Hürmüz Düğümü Ceyhan ile mi Çözülecek? Irak Petrolü İçin Kritik Viraj

Gazeteci Taha Emin, Hürmüz Boğazı’nın kapanması durumunda Irak’ın petrol ihracatına etkisini ve Ceyhan Limanı seçeneğini Fokus+ için inceledi.
Hürmüz Düğümü Ceyhan ile mi Çözülecek Irak Petrolü İçin Kritik Viraj

04.03.2026 - 16:29  |  Son Güncellenme:  04.03.2026 - 16:35

ABD ile İran arasında her artan gerilimde, Bağdat’taki kaygılar da tırmanıyor. 

Hürmüz Boğazı’nın kapanma ihtimali, varsayımsal bir senaryodan çıkarak, Irak devlet gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ını tehdit eden gerçek bir ekonomik kabusa dönüşüyor. 

Bölgede süren savaş ve askeri tırmanışın gölgesinde, Türkiye’nin Ceyhan Limanı’nın alternatif bir ihracat hattı olarak devreye girip giremeyeceği sorusu gündeme taşınıyor. 

Böyle bir seçeneğin hem piyasaların yaşayacağı şoku hafifletmesi hem de Ankara’nın bölgesel enerji denklemindeki ağırlığını artırması ihtimali tartışılıyor. 

Hürmüz Boğazı’ndan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçiyor. Bu rakam, küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birine karşılık geliyor ve boğazı dünyanın en kritik stratejik deniz geçişlerinden biri haline getiriyor. 

İhracata şok etkisi 

Iraklı uzmanların verilerine göre ülkenin petrol ihracatının yüzde 85’ten fazlası güneydeki Basra limanlarından gerçekleştiriliyor.  

Bu sevkiyat Körfez üzerinden Hürmüz Boğazı’na ulaşıyor ve küresel pazarlara buradan açılıyor. 

Iraklı ekonomist Dr. Abdurrahman el-Meşhedani, Hürmüz’ü kapatma senaryosunun gerçekleşmesi halinde bile uzun süreli olmayacağını belirtti. 

Meşhedani, boğazın küresel ticaret açısından hayati bir geçiş noktası olduğunun altını çizerek, uluslararası toplumun uzun süreli bir kapanmaya izin vermeyeceğini vurguladı. 

Konuya ilişkin Fokus Plus’a görüş bildiren Meşhedani, ABD, Avrupa ülkeleri, Japonya, Çin ve Güney Kore gibi büyük ekonomilerin Körfez petrolüne doğrudan bağımlı olduğunu belirterek, olası bir kesintinin küresel ekonomi üzerinde yıkıcı etkiler doğurabileceğini söyledi. 

Yalnızca kapanma ihtimalinin açıklanmasının bile petrol fiyatlarını varil başına 100 doların üzerine taşıyabileceğini bildiren Meşhedani, fiili bir kapanma durumunda ise fiyatların 150 doları aşmasının sürpriz olmayacağını ifade etti.  

Bu seviyelerin uluslararası piyasalar açısından sert bir şok anlamına geleceğini de ekledi. 

Petrol uzmanı Kovand Şirvani ise Irak medyasına yaptığı açıklamada, Körfez’de çıkacak olası bir savaşın Irak’ın ihracat kapasitesinin yaklaşık yüzde 90’ını kaybetmesine yol açabileceği, bunun da ülkenin bütçe gelirlerini doğrudan riske atacağı konusunda uyardı. 

Irak’ın günlük yaklaşık 3,5 milyon varil petrol ihraç ettiği bilgisini veren Şirvani, Hürmüz Boğazı’nın yalnızca bir ay süreyle kapanması halinde kaybın 6 milyar doları aşabileceğine dikkat çekti. 

Daha da önemlisi, sadece on günlük bir kapanma, yeterli depolama kapasitesi olmadan 30 ila 35 milyon varil petrolün birikmesine yol açabilir. Böyle bir adım ise petrol sahaları üzerinde ciddi teknik ve mali sonuçlar doğurabilir. 

