Irak’ta Türkçenin Resmî Statüsü

Dr. Mohammed Tahsin Gökkaya, Türkiye'de çoğunlukla yalnızca Arapça ve Kürtçe ile anılan Irak'ın dil haritasını ve Türkçenin anayasal resmî statüsünü Fokus+ için kaleme aldı.
dosya-irak-ta-turkcenin-resmi-statusu-mohammed-tahsin-gokkaya.jpg

10.09.2026 - 09:35  |  Son Güncellenme:  10.09.2026 - 12:07

Türkiye’de Irak denildiğinde ülkenin resmî dilleri konusunda genel olarak Arapça ve Kürtçe akla gelmektedir. Oysa Irak’ın dil yapısı ve bu dillerin hukuki statüsü bundan daha geniştir. Irak Türkmenlerinin konuştuğu Türkçe, Irak Anayasası tarafından tanınmış ve Türkmenlerin nüfus yoğunluğu oluşturduğu idari birimlerde resmî dil statüsüne kavuşturulmuştur.  

Irak mevzuatında bu dil “Türkmence” olarak adlandırılmakla birlikte, burada kastedilen Irak Türkmenlerinin farklı yerel ağızlarıyla konuştuğu Türkçedir; Türkmen okullarında kullanılan yazı ve eğitim dili ise Türkiye Türkçesini esas almaktadır. 

Bu durum yalnızca anayasal bir ifade olarak da kalmamış, 2014 yılında çıkarılan Resmî Diller Kanunu ile ayrıca kanuni güvence altına alınmıştır. Başka bir ifadeyle Türkçe, bugün Irak’ta yalnızca bir topluluğun evinde veya kültürel faaliyetlerinde kullandığı bir dil değil, belirli bölgelerde devlet tarafından resmen tanınmış bir dildir. 

Burada önemli bir hukuki ayrım yapmak gerekir. Irak Anayasası’nın 4. maddesi, Arapça ve Kürtçeyi Irak’ın bütününde geçerli iki resmî dil olarak belirlemektedir. Aynı maddenin dördüncü fıkrası ise Türkmence ve Süryaniceyi, bu toplulukların nüfus yoğunluğu oluşturdukları idari birimlerde “diğer iki resmî dil” olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla “Türkçe Irak’ın resmî dillerinden biridir” ifadesi doğrudur. Fakat bunun ülke çapında Arapça ve Kürtçeyle aynı coğrafi kapsamda bir statü anlamına gelmediğini belirtmek gerekir. Türkçenin resmîliği, özellikle Türkmenlerin tarihî olarak yoğun yaşadığı Kerkük, Musul, Telafer, Tuzhurmatu, Kifri, Erbil ve benzeri yerleşim alanları bakımından anlam kazanmaktadır. 

Bu anayasal statü aslında 2005 yılında ortaya çıkmış tamamen yeni bir olgu değildir. Irak Türkmenlerinin dil haklarının hukuki geçmişi, modern Irak devletinin kuruluş yıllarına kadar uzanmaktadır. Yaklaşık bir asırlık süreç incelendiğinde Türkçenin Irak’taki serüveninin; tanınma, sınırlandırılma, yeniden tanınma ve uygulama sorunları arasında gidip gelen bir seyir izlediği görülmektedir. 

Krallık döneminden cumhuriyete: Türkçenin ilk hukuki güvenceleri 

Modern Irak devleti 1921 yılında kurulurken Türkmenler, başta Kerkük olmak üzere Musul vilayetinin çeşitli bölgelerinde yerleşik tarihî topluluklardan birini oluşturuyordu. Yeni devletin kurumsallaşma sürecinde dil meselesi de doğrudan devletin kimliği ve farklı topluluklarla ilişkisi üzerinden şekillendi. 

1925 tarihli Irak Krallığı Temel Kanunu’nun 17. maddesi Arapçayı devletin resmî dili olarak kabul etmiş, ancak “özel kanunla öngörülen durumları” bunun dışında bırakmıştı. Aynı anayasanın 16. maddesi ise farklı topluluklara kendi dillerinde eğitim veren okullar kurma ve işletme hakkı tanıyordu. 

