Hanuka Menorası mı, Noel Ağacı mı?: Hahamların Yahudi Kimliğini Koruma Çabası

Araştırmacı Mustafa Mansur, Hanuka Bayramı etrafında şekillenen Makabiler anlatısı, hahamların Yahudi kimliğini koruma çabaları ve Noel’le kesişen asimilasyon tartışmalarını Fokus+ için kaleme aldı.
fokus
Hanuka Menorası mı, Noel Ağacı mı Hahamların Yahudi Kimliğini Koruma Çabası

28.12.2025 - 11:33  |  Son Güncellenme:  28.12.2025 - 12:18

Avustralya’nın Sidney kentinde, 14 Aralık Pazar günü dünyaca ünlü Bondi Plajı’nda Hanuka Bayramı’nı kutlayan bir grup Yahudi cemaat üyesinin hedef alındığı silahlı saldırı, kamuoyunda derin yankı uyandıran trajik bir olaya dönüştü. 

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu olayı fırsat bilerek, bir “Yahudi kahramanın” silahlı saldırganlardan biriyle yüzleştiğini duyurdu. 

Ancak kısa süre sonra, saldırgana cesurca müdahale ederek daha büyük bir faciayı önleyen kişinin Müslüman Ahmed el-Ahmed olduğunun ortaya çıkması üzerine Netanyahu bu açıklamasını geri çekmek zorunda kaldı.  

El-Ahmed'in olay sırasında yaralanarak hastaneye kaldırıldığı haberleri çıkarken, Netanyahu, “Cesur bir adamın eylemlerini gördük ve onun cesur bir Müslüman olduğu ortaya çıktı. Masum Yahudileri öldürmeye çalışan bir teröristi engellediği için onu selamlıyorum” ifadelerini kullandı.  

Buna karşın Netanyahu’nun, onlarca Yahudi’nin hayatını kurtaran bir Müslümanın rolünü kabul etmek zorunda kaldığı bu geri adım, olayı Yahudi karşıtlığı anlatısını güçlendirmek için kullanmasını engellemedi.  

Netanyahu, bu düşmanlığın nedenlerine ya da kendi hükümetinin izlediği ve uluslararası çevrelerce sert biçimde eleştirilen politikaların bu duruma katkı sunup sunmadığını da hiç dikkate almadı.   

Bu bağlamda, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese’yi doğrudan hedef alarak, hükümetinin ülkede Yahudi karşıtlığının yayılmasını önlemek için hiçbir adım atmadığını ileri sürdü.  

Sert ifadeler kullanan Netanyahu, “Ülkenizde büyüyen kanser hücrelerini ortadan kaldırmak için hiçbir şey yapmadınız” diyerek, Avustralya siyasetini Yahudi karşıtlığını körüklemek ve Yahudilere yönelik nefreti teşvik etmekle açıkça suçladı.

Netanyahu’nun Hanuka vesilesiyle yaptığı açıklamalar bununla da sınırlı kalmadı. Yahudi tarihinde bu bayramın “gerçek kahramanları” olarak görülen Makabileri andı. 

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee

ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee ile birlikte işgal altındaki Kudüs’te bulunan Batı Duvarı (Ağlama Duvarı) meydanını ziyaret eden Netanyahu, Hanuka mumu yakarken şunları söyledi:  

“Makabiler Seleukos İmparatorluğu'na karşı isyanlarında başarısız olsaydı, ABD diye bir şey olmazdı.”  

Hanuka kutlaması olayına ilişkin bu açıklamalar, hahamların Yahudi kimliğini korumak amacıyla dini kaynakları güçlendirme ve kutsallaştırma yönünde tarihsel olarak aldıkları kararları ve yürüttükleri çabaları yeniden akıllara getirdi.  

Bu yaklaşım, Yahudi toplulukları için yüzyıllar boyunca güvenli bir sığınak işlevi görerek, yaşadıkları toplumlar içinde asimilasyona karşı bir koruma mekanizması oluşturdu.  

Bu çerçevede dikkat çeken ortak nokta, Hanuka anlatısının merkezinde yer alan Makabilerin, aslen Levi kabilesinden bir rahibin soyundan gelen, dini hassasiyetleri güçlü bir aile olmasıdır.  

Hahamlar, Yahudi kimliğinin sürekliliğini sağlamak için tarih boyunca yoğun bir mücadele yürüttü.  

Rolleri yalnızca dini alanla sınırlı kalmadı, aynı zamanda kutsal metinlerin yorumlanmasının ötesine geçerek, Yahudi toplumunun tarihini şekillendiren siyasal, toplumsal ve kültürel anlayışları da içerdi.  

