İsrail’in Kızıldeniz’de Türkiye’yi Durdurma Senaryosu
26.01.2026 - 16:31 | Son Güncellenme: 06.02.2026 - 09:02
7 Ekim direnişinden bu yanı Türkiye ve İsrail arasındaki soğuk savaş günden güne büyüyor ve neredeyse her gün yeni bir cephe açılıyor.
İsrail ve Türkiye’nin karşı karşıya geldiği şu anlık en tehlikeli cephe Suriye hattı olarak öne çıkıyor; çünkü buradaki gerilim sıcak çatışmaya en yakın fay hattı olduğunu söylemek zor değil.
Kıbrıs, Akdeniz, İran, Libya, Filistin, Pakistan ve Irak gibi bölgelerde ise Ankara ve Tel Aviv arasında zaman zaman Yunanistan, Mısır gibi aktörlerin de katıldığı gerilim, hatta doğru ifade ile “Soğuk Savaş” artık bir sır değil.
Gözden Kaçmasın
Son dönemde açılan yeni cephe ise Somali oldu. Osmanlıların “Habeşi”, dünyanın ise çoğunlukla “Korsanlar” olarak kestirip attığı bu ülke insanları neden bir anda ilgi odağı oldu? ABD Başkanı Trump’ın sürekli hedef almasının arka planı ne? Tüm detaylara yakından bakacağız.
İsrail, Somalilerin dostu mu?
İsrail, Somali’nin önemli parçası olan Somaliland’i tanıdığını duyurmasından sonra birçok senaryo işlendi.
Bunların başında da Gazzelilerin Somaliland’a sürülmesi projesi kapsamında bu adımın atıldığı iddiaları öne sürüldü. Elbette hepsinin kendi içinde tutarlı tarafı olmakla beraber en makul gerekçenin İsrail’in körfezler politikası olduğunu söylememiz gerekir.
Şu anda İsrail için iki hat son derece stratejik konumda; bunların başında Süveyş Kanalı geliyor ki geçmişte bu hattan kazanımlar elde etmek adına İsrail’in Mısır ile yaptığı savaşlar ve politik gerilimleri biliyoruz. Bugün dahi Mısır, her şeye rağmen İsrail için belli noktalarda tehdittir ve bu hattın güvenliğini tam anlamıyla sağlayabilmiş değildir.
İsrail için diğer hayati hat Babü’l-Mendeb olarak öne çıkar. Afrika Boynuzu olarak bildiğimiz bölge, İsrail’in varlığını sürdürmesi için hayati öneme sahiptir. İşte tam bu noktada İsrail, Somali’nin iç dengelerinden yararlanarak Berbera gibi önemli noktaları içeren Somaliland’a uzattığı el, şefkatinden kaynaklandığını söylemek safdillik olacaktır.
Türkiye, Somalilerin dostu mu?
2011 yılı Somali tarihindeki en acı senelerden birisiydi. Kuraklık beraberinde Kıtlığı ve açlığı getirmişti. Salgın hastalıklar ülkeyi dört bir koldan sararken Birleşmiş Milletler, Somali’ye gözlerini kapatmış ve konu dünyada haber değeri dahi taşımıyordu.
Tam bu noktada Türkiye Devleti ve Türk vakıfları adeta Somali için seferber oldular. 2017 yılına gelindiğinde ise Türkiye Somali arasında yapılan anlaşmalar gereği Ankara bölgedeki en büyük askeri güce dönüşmüştür.
Somaliler ve Türklerin tarihi Haçlı Amirali Alfonso d’Albuquerque’nin ahlaksız girişimine kadar uzanır. d’Albuquerque’nin Peygamber efendimizin mezarını çalma teşebbüslerine karşı Osmanlı-Memlük kuvvetleri bölgeye denizci leventler çıkartarak bu tacize engel olurlar.
Afrika’da sömürgeciliğe başkaldırının sembol ismi olan Ahmed Gurey de tamamen Osmanlı silahları ve stratejisi ile kuşanmış bir isim olarak öne çıkmaktadır. Osmanlı’nın egemenliği altında neredeyse dört asır boyunca Haçlılara direnen Somaliler için 1884 yılı bir kırılma evresidir. Kelime anlamı olarak “Hüzün Kapısı” demek olan Babü’l-Mendeb, İngilizlerin sömürge yolları üzerinde stratejik bir konumda olması nedeniyle kısmen işgal edildi. Bu işgali Fransızlar ve İtalyanlar izlemiştir. Resmi olarak İstanbul’a bağlı olsa da Somali fiili olarak İngiliz Somali’si, Fransız Somali’si ve İtalyan Somali’si olarak üç parçaya bölünmüştü.
Buna rağmen, Osmanlı küçük de olsa bir deniz gücü bulundurmuş ve hatta bu filo 1912 senesine kadar da varlığını korumuştu.
“Maxamad Cabdille Xasan” isyanı ve Türkler
Osmanlı’nın son askeri birliği 1912 yılında Somali’den çekilmiş olsa bile Türk istihbaratı Somali ile olan irtibatını kopartmamıştı. Bölgenin ikinci Ahmed Gurey’i olarak gösterilen Maxamad Cabdille Xasan (Muhammed bin Abdullah Hasan) isyanının arkasında Türkler bulunuyordu.
