İsrail'in Doha Saldırısı: Katar'ın Güvenlik Paradigması Değişmeli mi?
13.09.2025 - 15:06 | Son Güncellenme: 13.09.2025 - 15:36
İsrail’in Gazze ateşkes müzakerelerinin arabulucusu Doha’da Hamas heyetine yönelik saldırısı hiç şüphesiz, özelde Katar’ın genelde ise Körfez ülkelerinin güvenlik perspektiflerini yeniden gözden geçireceği bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir.
Katar, bölgedeki en büyük Amerikan askeri üssüne ev sahipliği yapmasına rağmen böylesi bir saldırının gerçekleşebilmiş olması, Katar’ın uzun yıllardır ABD’ye dayalı güvenlik perspektifini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı.
Bilindiği gibi Katar ve diğer Körfez ülkeleri uzun yıllar boyunca güvenlik stratejilerini büyük ölçüde ABD ile ittifak üzerine inşa etmişti. Ancak gerçekleşen bu son saldırı, Washington’un bölgesel önceliklerinde değişiklikler yaşandığını ve Doha’nın güvenliğinin her koşulda garanti altında olmadığını da gösterdi. Buna birçok etken örnek olarak verilebilir. Washington’un Asya-Pasifik önceliği, Körfez güvenliğinin ikincil planda kalmasına yol açtığı gibi ABD’nin İsrail ile yakın stratejik ilişkisi, Katar’a yönelik taahhütlerin sorgulanmasına neden oldu. Katar’da bulunan ABD askeri üssü El Udeyd’e daha önce yapılan İran saldırılarında savunma sistemleri bu füzeleri engellemeyi başarmıştı. Ancak İsrail savaş uçaklarının radarlara yakalanmaması ve böyle bir saldırının yapılmış olması Katar tarafında büyük bir endişe yarattı. Katar şimdilik ABD ile güvenlik anlaşmalarını yeniden gözden geçireceği iddialarını yalanlamış olsa da güven ilişkisinin zedelenmesi, Doha’nın bu konu ile ilgili yeni adımlar atabileceği ihtimalini hala güçlü kılıyor.

Saldırı neden engellenemedi?
Doha yönetiminin saldırıyı bir dönüm noktası kabul edebilecek ve ABD’ye dayalı güvenlik perspektiflerini sorgulatacak iki soru var önümüzde.
Birincisi, ABD bu saldırıya onay mı verdi?
Gözden Kaçmasın
İkincisi, eğer onay verilmedi ise saldırı nasıl engellenemedi?
Hiç şüphesiz iki sorunun da cevabı Katar’ın ABD ile güvenlik ilişkilerini yeniden ele almasını gerektirecek cevaplar taşıyor.
Birinci sorunun cevabı evet ise eğer, o zaman ABD’nin Katar’daki varlığı, saldırı İsrail’den gelecekse ve ABD’de buna onay verecekse Katar’ın güvenlik tehdidi içerisinde İsrail sorunu ile baş başa kaldığını gösteriyor.
Ayrıca İsrail’in tehditlerinin hala devam ettiğini ve altı Ortadoğu ülkesine saldırılar düzenlediğini de belirtmiş olalım. Öte yandan İsrail bildiğimiz gibi kırmızı çizgi ve uluslararası hukuk tanımıyor. Katar’ın uzun vadede bu tehlike ile birlikte güvenliğini sağlaması beklenemez.
İkinci soruya verilecek yanıt ise daha ağır sonuçlar taşıyor. Daha önce bölgede İran tehdidi sebebiyle güvenliğini ABD’ye teslim eden Katar, eğer böylesi bir saldırı engellenemeyecekse, Katar’daki ABD varlığının güvenlik anlamında pek de işe yaramadığını gösteriyor.
Bu iki ihtimalli durum elbette en başta Katar’ın enerji merkezli istikrarını doğrudan tehdit ediyor. Bu saldırı, yalnızca güvenlik açıklarını değil, aynı zamanda ABD’ye aşırı bağımlılığın risklerini de ortaya çıkarmış durumda.
Saldırı sonrasında Suudi Arabistan’ın yüksek perdeden Katar’ın yanındayız açıklaması yapması ve Kuveyt ve BAE liderlerinin Doha’ya bir destek ziyaretinde bulunması, Körfez liderlerine bu saldırı sonrası bölgedeki ABD varlığının tek başına yeterli olamayacağını ve söz konusu İsrail olunca ABD’nin Körfez’in güvenliğini dahi riske atacağını gösterdi. Katar ve Körfez ülkelerinin ABD’nin bu ikircikli tavırları ile güveliklerini riske atamayacaklarının farkında varması gerekiyor.
