Güney Kafkasya Alarmda: Ermenistan ve Azerbaycan İran Savaşı Kıskacında

ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sonrası Güney Kafkasya’da tansiyon yükselirken, Ermenistan ve Azerbaycan riskli bir denge siyaseti izliyor. Her iki ülke de Tahran’la ilişkileri zedelemeden Washington ve İsrail ile stratejik bağlarını sürdürmeye çalışıyor.
Güney Kafkasya Alarmda Ermenistan ve Azerbaycan İran Savaşı Kıskacında

08.04.2026 - 16:51  |  Son Güncellenme:  09.04.2026 - 08:34

ABD-İsrail’in İran’a yönelik askeri operasyonunun başlamasından beş hafta sonra, İran İslam Cumhuriyeti ile sınır komşusu olan Güney Kafkasya’daki iki ülke Ermenistan ve Azerbaycan, hata kaldırmayan bir denklemle karşı karşıya kaldı. 

Ermenistan, Tahran’la yıllara dayanan sessiz bir stratejik uyuma sahipken, Azerbaycan ise bölgedeki en önemli güvenlik ortaklarından biri olan İsrail’e bağlı bulunuyor.  

Her iki ülke de bedelini ödeyemeyecekleri bir tercih yapmaktan kaçınmaya çalışıyor: Yani bölgeyi yeniden şekillendiren küresel güç ile yaralı komşu arasında kalmak. 

Savaş, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in koordineli saldırılarıyla başlarken, ülkenin dini lideri Ali  Hamaney hayatını kaybetti, yüzlerce sivil öldü.  

Tahran ise İsrail’in yanı sıra Körfez’deki ABD üsleri ile ABD-İsrail ile müttefik olan ülkelere yönelik füze ve İHA saldırılarıyla karşılık verdi.  

Çatışmaların genişlemesiyle birlikte, etkileri İran’ın kuzey sınırlarına kadar ulaştı. Erivan ve Bakü’de artık soru, savaşın bu ülkelere sıçrayıp sıçramayacağı değil, ne ölçüde ve hangi bedelle yansıyacağı. 

Arka plan...

Ermenistan, İran’la olan güney sınırını her zaman bir “can damarı” olarak gördü.  

Bu hat, ülke için hem nadir bir ticaret ve enerji geçiş noktası hem de siyasi manevra alanı sağladı.  

Ermenistan hükümetinin 2021–2026 programında Tahran’la ilişkiler “özel” olarak tanımlanırken, bu ifade, Hristiyan çoğunluklu bir ülke ile İran arasında alışılmadık derecede yakın bir ilişkiye işaret ediyor. 

Azerbaycan ise ters yönde konumlanıyor. Bakü ile İsrail arasında on yılı aşkın süredir devam eden stratejik ortaklık bulunuyor. Bu iş birliği, 2012’de imzalanan ve insansız hava araçları ile askeri teknolojileri kapsayan 1,4 milyar dolarlık silah anlaşmasını da içeriyor. 

İran, Azerbaycan’ı defalarca İsrail’in kuzey sınırındaki bir platformu olmakla suçlarken, Bakü bu iddiaları reddediyor. 

Durumu daha da karmaşık hale getiren unsur ise, Ağustos 2025’teki zirvede Ermenistan ve Azerbaycan arasında geçici bir barış anlaşması imzalanmasıyla, Washington tarafından desteklenen Trump Uluslararası Barış ve Refah Yolu (TRIPP) projesidir. 

Azerbaycan’ı Nahçıvan’a Ermenistan’ın güneyi üzerinden bağlamayı hedefleyen proje, “Orta Koridor”un kritik bir parçası olarak görülüyor.  

Projenin işletme planlarında ABD’nin belirleyici rol üstleneceği ve sahada ABD’li yüklenicilerin bulunacağı yönündeki bilgiler, Tahran tarafından başından beri bir kuşatma girişimi olarak değerlendiriliyor. 

Savaşın başlamasıyla birlikte bu kırılgan yapı, potansiyel hedefler haritasına dönüşmüş durumda. 

Ermenistan: Hesaplı sessizlik 

Ermenistan’ın tepkisi dikkat çekici ölçüde temkinli oldu. Ülke, Haziran 2025’teki 12 günlük savaş sırasında İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını açık şekilde kınamıştı. Bu kez ise Erivan yönetimi daha dikkatli bir dil kullandı. 

Ermenistan Başbakan Nikol Paşinyan

Başbakan Nikol Paşinyan, savaşın hemen ardından 1 Mart’ta, Ulusal Güvenlik Konseyi’ni acil toplantıya çağırdı. 

Ardından İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a gönderdiği mesajda sivil kayıplar nedeniyle taziye ve endişelerini iletti, ancak önceki açıklamalarının aksine İsrail’i açıkça kınamaktan kaçındı.  

Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan da İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.  

Görüşmede taziyeler iletilirken, Ermenistan’ın insani yardım sağlamaya hazır olduğu belirtildi.  

Ancak Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’nın resmi açıklaması daha sınırlı tutuldu ve yalnızca “Orta Doğu’daki durum ve insani konuların ele alındığı” ifade edildi.  

