gerçek bir tehdit olarak algılandı.
Chavez’in 2013’teki ölümünden sonra dahi bu gerilim sona ermedi. Yerine geçen Nicolas Maduro, derin bir ekonomik krizle boğuşmasına rağmen aynı politik hattı sürdürdü ve Washington’a taviz vermeyi reddetti.
Bugün ise Donald Trump liderliğindeki ABD yönetimi, ekonomik ve diplomatik baskıdan sınırlı askeri çatışmaya geçmeye karar vermiş görünüyor.
ABD’nin son hava saldırısında, Venezuela kıyılarından hareket eden bir tekne vuruldu. Washington, bu teknede bölge genelinde uyuşturucu kaçakçılığı ve insan ticaretiyle suçlanan bir örgüt olan, Tren de Aragua çetesi üyesi 11 kişinin öldüğünü duyurdu.
Ancak Caracas, bu saldırıyı ulusal egemenliğin ihlali ve fiili savaş ilanı olarak nitelendirdi.
Durumu daha da kritik hale getiren, ABD’nin sadece hava saldırısıyla yetinmeyip Karayipler’e seyir füzeleriyle donatılmış muhripler, nükleer denizaltılar ve keşif uçakları konuşlandırması oldu.
Bu güç gösterisi, ABD’nin 1989’da Noriega’yı devirmek için Panama’yı işgal etmesi veya Haiti ve Karayip adalarına müdahale etmesi gibi bölgedeki önceki askeri operasyonlarını hatırlatıyor.
Ancak bugün fark, Venezuela’nın küçük, izole bir ülke değil, Moskova, Pekin ve Tahran ile stratejik ilişkilerle desteklenen, nispeten büyük bir orduya ve büyük sivil milislere sahip bir ülke olmasıdır.
Trump son olarak dün, Karayipler’de Venezuela’dan uyuşturucu taşıyan üç kişinin öldürüldüğünü açıkladı.
Maduro ise ABD’yi askeri saldırı hazırlığı yapmakla suçladı ve Venezuela’nın meşru müdafaa hakkını kullanacağını ilan etti.
Bu tehlikeli tırmanış, daha da artmaya devam ederse bölgeyi potansiyel bir çatışmaya sürükleyebilir.
ABD’nin “arka bahçesi” için savaş
ABD açısından mesele, yalnızca uyuşturucu kaçakçılığı değil. Asıl kaygı, Venezuela’nın ABD hasımları için bir nüfuz üssüne dönüşmesi.
Chavez döneminden bu yana Caracas ile milyarlarca dolarlık silah anlaşmaları imzalayan Rusya, Venezuela’yı Batı Yarımküre’de stratejik bir dayanak noktası olarak görüyor. Bu sayede Ukrayna veya Gürcistan’da ABD nüfuzuna karşı bir denge unsuru oluşturuyor.
Çin, Venezuela’nın petrol ve gaz sektöründe en büyük yatırımcı ve alıcı konumunda.
Bu arada İran, Venezuela’da ablukayı kırmak için ekonomik ve siyasi bir çıkış yolu buldu ve ABD yaptırımlarına açıkça meydan okuyarak ülkeye petrol ve teknik ekipman sevkiyatı yaptı.
Trump yönetiminin sert güç seçeneğine yönelmesinin arkasında bu uluslararası denklem yatıyor.
Ekonomik yaptırımlar Maduro rejimini devirmedi; aksine Caracas’ı müttefiklerine daha da yakınlaştırdı.
Juan Guaido liderliğindeki iç muhalefetin çabaları ise, sokakları harekete geçirmek veya ordunun desteğini almak için yapılan birçok girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ivme kaybetti.
Venezuela: Çatışmaya mı yoksa savunma pozisyonuna mı hazır?
Venezuela, alarm durumuna geçerek askeri tatbikatlara başladı.
Yaklaşık 340.000 askerden oluşan Venezuela ordusu ve milyonlarca sivil milis gücünden oluşan Venezuela ordusu, kıyı şeridinde kapsamlı tatbikatlar düzenlemeye başladı.
Maduro, herhangi bir işgal girişimine karşı uyarılarda bulunan ve müdahale olması halinde ülkesinin "ulusal kurtuluş savaşı" başlatacağını ileri süren konuşmalar yaptı.
Ancak gözlemcilere göre Venezuela’nın ABD savaş gücüne karşı koyma kapasitesi sınırlı. Zayıf ekonomi, hava ve deniz kuvvetlerinin yetersizliği, uzun süreli bir savaşı imkansız kılıyor.
Gözlemciler, özellikle açık bir çatışma durumunda Venezuela’nın ABD savaş makinesine karşı koyabilme yeteneğinden şüphe ediyor.