Hahamların bu tarihsel ve siyasi bilinçle geliştirdikleri yaklaşım, dini metinlere de yansıdı ve dönemin gerçekleriyle uyum sağlamak amacıyla bazı bölümlerin yeniden yorumlanmasına, açıklanmasına ve bağlama oturtulmasına yol açtı.   

Böylece din, yalnızca inanç alanı değil, aynı zamanda kolektif hafızayı ve toplumsal direnci ayakta tutan bir yapı haline geldi.  

Bu bağlamda hahamların Yahudi kimliğini korumadaki öncü rolünün en belirgin şekilde ortaya çıktığı dönüm noktalarından biri, Yunan fetihleri oldu.  

Makabi ailesinin duruşu ve Yunan paganlığına karşı verdikleri mücadele, yalnızca askeri bir başkaldırı değil, aynı zamanda dini ve kültürel bir varoluş mücadelesi olarak şekillendi. 

Makabilerin kökeni ve direnişin başlangıcı

Makabiler, ataları Haşmoni Yuhanna’nın oğlu Matatiyas’ın adını taşıyan ve Haşmoni hanedanı olarak bilinen dindar bir aileye mensuptu.   

Mattatias’ın Yuhanna, Simeon, Yahuda, Eleazar ve Yonatan adlarını taşıyan beş oğlu vardı.  

Makabiler adı ise, isyanı fiilen başlatan ve direnişin sembolü haline gelen figürden türedi. Bu figür, Mattathias’ın oğlu Yahuda Makabi’ydi.  

Öte yandan, Makabi kelimesinin anlamına ilişkin değerlendirmeler tarihsel ve filolojik açıdan farklılık gösteriyor.  

Bazı yorumlara göre bu ifade, “çekiç” anlamına gelmekte ve Yahuda’ya, Yunan ordularına karşı sergilediği kararlılık, cesaret ve kahramanlığı nedeniyle bir unvan olarak verilmişti. 

Nitekim Yunan ordularına yoğun saldırıları, ezici ve acı verici bir darbeyi çağrıştırmış, bu da söz konusu lakabın sembolik anlamını güçlendirmiştir.  

Buna karşılık, akademik çevrelerde daha yaygın kabul gören görüş, “Makabi” adının kutsal metinlere dayalı bir kısaltma olduğudur.  

Bu yaklaşıma göre kelime, Tevrat’ın Çıkış Kitabı’nda yer alan 15:11 numaralı bölümün baş harflerinden türemiştir.  

İbranice telaffuzu “Mi khamokha ba’elim yahweh” olan bu bölüm, “Ey Rab, tanrılar arasında sana benzeyen kim var?” anlamına gelir.  

Ayrıca, Yahuda’nın söz konusu ifadeyi bir slogan olarak benimsediğine ve baş harflerini oluşturan “M-K-B-Y" kısaltmasını yüzüğüne işlediğine inanılır.  

Bunun üzerine Haşmoni hanedanının onun adıyla anılmaya başlandığı ve ailenin tarihsel hafızada Makabiler olarak yer ettiği kabul edilir.  

Bu ailenin mücadelesinin öyküsü, Seleukos Kralı IV. Antiochus’un imparatorluğun tüm eyaletlerine gönderdiği sert bir fermanla başlar.  

Söz konusu ferman, halklardan ağır haraçlar talep edilmesini öngörürken, aynı zamanda Yunan tanrılarına ve Helenistik geleneklere tapınmayı zorunlu kılıyordu.  

Antiochus’un bu politikalarının arkasında, büyük ölçüde karşı karşıya kaldığı mali yükler bulunuyordu.  

Artan askeri harcamalar ve imparatorluğun mali dengelerini sağlama ihtiyacı, onu Kudüs’teki Tapınak’a yöneltti.  

Kral, Tapınak’a baskın düzenleterek hazineleri, altını, parayı ve değerli eşyaları ele geçirdi.  

Ateşli bir Helenist olan Antiochus, Yunan kültürünü zorla halka dayattı ve bu doğrultuda baskıyı giderek artırdı.   

Yahudiler ve dinleriyle çeliştiğini fark edince, bunu ortadan kaldırmak için gayretle çalıştı.  

Özellikle sünneti, Şabat gününü ve Şabat’la bağlantılı tüm ibadetleri yasakladı.   

Bununla da yetinmeyerek Yahudi bayramlarını ve Tevrat okunmasını yasakladı. Bu yasaklardan herhangi birini ihlal edenler için ceza doğrudan ölüm olarak belirlendi. Ardından Tevrat’ın mevcut tüm nüshaları toplanarak yok edildi.  