Türkçenin konumu açısından asıl önemli gelişme ise Irak’ın İngiliz mandasından çıkarak Milletler Cemiyeti’ne üye olduğu 1932 yılında yaşandı. Irak Krallığı, 30 Mayıs 1932 tarihinde Milletler Cemiyeti’ne sunduğu deklarasyonla ülkedeki etnik, dinî ve dilsel toplulukların haklarına ilişkin uluslararası nitelikte taahhütlerde bulundu. Deklarasyonun 4. maddesi vatandaşların dillerini özel yaşamda, ticarette, basında, yayınlarda ve toplantılarda serbestçe kullanmasını güvence altına alırken, mahkemelerde de ana dili Arapça olmayan vatandaşlara kendi dillerini kullanabilmeleri için kolaylık sağlanmasını öngörüyordu. 5. ve 8. maddeler ise azınlıkların kendi dillerinde eğitim kurumları kurabilmelerine ve belirli bölgelerde devlet okullarında çocukların ana dillerinde eğitim görmesine ilişkin hükümler içeriyordu. 

Türkmenler açısından deklarasyonun en önemli bölümü ise 9. maddeydi. Bu madde Kerkük vilayetindeki Kerkük ve Kifri kazalarını özel olarak ele alıyor ve Türkmen nüfusunun önemli bir ağırlığa sahip olduğu bu bölgelerde Arapçanın yanında Türkçe veya Kürtçenin resmî dil olarak kullanılmasını öngörüyordu. Aynı düzenleme, bu bölgelerde görev yapacak memurların ilgili yerel dili bilmelerini de öngörmekteydi.  

Böylece Türkçenin Irak’taki resmî statüsünün hukuki kökleri, günümüzdeki 2005 Anayasası’ndan yaklaşık yetmiş yıl önceye kadar uzanmaktadır. 

Bu nokta özellikle önemlidir. Çünkü Irak Türkmenlerinin bugün elde ettikleri dil hakları, yalnızca 2003 sonrası oluşturulmuş yeni bir siyasal kazanç değildir. Türkmenlerin Türkçeyi eğitimde ve kamu hayatında kullanması, modern Irak devletinin ilk dönemlerinden itibaren çeşitli hukuk metinlerine konu olmuş tarihsel bir haktır. 

1958’de monarşinin devrilmesi ve cumhuriyet rejimine geçilmesiyle birlikte Irak’ın siyasal yapısı yeniden şekillendi. 

1958 Geçici Anayasası vatandaşlar arasında dil temelinde ayrım yapılamayacağını belirtmekle birlikte Türkmenlere veya Türkçeye özel bir resmî dil statüsü tanımadı. Sonraki yıllarda Arap milliyetçiliğinin devlet yapısında güçlenmesi, özellikle Türkmenlerin dil ve eğitim alanındaki haklarının giderek daha fazla siyasal konjonktüre bağlı hâle gelmesine yol açtı.

1970 Türkmen Kültürel Hakları kararı ve sonraki gerileme 

Türkmen dil ve kültür tarihi açısından en önemli dönüm noktalarından biri 24 Ocak 1970 tarihinde alınan 89 sayılı Devrim Komuta Konseyi Kararı oldu. Ahmed Hasan el-Bekir döneminde çıkarılan karar, Türkmenlerin kültürel haklarını resmen tanıyor ve Türkçe eğitim bakımından oldukça somut düzenlemeler getiriyordu. 

Kararın ilk maddesi Türkmen dilinin ilkokul aşamasından itibaren okutulmasını öngörüyordu. İkinci maddede bu okullardaki eğitim araçlarının Türkmen dilinde hazırlanması kararlaştırılıyor, üçüncü maddede ise Eğitim Bakanlığı bünyesinde Türkmen Eğitimi Müdürlüğü kurulması öngörülüyordu. Bunun yanı sıra Türkmen yazar ve şairlerinin örgütlenmesi, eserlerinin yayımlanmasının desteklenmesi, Türkmen Kültür Müdürlüğünün kurulması, Türkmen dilinde haftalık bir gazete ve aylık bir dergi yayımlanması ve Kerkük televizyonundaki Türkmen programlarının artırılması karara bağlanmıştı. 

