İsrail, Gazze Üzerindeki Kontrolünü Neden %70'e Çıkarmak İstiyor?
09.06.2026 - 10:19 | Son Güncellenme: 09.06.2026 - 13:56
İşgal devleti İsrail'in Başbakanı Binyamin Netanyahu, Bakanlar Kurulu'nun (Kabine) son toplantısında, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki kara kontrolünü genişletme planlarına ilişkin fikirler sundu. Netanyahu daha önce yaptığı bir açıklamada, Gazze Şeridi üzerindeki kontrolün, bölge yüz ölçümünün yaklaşık %70'ine çıkarılması yönünde talimat verdiğini belirtmişti. Ekim 2025'te Trump'ın planı doğrultusunda sağlanan ateşkes, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki geçici kontrolünü, "Sarı Hat" olarak bilinen %52'lik bir alanda sınırlandırmıştı. Ancak İsrail bu anlaşmayı ihlal etti ve İsrail ordusu Gazze'deki kontrolünü %60'a yükseltti; böylece yeni bölgenin "Turuncu Hat" sınırları içinde kaldığı konuşulmaya başlandı. Şimdi ise Netanyahu bu kontrolü %70'e çıkarmayı planlıyor.
Elbette artık İsrail'in zorbalığından ve tüm kutsallarla yasakları çiğnemesinden bahsetmeye gerek yok, zira bu artık tartışmasız bir gerçek hâline geldi. Ancak Netanyahu, Gazze'deki kontrol alanının genişletilmesine ilişkin bu açıklamaları, Doğu Kudüs'ün 1967'deki işgalinin periyodik olarak düzenlenen yıl dönümü kutlamaları sırasında yaptı.
2 milyondan fazla Filistinli, Gazze'nin batı kesimindeki dar bir şeride sıkıştırılmış durumda. Bu bölgedeki altyapının büyük kısmı yerle bir edildi. İşgalci İsrail, Filistinli mültecilerin (yerinden edilmiş kişilerin) bulunduğu bölgeler üzerinde ateş gücü kontrolü uyguluyor. Ateşkesin sağlanmasından bu yana toplam şehit sayısı 943'ü aşmış durumda; bunların 359'u çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşuyor ki bu da toplam şehit sayısının %37,9'una tekabül ediyor. Ayrıca yaklaşık 3000 Filistinli yaralandı (bunların %50'si çocuk, kadın ve yaşlılar) ve işgal güçleri 80'den fazla Filistinliyi gözaltına aldı.
İşgalciler 1400'den fazla “saldırı/yıkım operasyonu” gerçekleştirdi ve 350 evi havaya uçurdu. Anlaşmanın başlangıcından bu yana günlük ihlal sayısı ortalama en az 13 ihlale ulaşıyor.
Yardımlar düzeyinde ise işgalci İsrail, üzerinde mutabakata varılan yardımlara ilişkin yanıltıcı rakamlar sunuyor. Anlaşma, aralarında 50 yakıt tırının da bulunduğu günlük 600 tırın girişini öngörürken, sahadaki veriler yardım tırlarının yalnızca %37'sinin, yakıtın ise sadece %14'ünün fiilen giriş yaptığını gösteriyor. Bu durum, Gazze Şeridi'nde hayatın normale dönmesini ve Filistinlilere temel hizmetlerin sunulmasını kasıtlı olarak engelleme çabasına işaret ediyor.
İşgal devletinin tüm bu kısıtlamalarla amacı, Gazze'deki tüm toplumsal mekanizmaları yok etmek. Vazgeçmedikleri bir plan uğruna bunları uyguluyor: Şehri yerle bir edip yaşanamaz hâle getirerek Filistinlileri Gazze'den göç etmeye zorlamak.
İsrailli yazar Gideon Levy, Haaretz gazetesinde yazdığı bir yazıda, İsrail'in Gazze'de plansız ve sadece anlık tepkilere göre hareket ettiğini düşünenlerin yanıldığını belirtti. Levy'e göre İsrail, dünyanın İran'la savaşa ve diğer meselelere odaklanmasını fırsat bilerek planının bir sonraki aşamasını uyguluyor; soykırım süreci işlevini tamamladıktan ve neredeyse tamamen gerçekleşen yıkım rolünü oynadıktan sonra, İsrail, planının bir sonraki aşamasını uygulamak için güvenle ilerliyor.
