Kapanmayan Yara: Ailesini Toplu Mezara Gömen Radwan
17.10.2025 - 16:52 | Son Güncellenme: 18.10.2025 - 10:11
20 Aralık 2023, çarşamba akşamı… Saat 19:00. Han Yunus'ta, "güvenli bölge" ilan edilen bir mahallede, 51 kişinin sığındığı bir ev. Akşam namazından sonra sessizlik. Sonra bir patlama. Hiçbir uyarı, hiçbir ses duymadan. Radwan Abu Muammar, o an üçüncü kattaydı, telefonunun internetini açmaya çalışıyordu. Bir anda her şey karanlığa gömüldü.
"Sadece moloz, zeminin deprem gibi sarsılması ve üzerine düşen molozlar," diyor Radwan, o anı hatırlarken. "Hiçbir ses duymadım, bir şey hissetmedim, hiçbir şey."
Witness Eye'ın röportaj yaptığı Radwan, o gece hayatını sonsuza dek değiştirecek bir trajedinin tek kurtulanı oldu. 51 kişiden 30'u şehit düştü; çoğu kadın ve çocuk. Radwan'ın annesi, babası, kardeşleri, kız kardeşi ve dokuz yaşındaki yeğeni Tala. Hepsi bir anda yok oldu.
Molozların arasında hayat
Radwan iki tavan arasında sıkışmış haldeyken bile bilincini kaybetmedi. "Birbirimize tanıklık ediyorduk çünkü umudumuz kesilmişti," diyor. Ama bir şekilde kendini kurtarmayı başardı. Telefonunun feneri hala yanıyordu; karanlıkta yolunu bulmasını sağlayan tek ışık…

Merdivenlerden inerken gördükleri, bir insanın taşıyabileceği en ağır manzaralardan. İkinci katta yaralı kuzeniyle karşılaştı; kafası ikiye bölünmüş, kan içindeydi. Onu babasına teslim etti ve aşağı inmeye devam etti. Birinci kata vardığında ise gerçek trajedi başladı.
"Anne, baba, Tala, Mansur, Muhammed, Amir!" diye bağırıyordu molozların arasında. Kimseden ses gelmedi…
Hastane kapısında baba ve kardeşler
Radwan hastaneye vardığında, giriş kapısında üç cansız bedenle karşılaştı: babası ve iki kardeşi. "Bu hayatımın en acı verici anıydı, ben onların şımarık küçük çocuğuydum, ama bu gördüklerim…" diyor ve sesi kesiliyor.
"Önümdeydiler hem yanmışlardı hem de yüzleri parçalanmıştı."
İçeri girdiğinde iki kız kardeşini buldu - onlar yaralı olarak kurtulmuşlardı. Ama annesi ve Tala hala kayıptı. Hastanede her yeri aradı, morgun kapısını çaldı. Ama şok halinde olduğunu söyleyerek içeri almadılar. Üzerinde kan revan içindeydi, yaralı bile değildi halbuki. Kim bilir hangi aile üyesinin kanlarıydı onlar.
Sonra eve döndü, molozların arasında annesini ve Tala'yı aramak için. Boşunaydı.
Gözden Kaçmasın
Tanıyamadığı annesi
Ertesi sabah cansız bedenleri teşhis etme zamanı gelmişti. Radwan için bombalanma gününden bile daha zordu bu. 30 ceset arasından babası, kardeşleri ve kız kardeşi için duyduğu keder bir yana, en sevdiği insanları tanımaya çalışacaktı.
En zor an, annesini tanıyamamasıydı. Öylesine parçalanmıştı ki, yüz hatları kaybolmuştu. Bu konuda yazdığı şiir benzeri sözler, ne kadar acı çektiğini gözler üzerine seriyor:
"Annemi kucaklayamadım.
Ne kadar da istedim sarılmayı, ama kucaklayamadım.
Morgda kayboldum, bedenini teşhis ederken üç kez kayboldum.
Kız kardeşim onu çoraplarından tanıdı, örtüsünden tanıdı,
Ama ben onu kucaklayamadım.