En güçlü alternatif Türkiye
Türkiye’nin Doha’daki askeri varlığı, gelişen savunma sanayisi ve Katar ile stratejik-siyasi uyumu, Katar için stratejik bir alternatif ve tamamlayıcı bir güvenlik ortağı olma potansiyeli taşıyor. Katar bir yandan ABD ile ilişkileri sürdürürken diğer yandan Türkiye ile iş birliğini derinleştirerek çok boyutlu bir güvenlik stratejisi inşa edebilir.
Çünkü Türkiye, Katar’ın bölgesel alternatif ve stratejik ortağı olarak doğal olarak ön plana çıkıyor. Türkiye Katar’da bulunan askeri üssü ve ortak tatbikatlarıyla sahada fiili caydırıcılık sağlıyor. Aralık 2017'den itibaren Katar-Türk Birleşik Müşterek Kuvvet Komutanlığının sahada bulunması Türkiye’nin bölgenin yabancısı olmadığını da gösteriyor.
Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığı, sadece sembolik bir ortaklık değil, aynı zamanda sahada fiilî caydırıcılığa dönüşmüş bir güçtür. Bu üs, bölge dışından gelen diğer güçlere kıyasla daha esnek, daha hızlı ve yerel hassasiyetlere daha uyumlu bir caydırıcılık üretmektedir. Katar için bu, Washington’dan onay beklemeden hızlı hareket edebilen, doğrudan ittifak ilişkisine dayalı bir güvenlik teminatı olabilir. 2017 Katar Körfez Krizi’nde Ankara’nın Doha’ya verdiği hızlı destek, bu güvenlik ortaklığının önemini ortaya koymuştu.
Ayrıca Türkiye’nin geliştirdiği savunma sistemleri, Katar için doğrudan güvenlik iş birliği fırsatları sunuyor. Türkiye, son yıllarda geliştirdiği yerli ve millî savunma teknolojileri sayesinde sadece bir “askeri müttefik” değil, aynı zamanda güvenlik teknolojisi tedarikçisi konumuna yükseldi. Katar, ABD’den veya Avrupa’dan aldığı sistemlerde bağımlılık ve politik şarta bağlılık yaşarken, Türkiye’den aldığı sistemlerde daha esnek ve siyasi uyumlu bir ilişki kuruyor.
Türkiye, ABD’nin aksine, sadece satış değil ortak geliştirme ve üretim paylaşımı konusunda Katar’a kapı aralayabilir. Bu da Doha’nın savunma alanında stratejik özerklik kapasitesini artırır. Böylece Türkiye’nin geliştirmiş olduğu insansız hava araçları ve hava savunma sistemleri Katar’ın hayati öneme sahip enerji tesislerini ve kritik altyapısını korumada kritik rol oynayabilir.
Ayrıca siyasi uyum olarak Türkiye ve Katar, bölgesel krizlerde çoğu zaman aynı pozisyonları benimsedi. Özellikle Suriye ve Filistin meselesinde sergilenen ortak duruş, iki ülkenin güvenlik iş birliğini destekleyen siyasi uyum ve ortak bakış açısının en açık göstergesi.
Katar’ın yumuşak güç kapasitesi güçlü, ancak askeri caydırıcılık olmadan sürdürülebilir değil. Türkiye ile iş birliği, Doha’ya hem bölgesel meşruiyet hem de stratejik güvenlik derinliği kazandırabileceği gibi daha dengeli ve sürdürülebilir bir caydırıcılık inşa edebilir.
ABD’nin Körfez’deki varlığı “yabancı askerî işgal” algısını her zaman beraberinde getirirken, Türkiye’nin Katar’daki varlığı “dost ve müttefik” çerçevesinde kabul görmektedir. Bu da hem Katar kamuoyunda hem de Körfez halkları arasında meşruiyet üretmektedir. Ayrıca Türkiye’nin NATO üyesi olması, Katar’ın güvenliğini sadece bölgesel değil, küresel düzeyde de güçlendirmektedir.
Sonuç olarak Doha’ya yapılan İsrail saldırısı Katar’ın ABD öncelikli güvenlik perspektifini yeniden gözden geçirmesi ve alternatif olarak Türkiye ile daha derin bir güvenlik iş birliğine dönüşmesine sebep olabilir. Washington, Katar’ın güvenliğini her koşulda öncelemediğini yapılan son saldırıda görmüş olduk. Türkiye ise hem tarihsel hem de güncel krizlerde Katar’ın yanında yer alan stratejik bir müttefik olarak en güçlü alternatif güvenlik sağlayıcısı olabilir. Dolayısıyla Katar için yeni güvenlik paradigması, Türkiye ile derinleşen bir stratejik güvenlik ortaklığına dayalı çok boyutlu bir mimari inşa etmek olmalıdır.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.