Baskı politikaları Tapınak üzerinde de yoğunlaştı. Kudüs’teki Tapınak’a Yunan heykelleri ve putlar yerleştirilerek mekan, herkesin kullanımına açık bir Yunan tapınağına dönüştürüldü.   

Burada domuz kesti ve hatta Yahudilere karşı bir zulüm biçimi olarak tapınak içinde fuhuşa bile izin verdi.  

Seleukos Kralı Antiochus Epiphanes’in ordularıyla yapılan çok sayıda çatışmanın ardından, direnişin manevi lideri Matatiyas hayatını kaybetti.  

Bunun ardından oğlu Yahuda Makabi, ordunun komutasını ve Yunan ordusuna karşı direnişi devraldı.  

Apollonius komutasındaki Yunan ordusuyla ilk karşılaşma MÖ 164 yılında gerçekleşti. Yahuda Makabi ve etrafında toplanan direniş güçleri bu çatışmadan galip çıktı. Yunan ordusu bozguna uğratılırken, Yunan komutan da öldürüldü.  

İsyanın haberi kısa süre içinde Seleukos Kralı IV. Antiochus’a ulaştı. Gelişmeler üzerine kral, ordusunun başkomutanını büyük bir sefere gönderdi.  

Seleukos ordusu, stratejik öneme sahip Beth-Horon bölgesinde Yahuda ve destekçileriyle karşı karşıya geldi.  

Yahuda Makabi’nin liderliğindeki güçler, Seleukos ordusunu yenerek ganimetleri ve erzaklarını ele geçirdi.   

Bu zaferin ardından Makabiler, Kudüs’e doğru ilerleyişlerini sürdürdü. Şehre girdiklerinde Tapınak’a yönelen direnişçiler, burada yerleştirilmiş Yunan tanrılarının heykellerini kaldırdı ve tahrip edilen sunağı yeniden inşa etti.  

Tapınakta, Yahudi dini kurallarına uygun şekilde dualar edildi ve kurbanlar sunularak ibadet yeniden başlatıldı.  

Söz konusu gelişmeler, Yahudi takvimine göre Kislev ayının 25’inde gerçekleşti. Elde edilen askeri ve dini zafer, Makabiler tarafından Tanrı’ya şükran sunmak amacıyla dini bir bayram olarak ilan edildi.  

Günümüzde de kutlanmaya devam eden bu bayram, Hanuka, diğer adıyla Işıklar Bayramı ya da Adanma Bayramı olarak bilinir.

Hanuka

Hanuka’nın dini anlamı ve kutlama gelenekleri

Hanuka, Kudüs’e yeniden girişin, şehrin kurtuluşunun ve İkinci Tapınak’ın arındırılmasının ardından tekrar ibadete açılmasının hatırasını yaşatır.  

Bu bayram, Tevrat’ta doğrudan yer alan ve Babil sürgününden (MÖ 586) önce vahyedilmiş bayramlardan biri değildir.  

Babil’den dönüş sonrasında ortaya çıkan bir bayramdır. Bu nedenle hahamlar, Hanuka’nın kutlanması için belirledikleri kurallar aracılığıyla onu kutsallaştırmaya özen göstermişlerdir.  

Söz konusu kurallar arasında, Hanuka’nın Kislev ayının 25’inde başlayarak sekiz gün boyunca kutlanması, bu süre zarfında yas tutulmasının ve oruç tutulmasının yasaklanması, ilahilerin okunmasının teşvik edilmesi ve her gece kutsama mumlarının yakılması yer alır.  

Aynı zamanda, Hanuka boyunca yapılan dualarda ve yemek sonrası okunan bereketlerde “mucizelerden” özellikle söz edilir. Bu anlatıların merkezinde ise Makabilerin Tapınak’a girdiklerinde yaşandığına inanılan yağ mucizesi bulunur.  

Rivayete göre, Menora’yı yakmak için bulunan saf yağ miktarı yalnızca bir gün boyunca lambaları yakmaya yetecek kadardı. Ancak bu sınırlı yağ, ilahi bir mucize sayesinde, bayramın kutlanması için belirlenen sekiz gün boyunca tükenmeden yanmaya devam etti.   

Hahamlar ayrıca, Peygamberler Kitabı’ndan seçilen bölümler olan Haftarot’un  okunmasını da tavsiye etti.  

Buna ek olarak, hahamlar özellikle Zekeriya Kitabı’nın dördüncü bölümünün altıncı ve yedinci bölümlerinin okunmasını da önerdi.  