Türkler 1918’e kadar Somali’deki varlığını sürdürmüş ve bölgedeki İngiliz karşıtı isyanlara silah, top ve teçhizat desteği sağlamıştı. Lakin bölge halkı çoğu Avrupalıların getirdiği çeşitli grip türlerinden adeta kırılmıştı. Nitekim Abdullah Hasan’ın da bileğini büken Avrupalılar değil, Avrupalıların getirdiği grip olacaktı.
Türklerin Somali’deki askeri gücü ve varlığı
1991 senesinde Somali iç savaşa sürüklendiğinde, BM insani bir koridor açmak adına asker yollama kararı aldı. 1992 senesinde giden BM askeri gücünün içinde Türk askerleri de bulunmaktaydı. Türk askeri 1994 senesine kadar çeşitli misyonlarla ülkede bulunduysa da BM’nin misyonunu tamamlamasıyla sahadan çekildi.
2017 yılına geldiğimizde ise Türkiye, Somali’de güçlü bir askeri sistem kurmaya başladı. Yalnızca savunma değil; ülkenin polis ve jandarma sisteminin kurulmasında da Türkiye hayati bir rol oynadı.
İsrail ve Türkiye arasındaki Soğuk Savaşın yansımaları
Türkiye Cumhuriyet’inin kendi ülke sınırları dışında belki de en büyük askeri örgütlenmesi ve üssü TURKSOM adıyla Somali’de bulunuyor. Babü’l-Mendeb dünya ticareti için büyük öneme sahip olmasının yanı sıra İsrail’in şah damarı konumunda bulunuyor.
Dolayısıyla Afrika Boynuzu ifadesiyle zikredilen noktada en büyük askeri gücün Türk kuvvetleri olması Tel Aviv’in çıkarları için büyük bir tehdit okumasına neden oluyor. Başka bir deyişle İsrail, kendisini Akdeniz’den sonra Kızıldeniz’de de Türkiye tarafından kuşatıldığını hissediyor. Eliat Limanına giden gemilerin durdurulması İsrail’in tüm sanayisinin durması anlamına geliyor. İşte tam bu noktada Somaliland kartının sahaya sürüldüğüne şahit oluyoruz.
İsrail her şeyden evvel Somali’de TURKSOM’un faaliyetlerine alternatif oluşturacak bir askeri üs peşinde. Bu noktada Husiler krizini, Eş-Şebab ve El Kaide gibi örgütlerin varlığını bahane ederek ABD’yi Babü’l-Mendeb’e çekmeye çalışırken Somaliland siyasi krizinden faydalanarak bölgede siyasi ve askeri kazanımlar sağlamaya çalışıyor.
Somaliland çıkışı Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’ı yakınlaştırdı
İsrail’in Somaliland çıkışına hatırlanacağı üzere en büyük tepki Türkiye, Mısır ve Suudi Arabistan’dan geldi.
Bu süreçten en fazla etkilenen diğer bir ülke de Birleşik Arap Emirlikleri oldu; çünkü BAE neredeyse Afrika’da yürüttüğü bütün saha operasyonlarını ve ticari hamlelerini İsrail namına yürütüyormuş gibi davranıyordu.
Somali hükümeti BAE ile yaptığı anlaşmaları bir bir iptal ederken Suudi Arabistan da BAE ile olan ilişkisine ciddi anlamda mesafe koymaya başlaması bölgedeki en önemli gelişmelerden birisi olarak değerlendirilmek zorunda.
Mısır hükümeti de Libya politikalarından dolayı Türkiye’ye karşı Akdeniz’de zaman zaman tavır alan bir politika takip etmesine rağmen Babü’l-Mendeb’teki gelişmeler sonrası Kahire-Ankara arasındaki yakınlaşmanın artacağı ortada.
İsrail’in çıkışı sonrası ABD Başkanı Trump’ın tavrı son derece önemliydi. Trump “Henüz tanımayacağız” ifadelerini kullanması Ankara-Kahire-Riyad hattında memnuniyetle karşılansa da son günlerde Trump’ın Somali çıkışlarını da doğru takip etmek gerekiyor.
İsrail, bu noktada ABD’ye askeri liman ve İbrahim Anlaşmaları kapsamında pastanın büyük kısmını teklif ederek sürecin içerisine dahil etmeye çalışıyor.
Velhasıl, 2011 yılında dünyanın kaderine terk ettiği ve Türkiye’nin tüm imkanlarıyla yanında yer aldığı Somali; bugün İsrail’in çıkarları bağlamında biran da dünyanın önemli siyasi meselelerinden birisine dönüştü. Bizim açımızdan en hayırlı sonucu şudur ki Riyad ve Kahire gibi kararsız başkentlerin İsrail’in Somali adımından sonra kendi dış politikalarını ve müttefikliklerini yeniden gözden geçirmesi oldu. Somali ile derin tarihi ve kültürel bağlarımız görünen o ki siyasi meselelerle örtüşerek daha da güçlenecek.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.