Erbil-Bağdat İlişkilerinin Tarihi Seyri ve İran-ABD/İsrail Rekabetinin Etkisi

Gazeteci Muhammet Kurşun, Irak’ın tarihsel kimlik inşası sorunları ve tamamlanamayan devletleşme sürecinin zemininde şekillenen Erbil-Bağdat ilişkilerini ve bu ilişkilerde İran ile ABD/İsrail arasındaki bölgesel rekabetinin etkisini Fokus+ için inceledi.
Muhammet Kurşun
Erbil-Bağdat-ilişkilerinin-tarihi-seyri-ve-İran--ABD_İsrail-rekabetinin-etkisi

25.07.2025 - 17:25  |  Son Güncellenme:  25.07.2025 - 17:28

Irak, tarih boyunca savaşların ve hesaplaşmaların alanı olmaktan kurtulamadı ve bağımsızlığını kazandığı 1932’den bu yana devletleşme sürecini tamamlayamadığı gibi iç sorunlarının da üstesinden gelemedi ve Erbil-Bağdat kavgası, ülkenin başat meselesi/sorunu olarak günümüzde de devam ediyor. Bölgesel ve küresel aktörler İran-ABD/İsrail arasındaki rekabet de bu anlaşmazlıkta belirleyici bir rol oynadı.  

Devletleşme sürecini tamamlayamayan ve iç krizleri çözemeyen ülke: Irak 

İngiliz mandasında olduğu 1921’den bağımsızlığına kavuştuğu 1932’ye kadarki süreyi hesaba katmazsak Irak, 93 yıl boyunca vatandaşlık bilincini geliştirememiş bir ülke gerçekliğine sahip. Ne Bağdat’taki, ne Basra’daki, ne Kerbela’daki, ne Musul’daki ne de Erbil’deki “Iraklılık” bilincini taşıyor.  

Ulusal bir kimliğin inşa edilememesi tarihsel ilişkilerle de doğrudan bağlantılı. Osmanlı idaresinde Bağdat (Sünni), Basra (Şii) ve Musul (Kürt) vilayetleri olarak yönetilen Irak’ta bu benzemezlik çok daha eskiye dayanıyor.  

Ülkenin tarihsel bir arka plandan ve tecrübeden yoksun olmasının bu kurumsal yapıya kavuşamamasındaki rolü yadsınamaz fakat son bir asırlık süreçte asıl faktör Molla Mustafa Barzani liderliğindeki Irak Kürtleriyle nihai bir çözüme ulaşamamasıdır. Ülkedeki mezhepsel farklılık da şüphesiz önemli bir etki oluşturmuştur fakat Sünniler ile Şiilerden bu kadar uzun soluklu ve örgütlü bir yapı ortaya çıkmamıştır.  

Irak, 14 Temmuz 1958’deki Abdulkerim Kasım darbesiyle krallıktan cumhuriyete geçerken devletleşme fırsatını yakaladı fakat çok kısa zamanda harcadı ve 11 Eylül 1961’de Kürt ayaklanması yeniden başladı. 1963’te Baas Darbesiyle yeniden sarsıldı ve 1970’lerden itibaren Saddam Hüseyin’in ipleri eline almasıyla uluslararası alanda arzı endam etmeye başladı. 

Buradaki itekleyici güç ise Saddam’ın 11 Mart 1970’te Molla Mustafa Barzani ile yaptığı özerklik anlaşmasıydı. İçerideki sorunları çözme istikametinde ciddi bir adım atan Saddam, Irak’ı ciddiye alınan ülkeler seviyesine çıkardı. 1975’ten sonra işler yeniden tersine gidince Irak bir türlü kendine gelemedi ve 1991’deki Birinci Körfez ile 2003’teki İkinci Körfez savaşları ile Saddam döneminin sonu geldi.  

Irak’ta yeni kriz alanları üreten İran ve ABD politikaları 

Saddam’dan sonra geçici konsey ve ABD’li Vali Paul Bremer ile yoluna devam eden Irak, 2005’te federal sistemin de oylandığı Anayasanın kabul edilmesiyle iyileşme istikametine girdi. Fakat buna paralel olarak İran’ın da Irak üzerindeki etkisi artmaya başladı ve “Şii hilali” olarak nitelendirilen bölgede önemli mevziler elde eden İran, kendisini Irak’ta da hissettirmeye başladı.  
 
İran’a yakın olarak bilinen Nuri Maliki’nin 2005-2009 arasındaki yıllara denk gelen ilk Başbakanlığı döneminde Irak büyük bir toparlanma sürecine girdi ve Erbil ile Bağdat ilişkileri de tabiri caizse altın yıllarını yaşadı. Maliki’nin 2009-2014’teki ikinci döneminin yarısından itibaren işler ters gitmeye başladı ve 2014’te kopan ipler 11 senedir onarılamadı.  
 