Ancak aynı yıl çıkarılan 1970 Geçici Anayasası farklı bir hiyerarşi kurdu. Anayasanın 7. maddesi Arapçayı devletin resmî dili olarak belirlerken Kürtçeye, Kürt bölgesinde Arapçanın yanında resmî dil statüsü verdi. Türkmen dili ise aynı anayasal statüye dâhil edilmedi. Türkmenlerin hakları daha çok 89 sayılı karar çerçevesinde “kültürel haklar” kategorisinde tutuldu. 

Daha sonraki Baas döneminde ise 1970 yılında verilen hakların önemli bir bölümü kısa sürede uygulamada daraltıldı; 1971’e gelindiğinde Türkçe eğitim başta olmak üzere bu hakların büyük bölümü fiilen ortadan kaldırıldı ve Türkmen okulları yeniden Arapça eğitim sistemine döndürüldü. Özellikle Kerkük ve çevresinde yürütülen Araplaştırma politikaları yalnızca demografik yapıyı değil, kamusal alanda Türkçenin kullanımını da doğrudan etkiledi. 

Devletin resmî söyleminde Türkmen kültürel haklarının varlığından söz edilmeye devam edilse de eğitim ve kamu kurumlarında Arapçanın hâkimiyeti giderek arttı. Baas döneminin sonlarına gelindiğinde yerel dillerin eğitim ve resmî yazışmalarda kullanılmasına yönelik ağır kısıtlamalar uygulandığına ilişkin belgeler bulunmaktadır. Örneğin 1999 tarihli bir İçişleri Bakanlığı talimatında Kerkük’teki okullarda eğitimin yalnızca Arapça yürütülmesi ve Türkmen, Kürt ve Süryani dillerinin okul ortamında kullanılmaması yönünde talimatlar yer almaktadır. 

Dolayısıyla 1970 kararı Türkmenler açısından önemli bir hukuki kazanım olmakla birlikte, dönemin otoriter devlet yapısı nedeniyle bu hakların sürekliliği ve uygulanması iktidarın politik tercihlerine bağlı kaldı. Türkçenin Irak’taki statüsünün en belirgin özelliklerinden biri de tam olarak burada ortaya çıkmaktadır: Hukuki tanıma ile fiilî uygulama çoğu zaman birbirinden farklı seyretmiştir. 

1991 sonrası Kuzey Irak’ta Türkçe eğitimin yeniden başlaması 

1991 Körfez Savaşı’nın ardından Irak’ın kuzeyinde güvenli bölgenin oluşturulması, Türkmenlerin ana dilde eğitimi açısından yeni bir dönemin başlangıcı oldu. Bağdat yönetiminin denetiminden çıkan bölgelerde Türkmenler, 1992’den itibaren Erbil ve Kifri’de Türkçe eğitim veren okullar açmaya başladı; bu eğitim 1993’ten itibaren daha kurumsal bir yapıya kavuştu. İlk aşamada Türkmen siyasi kuruluşlarının girişimleriyle açılan bu okullarda, 1970’lerdeki Arap harfli uygulamadan farklı olarak ilk kez Latin alfabesi ve Türkiye Türkçesi esas alındı. 1993–1996 yılları arasında Erbil, Kifri ve Süleymaniye’de Türkmen okullarının sayısı 19’a ulaştı. Böylece 1970’lerin başında kesintiye uğrayan ana dilde eğitim, Irak’ın kuzeyindeki Türkmenler açısından yaklaşık yirmi yıl sonra yeniden hayat buldu. 

2003 sonrası: Türkçenin anayasal olarak resmî dil statüsüne kavuşması 

2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Irak’ın siyasal ve anayasal sistemi yeniden inşa edilirken dil meselesi de yeni devlet düzeninin temel tartışmalarından biri oldu. 2004 tarihli Geçiş Dönemi İdare Yasası Arapça ve Kürtçeyi Irak’ın iki resmî dili olarak kabul ederken Türkmenlerin de çocuklarına devlet eğitim kurumlarında kendi ana dillerinde eğitim verme hakkını açıkça güvence altına aldı. 

