Irak, Kritik Dönemeçte: Seçimler Meşruiyet Testine Dönüşüyor
10.11.2025 - 15:56 | Son Güncellenme: 10.11.2025 - 16:04
Irak sahası, iç bölünmelerin artması ve bölgesel çıkarların iç içe geçmişliği ortasında, planlanan parlamento seçimlerine gergin adımlarla yaklaşmaktadır.
Sadr Hareketi'nin siyasi sahneden çekilmesi ve Kerkük ile tartışmalı bölgelerde Türkmenlerin dağılması arasında, seçim süreci, siyasi sistemin meşruiyetini yeniden kazanma kapasitesine dair kritik bir test olarak ortaya çıkmaktadır.
Irak hükümeti, Muhammed Şiya El-Sudani başkanlığında, 11 Kasım 2025'teki seçim tarihini 'istikrarı koruma' gerekliliği olarak belirlemeye çalışırken, Sadrcıların boykotu sonucunda oluşan siyasi ve sosyal boşluğu kimin dolduracağı ve Türkmenlerin, Irak'taki nüfuz dengelerinde eski konumlarını geri kazanıp kazanamayacakları konusunda sorular artmaktadır.
Seçim ortamı
Gözlemciler, 2025 Irak parlamento seçimlerinin, iç bölünmelerin bölgesel çekişmelerle kesiştiği karmaşık bir siyasi ortamda gerçekleştiğini düşünüyor.
Siyasi analist Ra'd Haşim, seçimlerin "bazı kişilerin erteleme veya iptal etme yönündeki girişimlerine rağmen zamanında yapılacağını" belirtiyor ve bu sürecin "manipüle edilmemesi gereken bir ulusal görev" olduğunu vurguluyor.
Gözden Kaçmasın
Haşim, Fokus+ ile yaptığı görüşmede, oy verme gününden önceki günlerde bile dışlanmaların devam etmesinin, "seçim sürecini karmaşık hale getiren ve adayların güvenini zayıflatan bir durum" olduğunu belirterek bunun "demokratik uygulama ilkeleriyle çeliştiğini" vurguladı.
Demokratik dönüşümün üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, siyasi harita hala üç ana eksende şekillenmektedir:
Şii Ekseni: "Koordinasyon Çerçevesi" tarafından önderlik edilen bu eksen, Sadr Hareketi'nin seçim yarışından çekilmesinin ardından öne çıkmaktadır.
Kürt Ekseni: Mesut Barzani'nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi ile Pavel Talabani'nin liderliğindeki Kürdistan Yurtseverler Birliği arasında bölünmüş durumdadır.
Sünni Ekseni: Bu eksen, en önemli ittifaklar arasında yer alan Muhammad Halabusi'nin liderliğindeki "İlerleme", Muthana Semerraei'nin liderliğindeki "Azm" ve Khamis Al-Hanjir'in liderliğindeki "Egemenlik" gibi güçler arasında dağılmıştır. Ayrıca, geleneksel kutuplaşmayı kırma çabası içinde olan yeni yerel güçler de bulunmaktadır.
Seçim süreci, artan bir halk güveni kriziyle karşı karşıya kalmaktadır. Iraklılar, önceki seçimlerdeki düşük katılımı, yolsuzluğun devamı ve aynı elitlerin iktidarı tekelleştirmesiyle ilişkilendirmektedir.
Seçim sahnesinde, silahlı grupların ve askeri kanatlara sahip partilerin varlığı ön plandadır; bu durum, silahın seçmenlerin iradesi ve seçimlerin dürüstlüğü üzerindeki etkisi konusunda endişelere yol açmaktadır.
Haşim, Şii sahnesinin "rekabetçi güç dengesizliği ve seçim kampanyalarında devlet kaynaklarının açıkça sömürülmesi" sorunu yaşadığını belirtmekte ve "bu tür ihlallerin oy verme gününden önce kalan kısa süre içinde durdurulmasının zor olacağını" vurgulamaktadır.