Tam olarak bu noktada 2014’ten sonra DAEŞ’in ortaya çıkmasıyla birlikte İran’ın da Irak üzerindeki askeri emellerini sahada gerçekleştirme fırsatı bulduğunu vurgulamamız gerekiyor. Iraklı Şii merci Ali Sistani’nin de fetvasıyla Haşdi Şabi adıyla günümüzde Irak silahlı kuvvetlerinin ana gövdesini oluşturan milisleri organize etti. ABD de 2011’de askerlerini Irak’tan çektiği için saha tamamen İran’a kalmıştı.  

Haşdi Şabi, DAEŞ’i etkisizleştirdi fakat yeni bir krizi de beraberinde getirdi. Artık gündem Haşdi Şabi ile Peşmerge güçleri gerginliği oldu. Nitekim 16 Ekim 2017’de büyük çatışmalar da yaşadılar ve İran destekli Haşdi Şabi Kerkük ve diğer birçok yeri Peşmergeden aldı.  

Maliki’den sonra Haydar İbadi, Adil Abdulmehdi, Mustafa Kazımi ve Muhammed Şiya Sudani hükümetleri kuruldu fakat Erbil-Bağdat ilişkileri bir daha 2005-2009 dönemindeki gibi olmadı.  

Erbil ile Bağdat’ın bitmeyen asırlık kavgası 

Erbil ile Bağdat arasında bitmeyen krizler kısmen Kürtlerin bağımsızlık arzusu ve buna zemin oluşturma arayışları ile Irak’ın buraya giden yolları kesme refleksinden kaynaklanıyor fakat meselenin tamamı bu değil. Bu tespit krizin yarısını izah ediyor diğer yarısı ise bölgesel aktörler ile küresel aktörlerin müdahaleleri ve politikalarıyla ilgili. 
 
İran’ın bölgedeki genel politikaları, Irak özelinde hassaslaşan stratejisi ve ABD’nin bölgesel planları bu krize önemli oranda kaynaklık ediyor.  O yüzden kriz çözülemiyor ve yükselen tansiyon tarafları askeri olarak da karşı karşıya getiriyor artık.  

Bağdat hükümeti muktedir olmadığı için ülkeye hükmedemiyor ve askeri yapıları kontrol edemiyor. Kontrol dışına çıkan askeri yapılar Bağdat hükümetinin bölgesel ve küresel alanda elini zayıflatıyor. Erbil ile iyileşme yoluna giren köklü sorunların da yeni çıkmazlarla karşı karşıya kalmasına neden oluyor. 

Erbil ile Bağdat’ın kronik sorunları ve çözümsüz açmazları 

Son dönemde yaşanan tartışmalara ve karşılıklı açıklamalara baktığımızda anlaşmazlığın çok derinlerde olduğunu anlıyoruz. Erbil ile Bağdat uzun süren müzakerelerin, tartışmaların ve karşılıklı eleştirilerin ardından 17 Temmuz’da bir anlaşmaya vardı fakat sonradan açıklanan anlaşma maddelerinin uygulanmaktan uzak olduğu ortaya çıktı. Esasında bu anlaşma olmaktan çok Erbil’in Bağdat tarafından dayatılan şartları kabul etmesi ve teslim bayrağı çekmesidir.  

Anlaşma maddeleri uygulanmaktan uzak olduğu için önce ABD ve sonra da İran’ın araya girmesiyle geçici bir çözüm bulundu ve 3 aydır ödenmeyen IKB’deki memurların 1 aylık maaşının ödenmesine karar verildi. Yani şimdilik krizin üstü örtüldü ve sorun geçiştirildi. Bulunan şey palyatif bir çözümdü.  

Bağdat, maaşların gönderilmeye devam edilmesi için günlük 231 bin varili Ceyhan Limanı’nda teslim etmesini istiyor. IKB’nin Erbil ve Duhok’taki petrol sahaları drone saldırılarının hedefi olduğu için üretim yüzde 70 oranında düştü ve 281 bin varilden 80 bin varile geriledi. Anlaşma metninde yer alan günlük 231 bin varil üretim seviyesine gelmesi zaman alır. Bağdat tarafında ise Maliye Bakanı Tayf Sami, bu miktar teslim edilmeden maaşları göndermeyeceğini ifade ediyor.  