Erivan’daki analistler, bu söylem farkını Washington’a verilmiş bir mesaj olarak yorumladı. 

Analist Areg Grigoryan, OC Media’ya yaptığı açıklamada bu değişimi seçim hesaplarına bağladı.  

Grigoryan’a göre Haziran ayında yapılacak parlamento seçimleri yaklaşırken, iktidardaki Sivil Sözleşme Partisi, Washington’ın desteklediği barış sürecini en güçlü kozu olarak görüyor. 

Analist ayrıca, Ermenistan’ın “temkinli yaklaşımını” sürdüreceğini ve en fazla diplomatik çözüm çağrısıyla yetinebileceğini ifade etti. 

Ancak mesele söylemin ötesine geçiyor. Carnegie Vakfı’ndan araştırmacı Zaur Shiriyev, İran’daki istikrarsızlığın, kısa sınıra rağmen, seçimlerine doğru ilerleyen Ermenistan için ciddi fırsatlar ve riskler doğurduğunu vurguladı.  

Bu bağlamda en acil endişe ekonomik olmaya devam ediyor. Ermenistan’ın tek açık güney ticaret hattının İran üzerinden geçiyor. Buna göre uzun sürecek bir savaş, enerji fiyatlarında artış, ticarette daralma ve ithal enflasyon anlamına geliyor. 

Mülteci dosyası da öne çıkan başlıklar arasında.  

AFP 8 Mart’ta, İranlı mültecilerin, Ermenistan’ın sınırdaki Meghri kasabasına geçiş yaptığını bildirdi. 

Bu da, analistlerin hızlanabileceğinden korktuğu göç hareketinin ilk görünür işaretiydi. 

Siyasi yorumcu Robert Ghevondyan ise JAMnews’te yayımlanan değerlendirmesinde, olası mülteci akınının Ermenistan için büyük bir sorun olacağını ve ülkenin kurumsal kapasitesinin geniş çaplı bir göç dalgasını karşılamakta yetersiz kalabileceğini yazdı. 

Erivan yönetimi ise arka planda yapısal önlemler alıyor. Azerbaycan, Aralık 2025’ten bu yana Ermenistan’a petrol ürünleri tedarik ediyor. Bu, yakın zamana kadar düşünülemez bir durumdu. 

Carnegie Vakfı, yükselen enerji fiyatlarıyla birlikte bu etkileşimin gerçek stratejik bir ağırlık kazanabileceğini ve Ermenistan’ın İran-Rusya ekseninden ziyade Türkiye-Azerbaycan eksenine doğru yumuşak şekilde kayışını hızlandırabileceğini öne sürdü. 

Bakü: Ölçülü itidal 

Azerbaycan’ın stratejisi, kontrollü bir itidal ile zorunlu bir kriz yönetiminin birleşimi olarak öne çıkıyor. 

Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov

Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, 1 Mart’ta Tahran’a, Azerbaycan toprakları ya da hava sahasının İran veya başka bir ülkeye karşı askeri operasyonlarda kullanılmayacağı yönündeki güvencesini yineledi.  

Jerusalem Post’un Bakü’deki diplomatik bir kaynağa dayandırdığı habere göre, aynı mesaj gizlice İsrail yetkililerine de iletildi.  

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev daha da ileri giderek, 4 Mart’ta Bakü’deki İran Büyükelçiliği’ni bizzat ziyaret ederek, Hameney’in ölümü nedeniyle başsağlığı dileklerini iletti. 

Ancak 5 Mart’ta dengeler sarsıldı, özenle inşa edilmiş bu yapı çöktü. İran yapımı iki insansız hava aracı Nahçıvan hava sahasına girdi.  

Füzelerden biri Nahçıvan Uluslararası Havalimanı terminal binasına isabet ederken, diğeri Şakerabad köyündeki bir okulun yakınlarına düşerek dört sivili yaraladı.  

Bunun üzerine Bakü, İran’ın büyükelçisini çağırdı, ordusunu yüksek alarma geçirdi ve misilleme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. 

Tahran ise saldırıyla ilgisi olduğunu reddetti. Abbas Arakçi, olayın İran ile komşuları arasındaki ilişkileri bozmayı amaçlayan bir İsrail operasyonu olabileceğini öne sürdü. İran Genelkurmayı da benzer şekilde sorumluluğu reddetti. 

Aliyev, Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısında saldırıyı “terör eylemi” olarak nitelendirdi ve özür talep etti. Ancak aynı zamanda Azerbaycan’ın İran’a karşı herhangi bir askeri operasyona katılmayacağını da vurguladı.  

Ayrıca Bakü’nün, İran’ın talebi üzerine aynı gün Lübnan’daki İran diplomatik personelinin tahliyesine yardımcı olduğunu belirtti. 

Bakü’nün tepkisi ölçülü ancak etkili oldu. İran sınırındaki kara geçişleri araç trafiğine kapatıldı ve böylece İran-Rusya kara hattı kesildi.  

Güney hava sahası kapatılırken, Bakü-Nahçıvan uçuşları Türkiye’deki Iğdır’a yönlendirildi.  