Kan içinde kefenlenmiş, babam, kardeşlerim ve kendi kardeşleriyle çevrili.
Beni rahatsız eden bir soru: Merak ediyorum
Annemin üzerindeki kan kimin kanıydı?
Onun kanı mıydı yoksa kız kardeşimden kalan parçaların kanı mıydı?
Onu kucaklamayı ne kadar da istedim, ama kucaklayamadım."
Radwan'ın ifade ettiği gibi, İsrail'in kullandığı bu yeni roketler cesetleri farklı bir şekilde etkiliyor: "Deri tamamen yanmıştı, hiçbir yüz hattı kalmamıştı. Asla tanıyamazdın." Vücut tamdı, ama yüz hatları tamamen silinmişti. Daha önce gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu bu.
En küçük kız kardeşi Aseel'i ise ancak alnındaki bir iz sayesinde teşhis edebildiler.
Toplu mezara gömdüğü ailesi
Defin aşaması için de Gazze'de yeterli imkan yoktu. Radwan, bütün ailesini bir arada, birbirlerini kucaklayarak gömdü. "Birbirini en çok seven her iki kişiyi birbirine sarılmış olarak gömdüm," diyor.
"Şu an bile diyorum: keşke o mezarda beni de kucaklamış olsalardı."
Kurtulan kız kardeşi de 40 gün boyunca hastanede her kimliği belirsiz yaralıyı kontrol etti - kızının şehit olduğunu kabul edemiyordu.
Ve yalnızlık…
Radwan, ailesinin tek kurtulan erkeği olarak şimdi hem kız kardeşlerine hem de yeğenlerine bakmak zorunda. Yaralı kız kardeşinin tedavisi için Gazze'den çıkış yolculuğu başlı başına bir işkenceydi. Kişi başına 5.000 dolar ödeyerek Refah kapısından çıkabildiler. Sonrasında ise tedavi masrafları, oturma izni sorunları, belirsizlik...
"En küçük, en şımarık çocuk olmaktan tüm sorumluluğu omuzlamak zorunda olan biri haline geldim," diyor Radwan. "Bir anda yetmişlerindeki bir ihtiyara dönüştüm."
Ama buna rağmen hayata tutunmaya çalışıyor. "Babamın adını taşıyan benim," diyor kararlılıkla. "Evlenmeli ve çocuk sahibi olmalıyım ki babamın adı hayatta kalsın."
Mulûhiyye ve gözyaşları
Radwan'ın anlattığı bir detay var ki, gündelik hayatın trajediyle nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor: Bombalanmadan sadece birkaç saat önce, evdekilere yemek olsun diye mulûhiyye (bir tür sebze) almıştı pazardan. Annesine "Sana mulûhiyye getirdim anne" dediğinde, annesi "Allah sana hayır getirsin oğlum" diye dua etmişti. Annesinin ona ettiği son duaydı bu.
Birkaç saat sonra, ev bombalandı ve mulûhiyye, annesinin kanıyla karıştı. "Bugün mulûhiyye yediğim her zaman gözyaşlarım sel gibi akıyor," diyor Radwan.
Radwan'ın hikayesi, Gazze'deki savaşın sadece bir "çatışma" olmadığını, planlı bir imha operasyonu olduğunu gösteren binlerce tanıklıktan sadece biri. 51 kişinin sığındığı bir evde, "güvenli bölge" diye ilan edilen bir yerde, hiçbir uyarı olmadan 30 kişinin katledilmesi - bunun adı savaş suçu!
Radwan'ın annesinin yüz hatlarının silinmesi, Tala'nın korkudan can vermesi, Aseel'in sadece alnındaki izden tanınabilmesi - bunlar unutulamaz, affedilemez. Ve Radwan haklı olarak soruyor: "Dokuz yaşındaki Tala İsrail için ne tehlike oluşturuyordu?"
Bu soru, aslında tüm Gazze için sorulması gereken soru.
Radwan Abu Muammar'ın hikayesini Türkçe altyazılı olarak kendi ağzından dinlemek için aşağıdaki videoyu izleyebilirsiniz:
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.