Bu noktada bir diğer önemli husus ise, IKBY metninde olmayan ancak Irak Bakanlar Kurulu’nda oylanan maddeler arasında, günlük 231 bin varil petrolün Türkiye’nin Ceyhan Limanı’nda teslim edilmesi şartının yer almasıdır. Bu madde meseleye bambaşka bir boyut katıyor.  

Uygulanmamak üzere yapılan anlaşmalar sorunu derinleştiriyor 

IKB’den Türkiye’ye petrol ihracatı başlı başına bir sorun ve kriz kaynağı. Mart 2023’ten bu yana Türkiye’ye petrol ihracatı durduğu için Erbil 27 milyar dolar zarar etti, Bağdat da bu zarara ortak ancak mevzi kaybeden IKB oldu.  

Türkiye’ye petrol ihracatı 2 seneden fazladır başlamadı ve Erbil ile Bağdat arasında kriz üretmeye devam etti. Türkiye’ye petrol sevkiyatının başlaması gibi temel bir konunun, maaşlar bağlamında yapılan bir anlaşmada hemen çözülebilir bir ayrıntı olarak yer alması tarafların birbirlerine karşı yaklaşımını ortaya koyması açısından da dikkat çekicidir. Ayrıca konuya verdikleri önemin ve gösterdikleri ciddiyetin de seviyesini anlıyoruz.  

Petrol ihracatı yapılıyor olsa maaşlar 2 senedir kriz kaynağı olmazdı ve kaybedilen 24 milyar dolar ile IKB’deki memurların 3 yıllık maaşları ödenirdi.  

Bunlar yaşanırken geçen ay önce üyelerinin sonra da başkanının istifasıyla gündem olan Yüksek Federal Mahkemesi’nin birer gün arayla 20 ve 21 Temmuz tarihlerinde IKB lehine aldığı 2 karar Erbil yönetimini bir nebze rahatlattı. Federal Mahkemenin özellikle IKB Doğal Kaynaklar Bakanlığı ile ABD’li enerji şirketleri HKN Energy ve Western Zagros arasında imzalanan 110 milyar dolarlık enerji anlaşmasıyla ilgili aldığı karar önemliydi. Mahkeme bu anlaşmaların iptali için açılan davayı reddetti ve anayasaya uygun olduğuna hükmetti.  

Diğer bir dava ise KDP ile KYB’ye yönelik tepkisel çıkışlarıyla bilinen Yeni Nesil Hareketi ve Adalet Topluluğu milletvekillerinin IKB Parlamentosunun feshedilmesi için açtığı davaydı. Mahkeme bunu da reddetti.  

Mahkeme Parlamentonun feshedilmesi yönünde karar alsaydı IKB büyük bir krizin içine girer, meşruiyet sorunu yaşar ve boğuştuğu sorunların üstesinden gelememişken yeni bir darboğazla karşı karşıya kalırdı. Bu da IKB’nin meşruiyet sorununa kadar giden bir yolu açardı.  
 
Irak yürütmesi ve askeriyesinde olduğu kadar yargısı üzerinde de etkili olan İran, şimdilik IKB/KDP’yi tam olarak köşeye sıkıştırmayı tercih etmedi ve müzakere alanı bıraktı. Yoksa 2023’te yaptığı gibi yargı yoluyla IKB/KDP’yi iyice zayıflatma yoluna gidebilirdi. Fakat şimdilik bu kartı kullanmadı.  

ABD ile İran rekabetinin Erbil-Bağdat krizine etkisi 

Bu sorunun kronik bir anlaşmazlığa dönüşmesinin asıl nedeni ise, ABD ile İran arasındaki rekabetin etkilerinin Erbil ile Bağdat ilişkilerinde görülmesidir.  

Irak hükümeti İngiliz BP Kerkük ve Musul petrol sahalarında önemli anlaşmalar imzaladı. Ayrıca Sudani, Diyala’da Erbil ile Bağdat arasında tartışmalı bölgede HKN Energy ile anlaşma yaptı. 22 Temuz’da ABD’li enerji şirketi Morghan Hughes Başkan Yardımcısı Mr. Gregory Bloom ile görüştü. ABD’nin Bağdat Maslahatgüzarı Mr. Steven Fagin de toplantıda hazır bulundu. Görüşmede ABD’li şirketin Irak’taki petrol sahalarında yapacağı yatırımlar görüşüldü. Yani ABD’li şirketlerin Irak’taki varlığının artması ve pazar payının büyütülmesine yönelik bir ziyaret olarak değerlendirilebilir. Sudani, bu şekilde ABD’ye güneyde de önemli fırsatlar sunabileceği mesajını vermiş oldu.  