Öte yandan, etnik ve dini azınlıklar - özellikle Türkmenler - iç bölünmeler ve adil temsil eksikliği ortasında varlıklarını kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Bölgesel güçler ise durumu dikkatle izlemektedir.
İran, "Koordinasyon Çerçevesi" içindeki müttefiklerinin liderlik pozisyonlarını korumasını sağlamak için çalışırken, Türkiye, Türkmen kartını kullanarak siyasi ve sosyal etkisini pekiştirmeye devam etmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ise güvenlik kaymaları önlemeye odaklanan sınırlı bir ilgi göstermektedir.
Bu nedenle, gelecek seçimler, iktidar yarışından çok meşruiyet mücadelesi olarak tanımlanmaktadır; geleneksel blokların dağılması ve halkın artan katılım isteksizliği, zayıf temsil edilen ve bölgesel çekişmelere sıkı sıkıya bağlı bir parlamento üretebilir.
Türkmenler ve bölünme
Türkiye, yaklaşan seçimlerin Irak'taki Türkmen bileşeni için devlet kurumlarında varlıklarını güçlendirme fırsatı sunduğunu düşünse de, mevcut saha durumu, temsil oranlarını tehdit eden derin zorlukları yansıtmaktadır.
Anadolu Ajansı'nın 21 Ekim 2025'te bildirdiğine göre, Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Anil Bora İnanç, Kerkük'e yaptığı ziyarette, "Türkmenlerin, Irak ile Türkiye arasındaki en güçlü sosyal bağlardan biri olduğunu" vurgulayarak, onların gelecek seçimlerde geniş katılım göstermelerinin önemini belirtmiştir.
Büyükelçi, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Mahmud Sem’ân Ağa ve parlamentodaki grup başkanı Arşad Salihi ile yaptığı görüşmede, Ankara'nın "Irak'ı birleşik ve uyumlu bir ülke olarak görmeyi umduğunu" ifade etmiş ve Türkmenlerin "Irak ulusal kimliğinde asli bir unsur" olduğunu, ancak hâlâ tam siyasi haklarını elde edemediklerini dile getirmiştir.
Bu bağlamda, 11 Ekim 2025'te Al-Mashad TV tarafından hazırlanan bir rapor, Türkmen bileşeninin, keskin mezhepsel ve siyasi bölünmeler içinde ve kendine özgü kota olmadan seçimlere girdiğini, bu durumun da siyasi ağırlığını kaybettirdiğini ortaya koymaktadır.
Rapor, Türkmen Reform Partisi'nin "seçim sistemindeki adaletsizlik" nedeniyle seçimleri boykot edeceğini açıklarken, Irak Türkmen Cephesi'nin ise Kerkük'teki en önemli altı Türkmen partisinin yer aldığı bir ittifakla katılma kararı aldığını belirtmektedir.
Siyasi analist Makram Al-Qaisi, Al-Mashad TV'ye verdiği demeçte, Türk desteğinin "sınırlı ve hesaplı" olduğunu, çünkü Ankara'nın Türkmenleri doğrudan yerel çatışmalara sokmamaya özen gösterdiğini, böylelikle Araplar ve Kürtlerle olan dengesini korumak istediğini belirtmektedir.
Bu görüşe katılan analist Ra'd Haşim, "Türk desteğinin Türkmenlerin siyasi varlıklarını geri kazanmalarını sağlaması" konusunun abartıldığını ifade ederek, "Türk büyükelçinin Kerkük'e yaptığı ziyaretlerin, Türkmenlerin sınırlı seçim durumunu değiştirmediğini" vurgulamaktadır. Çünkü "Türkmen katılımı hâlâ Sünni, Şii ve bazı bağımsız figürler arasında dağılmış durumdadır."
Fırsatların sınırlı olmasına rağmen, Türkmen Cephesi temsilcileri, Kerkük'ün üç ana bileşeni arasındaki gerilimi sona erdirme ve "daha dengeli bir yönetim ortaklığı" sağlama çağrısı yapan bir birleştirici seçim söylemi sunmaya çalışmaktadırlar.