Asıl önemli değişiklik ise 2005 Irak Anayasası’yla gerçekleşti. Anayasanın 4. maddesinin birinci fıkrasında Arapça ve Kürtçe, Irak’ın iki resmî dili olarak belirlenirken, aynı fıkrada Iraklıların çocuklarına devlet eğitim kurumlarında Türkmence, Süryanice ve Ermenice gibi ana dillerinde eğitim verme hakkı anayasal güvenceye bağlandı. 

Ancak Türkmenler açısından maddenin daha önemli kısmı dördüncü fıkradır: 

“Türkmence ve Süryanice, bu toplulukların nüfus yoğunluğu oluşturduğu idari birimlerde diğer iki resmî dildir.” 

Bu hüküm, Türkçeyi yalnızca bir “kültür dili” veya “ana dilde eğitim hakkı” kapsamından çıkararak belirli idari birimlerde doğrudan resmî dil statüsüne taşımaktadır. 

Aynı anayasanın 125. maddesi de Türkmenler dâhil Irak’taki farklı milliyetlerin idari, siyasi, kültürel ve eğitim haklarını ayrıca güvence altına almaktadır. Böylelikle Türkmenlerin dil hakkı yalnızca 4. maddeyle sınırlı bırakılmamış, daha geniş bir anayasal haklar sistemi içerisinde değerlendirilmiştir. 

Bu anayasal düzenleme 2014 yılında çıkarılan 7 sayılı Resmî Diller Kanunu ile daha ayrıntılı bir yasal zemine kavuştu. Kanunun 8. maddesi devlet eğitim kurumlarında Arapça, Kürtçe, Türkmence, Süryanice veya Ermenice eğitim veren okulların açılabileceğini belirtmektedir. 10. maddesi ise Anayasa’nın hükmünü tekrar ederek “Türkmence ve Süryanice, Türkmenlerin veya Süryanilerin nüfus yoğunluğu oluşturdukları idari birimlerde iki resmî dildir” hükmünü getirmektedir. 11. madde de bir il veya bölgenin, halkının çoğunluğunun referandum yoluyla kabul etmesi hâlinde başka bir yerel dili ek resmî dil olarak benimseyebileceğini düzenlemektedir. 

Dolayısıyla günümüzde Türkçenin Irak’taki resmî statüsü yalnızca siyasi bir söylem veya teamülden ibaret değildir. Bu statünün anayasal ve kanuni olmak üzere iki ayrı hukuki dayanağı vardır. 

Buna rağmen uygulamada sorunlar devam etmektedir. Bunun yakın tarihli örneklerinden biri 2023 yılında yaşandı. Irak Bakanlar Kurulu Genel Sekreterliği tarafından Kerkük’te Türkmencenin resmî kullanımını sınırlandırdığı değerlendirilen bir karar alınması üzerine Türkiye Dışişleri Bakanlığı da tepki göstermiş ve kararın Irak Anayasası’nın 4. ve 125. maddeleriyle çeliştiğini açıklamıştı. Bu tartışma, Türkçenin resmî statüsünün hukuk metinlerinde açık olmasına rağmen uygulamada hâlâ idari ve siyasi tartışmalara konu olabildiğini göstermektedir. 

Türkmen okulları: Anayasal hakkın yaşayan alanı 

Türkçenin Irak’taki varlığının belki de en somut göstergesi Türkmen okullarıdır. 2003 sonrasında Türkmenlerin yaşadığı bölgelerde ana dilde eğitim yeniden örgütlenmiş ve Türkmen eğitimi Irak’ın devlet eğitim sistemi içinde yer almaya başlamıştır. 