Bundan hemen bir gün sonra ise ABD Dışişleri Bakanı Rubio, Sudani yaptığı telefon görüşmesinde Irak bağlamında kendileri için de önemli olan 4 temel krize işaret etti. Birincisi IKB petrol sahalarına yönelik saldırıların faillerinin yakalanması ve bu saldırıların tekrarlanmasının önlenmesi, ikincisi IKB memur maaşlarının “düzenli olarak ödenmesi”, üçüncüsü IKB petrolünün Türkiye üzerinden başlatılması ve bu konuda kolaylık sağlanması, dördüncüsü de Haşdi Şabi’nin elini güçlendirecek yasa tasarısının iptal edilmesi. Rubio, bu tasarıdan ciddi endişe duyduklarını, bunun “İran’ın nüfuzunu artıracağını, Irak’ın egemenliğini baltalayacağını ve silahlı terörist grupları kurumsallaştıracağını” vurguladı.  
 
Sudani ise IKB, Kerkük ve Selahaddin vilayetlerinde hayati önem taşıyan petrol tesislerine saldırıların Irak ekonomisini hedef aldığını ve saldırganları yakalamak için kaolisyon güçleriyle (ABD) çalıştıklarını belirtti. Sudani, saldırıların Irak ile ABD’li enerji şirketleri arasında petrol sahalarına yatırım yapılmasıyla ilgili prensip anlaşmasıyla aynı zamana denk gelmesinden duyduğu şaşkınlığı dile getirdi.  

Sudani, Haşdi Şabi tasarısının da güvenlik reformu çerçevesinde olduğunu ve Haşdi Şabi’nin, Başbakan’a bağlı resmi askeri bir kurum olduğunu yineledi.  

Sudani, IKB maaşlarıyla ilgili de Erbil yönetiminin yükümlülüklerine dikkat çekti. Petrol ihracatıyla ilgili olarak da “kaçakçılık ve yasa dışı faaliyetler” ifadeleriyle dolaylı olarak Erbil yönetimini hedef aldı.  

Yukarıda Rubio’nun dikkati çektiği 4 ana başlıkta Bağdat ile Washington’ın çok farklı düşündüğünü görüyoruz. Bu farklılık Bağdat’tan yapılan açıklama ile Washington’dan yapılan açıklamada da görülüyor. Bu 4 ana başlıkta da hemfikir olmadıkları ve krizin derinleşme potansiyeli taşıdığı anlaşılıyor.  

Sonuç olarak… 

Yazının girişinde sorunlara kaynaklık eden tarihsel bağlam ve bölgesel aktörlerin bu noktadaki rolüne değinmeye çalıştım. Çünkü günümüzde yaşanan sorunlar da bunların bir izdüşümüdür ve tarihsel arka plandan bağımsız düşünülemez.  

Molla Mustafa Barzani’nin sağlığında Sovyetler ile ABD rekabetinin yansımalarını Erbil ile Bağdat ilişkilerinde görürdük. İran Şahı, Barzani’ye destek veriyor ve ayaklanmanın devamını sağlıyordu. Çünkü Irak’taki Baas rejimi Sovyetlerle iş tutuyordu ve Sosyalist cephenin bir parçası olarak görülüyordu.  

Günümüzde de Doğu Blokunun bir parçası olarak görülen İran, Irak üzerinde kurduğu etki alanını kaybetmek istemiyor ve buna karşı “düşmemiş tek kale” olan IKB’nin KDP kontrolündeki bölümünün güçlenmesini engellemek istiyor. Bunu da Bağdat üzerinden Erbil’i siyasi bağımsızlığa götürecek ekonomik bağımsızlığını kazanmasının önünü kesmeye çalışıyor. İran bu noktadaki niyetini gizleme gereği de duymuyor.  

ABD ise İran’ın Irak üzerindeki etkisinin dengelenmesi için Erbil’in çok fazla zayıflamasını istemiyor. Washington ile İran esasında IKB’nin siyasi bağımsızlığı noktasında çok farklı düşünmüyor fakat İran’ın Bağdat üzerinden kurmak istediği dengeyi ABD Erbil üzerinden kurmak istiyor. 

ABD, Haşdi Şabi’nin İran’daki Devrim Muhafızları Ordusu benzeri bir konuma kavuşmasına karşı tavrını net bir şekilde ortaya koyuyor ve Bağdat’taki muhataplarına da iletiyor. ABD, Irak’ın bu noktada adım atması halinde Haşdi Şabi’ye doğrudan müdahale edecektir. Haşdi Şabi ile Peşmergenin de sahada rakip güçler olduğu gerçeğini dikkate aldığımızda ABD ile İran’ın pozisyonu daha net anlaşılacaktır. Erbil ile Bağdat ilişkileri de bu zaviyeden daha net okunabilecektir.  

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.