Sadr ve boykot
Seçim sahnesindeki kriz ortamında, Şii Ulusal Akım lideri Mukteda Sadr, destekçilerine parlamenter seçimleri tamamen boykot etme çağrısında bulundu. Bu adım, potansiyel etkisi açısından eşi benzeri görülmemiş bir karar olarak değerlendirilmektedir.
Boykot çağrısı, Sadr’ın etki alanında bulunan bölgelerde, örneğin Bağdat’taki Sadr Şehri'nde, herhangi bir seçim etkinliğini engellemeyi kapsamakta olup, Sadr’ın "başarısızlık ve yolsuzluk" ile suçladığı siyasi sınıfa karşı güçlü bir protesto mesajı göndermektedir.
BBC'nin 18 Ekim 2025 tarihli haberi, bu boykotun "derin bir siyasi tıkanıklığı" temsil ettiğini ve mevcut sistem içindeki reform olasılığına duyulan güvenin kaybolduğunu yansıttığını bildirmiştir.
Araştırmacı Munâf el-Müsyavi, Sadr’a yakın bir isim olarak, Sadr’ın "etkili güçlerin seçimler aracılığıyla kendilerini yeniden üretme çabasında olduğunu, ancak değişim için herhangi bir belirti bulunmadığını" ifade ettiğini aktarmıştır.
Diğer taraftan, Şii Koordinasyon Çerçevesi, Sadr hareketinin yokluğundan faydalanarak kendi tabanını güçlendirmeye çalışmaktadır. Ancak analistler, bu boykotun "seçimlerin meşruiyetine ağır bir darbe indireceği" konusunda uyarıda bulunmuşlardır.
Haşim, Sadr hareketinin boykotunun "Şii bileşen içindeki katılım oranını etkilediğini, ancak seçim sürecini durdurmadığını" belirtmektedir.
Siyasi analist, "Sadr hareketinin boşalttığı sandalye ve koltukların, Koordinasyon Çerçevesi'ndeki güçler ve diğer Şii partileri arasında yeniden dağıtılacağını" vurgulayarak, "bu durumun genel sahnedeki etkinin sınırlı, ancak kendi içlerinde hissedilir olduğunu" ifade etmektedir.
Politik uzmanlar, katılım oranının düşük seviyelere düşmesini beklemektedir; bu durum, gelecek parlamento "hukuki meşruiyete sahip olsa da, halk meşruiyetinden yoksun" kalacaktır.
Boykot, siyasi şiddetteki artışla birlikte gerçekleşmiştir. 19 Ekim 2025'te Bağdat'ta, aday Sefa el-Meşdani'nin bir bombalı saldırı sonucu öldürülmesi, Irak'ta daha önce yaşanan hedefli cinayetlerin geri dönüşü konusundaki korkuları yeniden gündeme getirmiştir.
Irak’taki seçim manzarası, yerel aktörler ve bölgesel baskılar arasında kırılgan bir dengeyi ortaya koymaktadır. Türkmenler, iç bölünmeler içerisinde siyasi varlık mücadelesi verirken, Sadr hareketi, Şii denkleminde geniş bir boşluk bırakarak geri çekilmektedir.
Siyasi analist Ra'd Haşim, sınırlı katılımın "yeni bir siyasi tıkanıklığın kapısını açabileceği" konusunda uyarıda bulunmuştur.
Haşim, Iraklı güçlerin ileride "Washington-İran-Necef denklemi"ne tabi bir uzlaşma çözümüne yönelmesini beklemektedir. Bu denklemin, "yıllardır Irak'ta başbakanın seçimi ve makamların dağıtımında hâlâ etkili olduğunu" ifade etmektedir.
Artan bir halk kayıtsızlığı ve oylama işlemlerine olan güvenin azalmasıyla birlikte, gelecek seçimler, "gerçek bir siyasi sistem üretme fırsatından çok, daha çok şekilsel bir meşruiyet yenileme girişimi" olarak görünmektedir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.