Öte yandan Venezuela, herhangi bir kara işgalini zorlaştıran engebeli arazi gibi alışılmadık caydırıcı unsurlara sahip.
Ayrıca komşusu Kolombiya’da kaos ortamı yaratma veya deniz gerilla savaşı yoluyla Karayipler’deki deniz ulaşımını tehdit etme olasılığı da bulunuyor.
Hukuki tartışmalar
Uzmanlar, ABD’nin son operasyonunun uluslararası hukuk açısından tartışmalı olduğuna dikkat çekiyor.
ABD’nin tekneye saldırısı Kongre’den onay almadı ve uluslararası sularda gerçekleşti. Uluslararası hukuka göre bu eylem “yasadışı güç kullanımı” teşkil ediyor.
Washington, operasyonu “uyuşturucuya karşı savaş” kapsamında savunurken, Caracas ise bu hamleleri rejim değişikliği için bir bahane olarak görüyor.
Rusya ve Çin’in, ABD’nin bu hamlesini BM’de veto etmesi bekleniyor.
Bu durum, ABD ve Sovyetler Birliği’nin Latin Amerika, Afrika ve Asya’da dolaylı çatışmalara girdikleri Soğuk Savaş dönemini akla getiriyor.
Olası senaryolar
Taraflar arasındaki bu gergin durum göz önüne alındığında, şu birkaç senaryo olası görünüyor:
İlk ve en olası senaryo, sınırlı tırmanışın devam etmesi. Bu, Washington’ın uyuşturucu kaçakçılığıyla bağlantılı deniz veya hava hedeflerini, tam ölçekli bir işgale girişmeden vurmaya devam edeceği anlamına geliyor.
Bu senaryo, Maduro üzerinde baskı kurmaya devam ederken, siyasi ve askeri bir çıkmaza dönüşebilecek tam ölçekli bir savaştan kaçınmayı sağlıyor.
İkinci senaryo ise, Venezuela’ya ait savaş uçaklarının bir ABD muhribine yaklaşması gibi beklenmedik bir çatışmayla başlayabilecek sınırlı bir askeri çatışma olabilir.
Bu tür olaylar hızla çatışmaya ve muhtemelen askeri hedeflere yönelik karşılıklı saldırılara dönüşebilir.
Üçüncü ve en tehlikeli senaryo da, denizden çıkarma veya Venezuela içindeki hedeflerin bombalanması yoluyla büyük çaplı bir askeri müdahale olabilir. Bu senaryo şu anda olası görünmüyor.
Ancak bu, tüm bölgeyi kaosa sürüklemek anlamına gelir. Bu durumda, Rusya ve İran gibi uluslararası aktörler dolaylı da olsa destek sağlamak için devreye girebilir.
Küresel hesaplamalar
Durumu daha da karmaşık hale getiren şey, bu çatışmanın artık sadece Washington ile Karakas arasındaki ikili bir anlaşmazlık olmaktan çıkıp, İran’ın nükleer programı, Ukrayna savaşı ve ABD-Çin rekabeti gibi küresel meseleleri birbirine bağlayan jeopolitik bir düğüm haline gelmiş olmasıdır.
Moskova ve Pekin için Caracas’ı savunmak, Beyaz Saray’a Washington’ın “rejim değişikliği” politikasını kabul etmeyeceklerine dair bir mesaj niteliği taşıyor.
İran içinse Maduro ile iş birliği, ABD yaptırımları karşısında bir nefes alma fırsatı sunuyor ve hatta nüfuzunu ABD’nin “arka bahçesinde” bile genişletebileceği mesajını veriyor.
Yeni bir soğuk savaş mı?
Bugünkü tablo, Washington ve Karakas arasındaki bir suçlama oyunundan fazlası. ABD, Latin Amerika’daki nüfuzunu yeniden tesis etmeye çalışıyor; Venezuela ise direnişi bir hayatta kalma mücadelesi olarak görüyor ve hayatta kalabilmek için Rusya, Çin ve İran’ın desteğini kullanıyor.
Tüm bu gerginliğe rağmen, yüksek bedeller ve uluslararası alanda reddedilme kaygıları nedeniyle tam ölçekli bir savaşa sürüklenme ihtimali zayıf kalıyor.
Ancak bu yine de, bölgenin sakin bir dönem geçireceği anlamına gelmiyor. Çünkü sınırlı gerginlikler, askeri geçit törenleri ve ara sıra çıkan çatışmalar günlük hayatın bir parçası haline gelebilir ve Batı Yarımküre’de yeni bir “Soğuk Savaş” döneminin kapılarını açabilir.