Times of Israel gazetesinden Rufat Ahmadzade konuya ilişkin yazısında, transit koridorunun kapatılmasının operasyonun gerçek amacı olduğunu, yani Bakü’nün tek bir kurşun bile atmadan İran’ın askeri lojistiğine somut bir bedel ödetebileceğini göstermek istediğini öne sürdü. 

Kısa süre içinde tansiyon düşürme adımları geldi.  

Aliyev ile Pezeşkiyan arasında yapılan telefon görüşmesiyle diplomatik temas yeniden kuruldu.  

18 Mart’ta Azerbaycan, İran’a gıda, ilaç, tıbbi malzeme ve Nevruz hediyeleri de dahil olmak üzere 82 tonluk insani yardım gönderdi. Ardından Nahçıvan uçuşları yeniden başlatıldı ve ticari geçişler kademeli olarak açıldı. 

Tüm bu gelişmelerin arkasında daha derin bir stratejik kaygı yatıyor.  

Uzmanlara göre Azerbaycan’ın uzun vadeli endişesi transit koridorları değil, yaklaşık 700 kilometrelik İran sınırı ve İran’daki yaklaşık 20 milyonluk Azerbaycan Türkü’nün geleceği. 

Türkiye, Rusya ve ABD’nin tutum 

Türkiye en hızlı tepki veren ülke oldu. Dışişleri Bakanlığı, Nahçıvan’a yönelik saldırıyı kınadı, Tahran’ı savaşın üçüncü ülkelere yayılması konusunda uyardı ve Azerbaycan’a destek sözü verdi.  

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev

Cumhurbaşkanı Aliyev açısından Türkiye’nin desteği, ölçülü bir karşılık verilmesini mümkün kılan temel unsur olarak öne çıktı. Bu destek, olası bir tırmanmanın bir NATO üyesini de sürece dahil edebileceği mesajını içeriyor. 

Rusya ise daha temkinli ve belirsiz bir tutum sergiledi. Moskova, hem Bakü’yü hem de Tahran’ı “stratejik ortak” olarak nitelendirerek azami itidal çağrısında bulundu.  

Bu yaklaşım, Kremlin’in ikili denge arayışını yansıtıyor. Bir yandan Orta Koridor kapsamında Azerbaycan’la ilişkileri geliştirmek, diğer yandan zayıflayan İran’la bağlarını korumak. 

ABD ise Bakü’ye açık destek verdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, İHA saldırısını Azerbaycan’ın egemenliğine yönelik ihlal olarak nitelendirdi ve bölgedeki müttefiklerine güçlü destek taahhüdünde bulundu.  

ABD’nin açıklama, Şubat ayında imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasının ardından iki ülke ilişkilerinde gelinen noktayı ortaya koydu. 

Ekonomik denklem 

Savaşın ekonomik etkileri de hissedilmeye başladı. Azerbaycan için yükselen petrol fiyatları önemli bir gelir artışı sağlıyor.  

Carnegie Vakfı’na göre Brent petrol fiyatında kalıcı 20–25 dolarlık artış, ülkeye yıllık 6 ila 7,5 milyar dolar ek gelir getirebilir. Ancak bu kazanç, ithalatının yaklaşık yarısının yükselen yakıt fiyatlarından etkilenen ülkelerden geldiği bir ekonomide, ithal enflasyon riski de taşıyor. 

Ermenistan ise ters bir tabloyla karşı karşıya. Şokları absorbe etmeye yardımcı olacak petrol geliri yok ve İran ile güney ticaret yolu oldukça kırılgan. 

Buna ek olarak, seçim sürecine girilen bir dönemde Syunik bölgesine olası mülteci akını riski de bulunuyor. 

Ermenistan ve Azerbaycan dengeyi ne kadar sürdürebilir?

Şu ana kadar Ermenistan ve Azerbaycan, belirledikleri sınırlı hedefte başarılı oldu: Seyri belirsiz bir savaşa doğrudan sürüklenmekten kaçındılar.  

Her iki ülke de İran’ın misilleme saldırılarını kınayan Batı bloğuna katılmadı ve Tahran’la ilişkilerini açık biçimde koparmadı.  

Aynı zamanda, her ikisi de Washington ile stratejik ilişkilerini sürdürdü ve Bakü bu ilişkileri daha da derinleştirdi. 

Ancak bu denge kırılganlığını koruyor. İran’dan gelebilecek bir hesap hatası, TRIPP projesine yönelik bir gerilim ya da Tahran’daki merkezi otoritenin zayıflaması, dengeleri kısa sürede değiştirebilir.  

Analist Zaur Shiriyev’in de vurguladığı gibi, proje ve Güney Kafkasya’nın geleceği büyük ölçüde İran’daki gelişmelere bağlı. 

Bu süreçte Ermenistan ve Azerbaycan, temas hattındaki küçük devletlerin klasik stratejisini izliyor. Zaman kazanıyorlar, risklerini dağıtıyorlar ve bir tarafta ABD ile İsrail, diğer tarafta İran arasında kalıcı bir ateşkes ilan edilmesiyle fırtınanın dinmesini bekliyorlar.