Türkmen eğitim sisteminde genel olarak iki model öne çıkmıştır. Bunlardan ilki çoğu zaman “esas eğitim” olarak adlandırılan ve temel derslerin Türkçe işlendiği okullardır. Diğeri ise Arapça eğitim veren okullarda Türkçenin belirli ders saatlerinde ayrıca öğretildiği, yaygın biçimde “şümul eğitim” olarak adlandırılan sistemdir. Esas okullarda matematik, fen bilimleri ve benzeri dersler de Türkçe eğitim materyalleriyle verilebilmekte; Arapça ve din eğitimi gibi dersler ise mevzuata uygun biçimde kendi dillerinde yürütülmektedir. 

Bu sistemin özellikle Kerkük’te önemli bir kurumsal altyapısı oluşmuştur. Bunun yanında Tuzhurmatu, Kifri, Diyala çevresi, Musul, Telafer, Bağdat ve Erbil gibi Türkmen nüfusunun bulunduğu bölgelerde de farklı dönemlerde Türkmen okulları açılmıştır. Günümüzde eğitim imkânlarının sayısı ve niteliği bölgeden bölgeye önemli farklılık göstermektedir. 

Türkmen eğitiminin karşı karşıya olduğu sorunların başında öğretmen eksikliği, Türkçe ders kitabı basımı, terminoloji birliği, eğitim materyallerinin güncellenmesi ve merkezî sınavlarla uyum gelmektedir. Nitekim 2024 yılında Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’ye iletilen talepler sonrasında Türkmen okullarındaki öğretmen eksikliğinin giderilmesi için sözleşmeli öğretmenlerin görevlendirilmesi, kitapların devlet tarafından basılması, sınav sorularında diğer eğitim dilleriyle eşitliğin sağlanması ve Türkmen öğrencilerin uzaktan eğitim sınavlarına katılabilmesine ilişkin düzenlemeler onaylanmıştır. 

Türkçe eğitim bugün yalnızca Kerkük ve federal yönetime bağlı Türkmen bölgeleriyle sınırlı değildir. Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi sınırları içerisinde de 1992’de başlayan Türkçe eğitim, kesintisiz biçimde varlığını sürdürmektedir. Bölgesel yönetimin eğitim sistemi içerisinde Türkmenler kendi ana dillerinde eğitim görme hakkına sahip olduğu gibi, Türkmence de Kürtçenin yanında resmî dil statüsüne sahiptir. Nitekim IKBY (Irak Kürt Bölgesel Yönetimi)’nin 2014 tarihli 6 sayılı Resmî Diller Kanunu, bu bölgelerde Türkmencenin eğitimde, resmî iletişimde ve idari işlerde kullanılmasını hukuki güvence altına almaktadır. 

Yaklaşık bir asırlık süreç birlikte değerlendirildiğinde, Türkçenin Irak’taki hukuki varlığının dönemsel veya 2003 sonrasında ortaya çıkmış yeni bir kazanım olmadığı görülmektedir. Krallık döneminden günümüze farklı anayasa, kanun ve düzenlemelerle tanınan bu statü, zaman zaman kesintiye uğramış veya uygulamada sınırlandırılmış olsa da bugün anayasal ve yasal güvenceye sahip tarihsel bir hak niteliğindedir.  

Bu nedenle Türkmen okullarının güçlendirilmesi aynı zamanda Irak'taki Türkçenin geleceğinin korunması anlamına gelmektedir. 

Bugün gelinen noktada mesele artık Türkçenin Irak’ta hukuken tanınıp tanınmadığı değildir. Çünkü bunun cevabı açıktır: Türkmence, yani Irak Türkmen Türkçesi, Türkmenlerin nüfus yoğunluğu oluşturduğu idari birimlerde Irak Anayasası ve Resmî Diller Kanunu gereğince resmî dildir. Asıl mesele, anayasanın ve kanunun verdiği bu hakkın ne ölçüde hayata geçirildiğidir. 

Kerkük’teki bir devlet dairesinde Türkçenin kullanılabilmesi, bir vatandaşın kamu hizmetine kendi diliyle erişebilmesi, resmî tabelalarda ve yazışmalarda Türkçeye yer verilmesi, Türkmen çocuklarının kendi ana dillerinde nitelikli eğitim alabilmesi ve bu dilin yükseköğretime kadar taşınabilmesi, anayasal statünün gerçek anlamda uygulanmasının ölçütleridir.