Levy'nin bahsettiği bu plan nedir?
Plan; tüm Gazze halkını kalıcı olarak engelli, yaralı, hasta, aç, evsiz ve geçim kaynaklarından mahrum bırakılmış bir kitleye dönüştürmek. Bu durum, Filistinli müzakerecilere baskı yapmak amacıyla yürütülen geçici bir süreç değil; aksine bu, nüfusun sonsuza dek bu hâlde kalmasını gerektiren bir süreç. Çünkü Gazze'deki toplum; temel hizmetlerden, hayati kurumlardan ve bir liderlikten mahrum bırakılmış bir topluma dönüştüğünde, toplumsal yapının tamamen çökertilmesi, İsrail'in hiçbir zaman vazgeçmediği "sürgün ve tehcir" aşamasına geçmesini kolaylaştıracak. İsrail, Gazze sorununu ancak bu şekilde çözebileceğine inanıyor.
Bu analiz boşuna yapılmış bir analiz değil. Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'in söylemlerinin ötesinde, bugün Netanyahu ve Katz bu konuyu açıkça dile getiriyor.
İsrail'in Gazze'deki kontrolünü (ateşkesi açıkça ihlal ederek) %70'e çıkarma hamlesi, bu tehcir ajandasına hizmet ediyor. Nitekim Savunma Bakanı Israel Katz şu cümleleri kullanıyor: "Hamas'ın Gazze'yi sivil ve askerî olarak yönetemeyeceğine söz verdik, öyle de olacak; aynı şekilde gönüllü göç planı da uygulanacak. Tüm bunlar doğru zamanda ve doğru yöntemle yapılacak."
Başka bir deyişle Katz, Netanyahu'nun açıklamalarını şu şekilde yorumluyor: İsrail'in attığı adımlar, Gazze halkını sürgün edilmelerini kolaylaştıracak bir duruma getirmeyi amaçlıyor. Yani hedef sadece Hamas yönetimini veya Filistin Yönetimi'ni ortadan kaldırmak değil, tehcire zemin hazırlayacak bir kaos ve yıkım yaratmak.
İsrail; Gazze'de sağlık, eğitim, insani yardım, güvenlik ve hatta basın-medya alanındaki her türlü organize çalışma biçimini hedef alıyor. Çünkü organize bir toplum istemiyorlar; aksine Gazze halkını kolayca göç ettirebilmek için bir kaos ortamı arzuluyorlar.
Tüm uluslararası ve yerel raporlar, sahadaki şahitlikler ve hukuki çalışmalar, İsrail'in Gazze'deki tüm kurumsal ve sivil yapıları parçalamak ve yok etmek için çalıştığını doğruluyor. Amaç, Gazze Şeridi'ni büyük bir kaosun içine itmek ve organize yaşamın tüm belirtilerini ortadan kaldırmak.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, İsrail'in Gazze'deki trafik polisini, pazar yerlerinin güvenliğini ve yardımların koordinasyonunu sağlayan polis güçlerini bile defalarca ve sistematik olarak hedef alan saldırılarını belgeledi. Bu yıkım, hayatın her alanını kapsıyor: 1200'den fazla doktor, hemşire ve sağlık çalışanının katledilmesi, hastanelerin yıkılması ve son olarak yerinden edilmiş kişilere yemek dağıtan insani yardım mutfaklarının (örneğin İHH'nın mutfaklarının) hedef alınması bunun örneklerinden.
Ne yapılmalı?
Filistinlilerin Gazze'deki direniş ve kararlılık unsurları güçlendirilmeli, İsrail'in politikaları medya yoluyla dünyaya ifşa edilmeli, yerel komiteler ile tıbbi ve eğitim alternatifleri oluşturulmalıdır. Filistin'i tanıyan tüm devletler, bu planları durdurması için İsrail'e baskı yapmalıdır. İnsani yardım sürecini siyasi herhangi bir süreçten ayırmak son derece önemlidir. İnsani yardım tırlarının sayısını herhangi bir siyasi/askerî dosyaya bağlamak tehlikeli bir problemdir. Ayrıca, Uluslararası Adalet Divanı kararları daha fazla baskı oluşturmak için etkin bir şekilde kullanılmalıdır. Son olarak, İsrail'in bu planları Batı Şeria ve Kudüs'te de devreye sokmayı amaçladığına karşı son derece uyanık olunmalıdır.