Ceyhan seçeneği 

Bu karamsar tabloda, Kerkük petrol sahalarından Türkiye’nin Akdeniz kıyısındaki Ceyhan Limanı’na uzanan ihracat hattı, Körfez dışındaki neredeyse tek seçenek olarak öne çıkıyor. 

Sabahattin Zaim Üniversitesi İslam Ekonomisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Abdulmuttalip Arpa, Hürmüz Boğazı’nın kapanması halinde Ceyhan’ın Irak petrolü için alternatif bir güzergah haline gelmesinin teorik olarak mümkün olduğunu, ancak bunun tam anlamıyla bir alternatif oluşturmayacağını belirtti. 

Fokus Plus’a değerlendirmede bulunan Arpa, Irak’ın petrol ihracatının yüzde 85 ila 90’ını Basra üzerinden gerçekleştirdiğini, boğazda yaşanacak herhangi bir kesintinin ciddi bir mali şok yaratacağını ifade etti.  

Bu nedenle Türkiye üzerinden geçen kuzey rotasının stratejik bir seçenek olduğunu kaydeden Arpa, söz konusu güzergahın ancak “emniyet supabı” işlevi görebileceğini vurguladı. 

Kerkük–Ceyhan boru hattının tasarım kapasitesinin günlük yaklaşık 1,5 milyon varile ulaştığını hatırlatan Arpa, fiili kapasitenin ise geçmişteki kapanmalar, bakım ve modernizasyon ihtiyacı ile pompa istasyonları ve ham petrolün niteliğine ilişkin teknik sorunlar nedeniyle çok daha düşük seviyede olduğunu dile getirdi. 

Bağdat ve Erbil arasındaki siyasi ve hukuki anlaşmazlıkların yanı sıra Ankara ve Bağdat arasındaki sözleşme konusundaki karmaşıklıkların, boru hattının tam kapasiteyle işletilmesini teknik hazırlık kadar siyasi istikrar meselesi haline getirdiğini sözlerine ekledi. 

Öte yandan Iraklı ekonomist Meşhedani, Kerkük–Ceyhan hattının güney ihracatının yerini alamayacağını vurguladı.  

Meşhedani, Irak’ın Basra limanları üzerinden halihazırda günlük yaklaşık 3,5 milyon varil petrol ihraç ettiğini, Ceyhan üzerinden fiilen kullanılabilir kapasitenin ise 200 ila 250 bin varil seviyesinde bulunduğunu, teknik olarak bunun en fazla 600 bin varile çıkarılabileceğini belirtti. 

Ekonomist, sevkiyat rotasının Basra’dan Ceyhan’a kaydırılmasının mevcut sözleşmelerin ve satın alma siparişlerinin yeniden düzenlenmesini gerektireceğini dile getirdi. 

Bunun Avrupa, Kuzey Afrika ve ABD pazarları için uygun olabileceğini ancak Irak petrolünün en büyük alıcısı konumundaki Güneydoğu Asya pazarları açısından daha az elverişli olduğunu ifade etti. 

Meşhedani ayrıca, boru hattının özellikle Musul ve Kerkük arasındaki bölgelerde IŞİD'e karşı savaş sırasında önemli ölçüde hasar gördüğünü bildirdi. 

İki hat üzerinden günlük 1,6 milyon varil olan kapasitenin yaklaşık 600 bin varile kadar gerilediğini ve hattın geniş bölümlerinin yeniden inşaya ihtiyaç duyduğunu kaydetti. 

Şirvani ise gerekli teknik düzenlemeler ve ek yatırımların yapılması halinde hattın kapasitesinin günlük yaklaşık 1 milyon varile çıkarılabileceğini söyledi. 

Bunun şok etkisini hafifletebileceğini ancak kaybı bütünüyle telafi etmeye yetmeyeceğini ifade etti. 

Bu durum, Ceyhan’ı önemli bir alternatif çıkış noktasına dönüştürmenin sadece teknik bir seçim değil, aynı zamanda Ankara’nın Avrupa’ya güvenli bir enerji koridoru olarak konumunu güçlendiren jeopolitik boyutlar da taşıması nedeniyle Türkiye’nin stratejik önemini vurguluyor. 

Buna karşılık, diğer seçeneklerin ise ya sınırlı ya da ertelenmiş olduğu görülüyor. 

