Ezher'in Kitabesinde Geçen Kölenin Şaşırtıcı Hikâyesi

Araştırmacı Mehmed Mazlum Çelik, kölelikten Fâtımîlerin en güçlü komutanlarından birine yükselen Cevher es-Sıkıllî’nin Sicilya’dan Mağrip’e, Mısır’dan Kahire ve Ezher’in kuruluşuna uzanan sıra dışı hikâyesini Fokus+ için kaleme aldı.
ezher-in-kitabesinde-gecen-kolenin-sasirtici-hikayesi.jpg

10.08.2026 - 14:18  |  Son Güncellenme:  11.08.2026 - 10:21

Ezher Camii’nin kitabesinde köle (abd) olarak bahsedilen bir isim var: Cevher es-Sıkıllî. 

Fâtımîler adına Mısır’ı ele geçirerek modern Kahire’nin temellerini atan Cevher'in Sicilya’dan Mağrip’e uzanan sürükleyici hikâyesine yakından göz atalım. 

Sicilyalı bir Slav 

Cevher es-Sıkıllî

Cevher es-Sıkıllî, henüz bir çocukken köle olmuştu. O dönemde Sicilya’dan gelenlere ‘Sıkıllî’ denmesi nedeniyle bu ismi almıştır. Bazı kaynaklarda ise “Saklebî” (Slav) de denir. 

Fâtımîlerin evvelinden beri Sicilya’ya ilgisi vardı. 965 senesinde Sicilya’daki son Bizans direnişini de aşan Fâtımîler, Roma önlerine hatta bugün Vatikan olarak bilinen bölgelere varıncaya kadar önemli ilerlemeler ve yağmalar sağlamıştı. Bilhassa Sicilya bölgesi denilince akla İtalyanlar gelmemelidir. Bahsi geçen yıllarda bu bölgedeki hâkimiyet mücadelesi Bizans Devleti’ne (Doğu Roma) karşı sürmekteydi. 

Velhasıl, Cevher böyle bir konjonktürde köle düşmüş bir Hristiyan’dı. 

Oysa kader onun için ağlarını bambaşka örüyordu. 

Fâtımî sarayında hızla yükselmiş ve döneminin en güçlü komutanlarından birine dönüşmüştü. Öyle ki Fâtımî Halifesi Muiz-Lidînillâh'ın en güvendiği generaliydi. 

958 yılında Mağrib'in fethiyle görevlendirildi. Bu vazife sırasında Cevher, zaferden zafere ulaşacaktı. Hiçbir ordu onun taktiksel zekâsı karşısında duramıyor ve politik stratejisiyle şehirleri hatta ülkeleri baştan inşa ediyor yahut tarih sahnesinden siliyordu. 

Cevher'in Fas’ta başlayan yürüyüşü tüm Mağrib’e yayılacaktı. 

Kısa süre içerisinde Mısır’ı da alarak Fâtımîlerin gücünün zirvesine ulaşmasını sağladı. 

Fâtımî iktidarı Mısır’da 

Cevher es-Sıkıllî, 969’da Mısır’ı aldıktan sonra devletin başkentini de buraya taşıma görevini üstlendi. Lakin eski başkent olarak bilinen Fustat’ı merkez olarak tercih etmedi. Bunun yerine günümüzdeki Kahire’yi merkez alarak yeni bir başkent kurdu. 

Cevher’in yalnızca bir komutan değil, dahi sayılacak bir politikacı olduğunu gösteren en önemli adım Câmiu'l-Ezher’i kurması oldu. Bu adım ile amaç, Bağdat’ta bulunan Abbâsî Halifesi’nin manevi ve siyasi gücü karşısında Kahire’yi ve Fâtımîleri üstün bir konuma taşımaktı. 

Dârülhikme

1004 yılında Dârülhikme’nin kurulmasıyla Ezher, İslam’ın parlayan incisine dönüşmüştü. 

Cevher’in ne denli öngörülü bir stratejist olduğunu tarih kanıtlayacaktı. 

Sonraları bölgeyi fetheden Selâhaddîn-i Eyyûbî ise Cevher’in mirasını ortadan kaldırıp yok etmek yerine Sünni ekole entegre etme yolunu izleyecekti. 

Elbette bir kölenin yükselişinin sınırları vardı. 

Cevher es-Sıkıllî, 974 senesinde askerî ve siyasi görevlerinden alındı. Bunda en önemli nedenlerden birisi, onun “mavi kan” olarak tanımlanabilecek bir soyluluğu bulunmamasıydı; bu durum kendi devletini kurup hükümdar olmasının önünde bir engeldi. Her ne kadar Mısır’ın tarihi kölelerin sultanlığa uzanan hikâyeleriyle dolu olsa da Cevher için bir noktadan sonra işler tersine döndü. 

Görevden alındıktan sonra devlet otoritesi içindeki gücünü ve etkisini kısa sürede kaybetti lakin fethettiği Kahire ve el-Ezher bugün dahi İslam dünyasının en önemli yapıları olarak varlığını devam ettiriyor. 

Ayrıca Şii tarzında okunan ezandaki “Hayye alâ hayri’l-amel” kısmını 970’te ekleten de Cevher es-Sıkıllî’dir. İddiaya göre bu ibare, Hz. Muhammed (s.a.v.) zamanında olup sonradan çıkartılmıştı. Selâhaddîn-i Eyyûbî Mısır’ı fethedince son verdiği ilk uygulamalardan biri bu oldu. Aslında ibarede “En hayırlı amel namazdır” lafzı geçer; lakin Sünni anlayıştaki “En hayırlı amel cihattır” yaklaşımı ile çeliştiği için zamanla mezhepler arasında bir ayrışma sebebi olur. 

Hasılı, Cevher es-Sıkıllî 992 senesinde hayatını kaybeder. Sonrasında oğlu da siyasete soyunsa da başarılı olamaz ve bedelini canıyla öder.