Söz konusu bölümlerde şu ifadeler yer alır:   

“Bunun üzerine şöyle dedi: Bu, Rab’bin Zerubbabil’e sözüdür: ‘Güçle kuvvetle değil, ancak benim Ruhum’la başaracaksın’ Sen kim oluyorsun, ey ulu dağ? Zerubbabil'in önünde bir düzlük olacaksın! O tapınağın son taşını çıkarırken, halk da, 'Ne güzel, ne güzel!’ diye bağıracaktır.”  

Hahamlar

Hahamlar, Hanuka’nın tarihsel bağlamında yer alan askeri boyutu geri planda tutmayı ve bayramın esasen manevi yönünü öne çıkarmayı hedeflemişti. Ancak zamanla, özellikle Siyonizmin etkisi altında ve Siyonist devlet bağlamında, Yahudi çevrelerinde bunun tam tersine işaret eden bir eğilim ortaya çıktı.   

Günümüzde bazı kesimlerde Hanuka’nın kutlanışında, milliyetçi ve siyasi yönlerinin vurgulanması abartılıyor.  

Hanuka’nın manevi yönünün vurgulanması ve Yahudi kimliğinin kutsallıkla güçlendirilmesi, bayramın Hristiyan dünyasında Noel kutlamalarıyla aynı döneme denk gelmesiyle daha da önem kazandı.  

Dünya genelindeki Hristiyanların büyük bölümü, Batı ülkelerinde ve Batı kiliselerinde, hem Katolik hem de Protestan geleneklerde Noel’i 25 Aralık’ta kutlarken, Mısır’daki Kıptiler gibi Doğu’daki Kıpti Ortodoks Hristiyanlar Noel’i 7 Ocak’ta kutluyor.  

Yahudi çocuklarına hitap eden Hanuka’nın neşe, eğlence ve oyunla özdeşleşen yönü dikkate alındığında, hahamlar bu tür kutlama pratiklerine belirli sınırlar içinde izin vermiştir.   

Buna göre, neşe ve eğlence unsurlarının Yahudi karakterini koruması şartıyla, ışıklar ve süslemeler gibi görsel öğelerin kullanımına onay verilmiştir.  

Noel ağacını çağrıştıran süsleme biçimlerine dahi, Yahudi kimliğini açık biçimde yansıttığı sürece müsamaha gösterilmiştir. Ancak bu süslemelerin, Davut Yıldızı, menora (şamdan) ve benzeri Yahudi sembolleriyle donatılması gerektiği özellikle vurgulanmıştır.  

Tevrat okumanın teşvik edilmesi, kutsal metinleri inceleyen çocukları kutlayarak, hediyeler verilmesinin önemi vurgulanmıştır.  

Yakılan ışıkların ise Seleukoslara karşı kazanılan zaferi mümkün kıldığına inanılan ilahi ışığın sembolü olduğu anlayışı pekiştirilmiştir.  

Sonuç olarak, hahamların Yahudi kimliğinin güçlendirilmesi ve Yahudilerin yaşadıkları toplumlar içinde asimilasyon riskine karşı korunması yönündeki güçlü çağrılarına rağmen, bu çabaların Yahudilerin diğerleriyle bütünleşmesini ve birlikte yaşamasını bütünüyle engelleyemediğini belirtmek gerekir.  

Bu duruma en çarpıcı örneklerden biri, Hanuka ile Noel arasındaki yakın ilişki üzerinden şekillenmiştir.  

İki bayramın aynı döneme denk gelmesi, Avrupa ve ABD’deki bazı Yahudi topluluklarında “Christmukkah” olarak adlandırılan, Hanuka ve Noel isimlerinin birleşiminden türetilmiş yeni bir kavramın ortaya çıkmasına yol açmıştır.  

Bu bağlamda Noel, 19. yüzyılda, giderek ana akım Alman Hristiyan kültürüne asimile olan bazı Alman Yahudilerinin Noel geleneklerini benimsemesiyle ortaya çıkmıştır.  

Günümüzde Noel kutlamaları, özellikle hem Hristiyan hem de Yahudi kökenli bireylerin yer aldığı ailelerde yaygınlaşmış durumdadır.   

Bu tür ailelerde iki bayramın gelenekleri bir araya gelmekte, hatta her iki bayram için tebrik kartlarında “Mutlu Noeller” gibi ortak mesajlar yer alabilmektedir.  

Mevcut kültürel kaynaşma aracılığıyla, farklı inançlardan insanlar, yeryüzünde barışı, zor zamanlarda inanç ve azmi, herkese karşı iyi niyeti ve en karanlık anlarda dahi ışığı elde etmeye çalışırlar.