Suudi Arabistan üzerinden Kızıldeniz’e uzanan eski boru hattı yıllardır hizmet dışı bulunuyor ve yeniden işletilebilmesi için hem siyasi mutabakat hem de maliyetli bir rehabilitasyon süreci gerekiyor. 

Ürdün’ün Akabe Limanı’na uzanması planlanan boru hattı projesi ise henüz planlama aşamasında. 

Bu tablo içinde, siyasi ve güvenlik kaynaklı sorunlara rağmen, pratik açıdan en hazır güzergahın Türkiye hattı olduğu değerlendiriliyor. 

Prof. Dr. Abdulmuttalip Arpa’ya göre Ceyhan boru hattının rolünün güçlenmesi, Türkiye’ye önemli jeopolitik ve ekonomik kazanımlar sağlayabilir. 

Ankara’nın Avrupa’ya uzanan başlıca enerji geçiş ülkesi konumunu pekiştirmesi ve transit gelirleri ile lojistik hizmetlerden elde edilen kazançları artırması mümkün. Ancak bu avantajın kalıcı hale gelmesi, istikrarlı yasal anlaşmalara bağlı görünüyor. 

Ayrıca boru hattının sürdürülebilir biçimde işletilmesi, Irak ve Türkiye arasında ekonomik entegrasyonu derinleştirerek ve altyapı yatırımlarını hızlandırarak, “Kalkınma Yolu Projesi”nin ekonomik fizibilitesini de güçlendirebilir.  

İç yansımalar 

Olası bir krizin etkileri yalnızca petrol ihracatıyla sınırlı kalmayacak.  

Petrol gelirlerindeki azalma, piyasaya giren dolar miktarının azalması anlamına geliyor. Bu durum döviz kurunda baskı yaratırken, özellikle gıda, ilaç ve inşaat malzemeleri gibi temel ürünlerin ithalat maliyetini doğrudan artırabilir. 

Meşhedani’ye göre Irak’ın Körfez üzerinden ihracatının durması halinde aylık ithalat hacmi 6 milyar dolardan 1 milyar doların altına gerileyebilir.  

Bu tutar, maaş ödemeleri ve cari harcamaları karşılamak için yetersiz. Ayrıca bir bölümü zarar gören petrol şirketlerine tazminat olarak ayrılmak zorunda. 

Kaybın sadece mali olmayacağını, ekonominin petrol satışlarından elde edilen dolar girişlerine bağımlılığı göz önüne alındığında, para politikası ve döviz kuru istikrarı üzerinde de ciddi baskı oluşturabileceğini de ekledi. 

Buna ek olarak, Hürmüz Boğazı’nda seyrüseferde yaşanacak aksamalar, Basra limanlarına gelen ticari gemilerin hareketini etkileyecektir.  

Herhangi bir kapanma veya sigorta ve nakliye maliyetlerindeki artış, malların varışında gecikmelere veya yerel pazarlarda bazı malların kıtlığına yol açacaktır. 

Ortaya çıkabilecek bu arz açığı, Irak’ı kara sınırları üzerinden alternatif ticaret güzergahları aramaya yöneltebilir. Bu çerçevede, deniz yoluyla gelen bazı ürünlerin telafisi amacıyla Türkiye’den yapılan ithalatın artması gündeme gelebilir. 

İki ülke arasında halihazırda işleyen kara taşımacılığı ağı ve mevcut ticaret hacmi dikkate alındığında, krizin uzaması durumunda özellikle gıda, inşaat malzemeleri ve tüketim malları sektörlerinde ticaret dengesi hızla değişebilir. 

Bölgesel gerilimin tırmanmasıyla, Hürmüz Boğazı’nın kapanması senaryosu, olağanüstü çözümleri zorunlu kılan gerçek bir sınav niteliği taşıyor.  

Bu bağlamda, Ceyhan Limanı’nın rolünün güçlendirilmesi ve kara güzergahlarının etkin biçimde devreye alınması, yalnızca alternatif arayışı değil, küresel ticaretin hayati damarlarının kriz dalgalanmalarından korunması açısından da stratejik bir gereklilik olarak öne çıkıyor. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.