Enstitü Sosyal’den Çarpıcı Rapor: Türkiye’de Dijital Kumar Tehdidi Büyüyor
08.01.2026 - 15:15 | Son Güncellenme: 09.01.2026 - 10:55
Cep telefonları sayesinde 7/24 erişilebilir hale gelen bu bataklık, artık fiziksel mekanlara ihtiyaç duymuyor. Gençlerden ev kadınlarına, beyaz yakalılardan öğrencilere kadar geniş bir kitle, parmaklarının ucundaki bu tehlikeyle yüzleşiyor.
Ancak bu çukura düşen insanların büyük çoğunluğu, damgalanma korkusu, toplum ve çevre baskısından çekindiği için tedaviye başvurmaktan kaçınıyor.
Enstitü Sosyal ise, “Türkiye’de Dijital Kumar: Görünüm, Dinamikler ve Mücadele Stratejileri” başlıklı çarpıcı raporunu kamuoyuyla paylaştı.
Gözden Kaçmasın
Nursen Tekgöz, Yiğit Çelik ve Doç. Dr. Adnan Veysel Ertemel tarafından hazırlanan ve Türkiye Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) verilerine dayanan bu rapor, buzdağının sadece görünen yüzünü değil, derinlerdeki krizi de gözler önüne seriyor.
Dijital kumar bağımlılığı 16 yaşına düştü
Rapora göre, dijital kumar bağımlılığı nedeniyle tedavi başvurusu yapanların yaş aralığı 16 ile 82 arasında değişiyor. Başvuranların yaş ortalaması 34,7 olsa da, henüz reşit bile olmayan gençlerin bu ağa düşmesi tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor.
YEDAM verilerine göre başvuranların %44,3'ü üniversite mezunu, %81,2'si ise düzenli bir işe sahip.
Ayrıca bu veriler, kumarın sadece "yoksulluk refleksi" olduğu yönündeki genel kanıyı çürütüyor çünkü eğitimli ve orta sınıf bireyler de büyük risk altında gözüküyor.
Konuya ilişkin Fokus+'a özel açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Adnan Veysel Ertemel, tehlikenin boyutunu ve yöntemini şu ifadelerle anlattı:
"Müşteriye, müşteri değil, kullanıcı diye hitap eden dünyada iki kitle var. Birincisi uyuşturucu tacirleri, biri de teknoloji üreticileri yani bu dijital platformlar. Aslında baktığımız zaman hem ülkemizde hem de dünyada dijital kumar bir veba gibi hızla yayılıyor. Eskiden kumar oynamak için başka bir ülkeye gitmeniz gerekebiliyordu. Şu anda insanlar, gençler, eğlence adı altında kumara yönelebiliyor."
Akran zorbalığı ve sosyal çevre etkisi
Raporda öne çıkan en kritik bulgulardan biri, kumara başlama nedenleri arasında arkadaş çevresi etkisinin %55,9 ile ilk sırada yer alması.
Gençler, sosyal kabul görmek veya dışlanmamak adına bu platformlara adım atıyor.

Ertemel, bu sosyal baskıya dikkat çekerek, "Akran zorbalığıyla kumara başlayan ve o bataklığa düşen bir sürü insan var." şeklinde konuştu.
Ekonomik nedenlerin tek başına belirleyici olmadığını vurgulayan Ertemel, devamında sözlerine şöyle şu şekilde devam etti:
“Aslında kumar oynamadaki temel motivasyon ekonomik nedenler değil. Çünkü araştırmamızda şunu gördük: Kumar bağımlıları, her türlü sosyo-demografik segmentten var. Özellikle kadınlar damgalanma, tamamen dışlanma endişesiyle yardım almayı geciktiriyor ya da kaçınıyor."
Boş zaman yönetimi ve aile faktörü
Rapor, bağımlılığın temelinde yatan nedenlerden birinin de boş zamanı yönetememe sorunu olduğunu ortaya koyuyor.
Özellikle pandemi döneminde ekran başında geçen sürenin artması, dijital kumarı bir kaçış noktası haline getirdi.
Konuyla ilgili Fokus+'a özel açıklamalarda bulunan Enstitü Sosyal Genel Koordinatörü Dr. İpek Coşkun Armağan, sorunun kökenini şu şekilde anlattı:
"Aslında yaşadığımız pek çok bağımlılığın temelinde serbest zaman yönetim alışkanlıkları var. Ailelerin, çocukların serbest zamanını yönetmesiyle ilgili ya çok uç gidiyorlar ya aşırı yapılandırıyorlar ya da çocukları çok boş bırakıyorlar. Sporda, sanatta etkin bir şekilde kendini geliştirebilen kişiler güçlü. Ama bunu sağlayacak yapısal ortamı yaratmak hem sivil kuruluşların hem de kamu kurumlarının görevi."
Çözüm sadece eğitimde değil, yasada
Rapor sadece sorunu işaret etmekle kalmıyor ve hukuktan teknolojiye, aileden eğitime kadar uzanan somut çözüm politikaları öneriyor.
Mevcut yasal düzenlemelerin, dijital dünyanın hızına yetişmekte zorlandığı ve yeni regülasyonlara ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor.
Devamında Armağan, yasal altyapının önemini şu sözlerle vurguladı:
"Yasalarımızla ilgili düzenlemelere ihtiyacımız var. Ama tabi bu sadece eğitimle çözülebilecek şeyler değil. Bizim yasal düzenlemelere, yapısal düzenlemelere ihtiyacımız var. Çünkü konu artık bireyin kendi iradesini de aşan bir noktaya gelmiş durumda."
Aile desteği olmadan tedavi zor
Raporda tedavi sürecinin zorluğuna ve ailenin bu süreçteki kritik rolüne de geniş yer ayrılıyor.
Bağımlı bireylerin tek başlarına bu sarmaldan çıkmalarının neredeyse imkansız olduğu, profesyonel destekle birlikte aile desteğinin şart olduğu belirtiliyor.
Fokus+'a özel açıklamalarda bulunan Araştırmacı Yiğit Çelik, ailenin rolünü şu ifadelerle anlattı:
"Aile bu bağımlılık türünde tedavi sürecinde özellikle oldukça kritik bir rol oynuyor. Ailenin tedavi sürecinde bağımlıya destek olması, tedavinin başarıyla sonuçlanmasını sağlıyor."
Ayrıca Ertemel de bu görüşü destekleyerek, ailelerin bazen yanlış adımlar atabildiğine dikkat çekerek, "Profesyonel destek şart, hatta birey tek başına değil ailesiyle birlikte destek alması gerekiyor. Çünkü aile de ne yapacağını bilemeyebiliyor ya da yanlış hareket edebiliyor. Bir şey olduğu zaman o borç ne kadarsa belki başka yerden de para temin edip, evini barkını satıp hemen o borcu kapatıyorlar ve kimse bilmesin istiyorlar. Bu da aslında yanlış bir şey. O bağımlı 'Meğer bu çok da büyük bir problem değilmiş çözülebiliyorsa.' deyip devam edebiliyor." şeklinde konuştu.
Ulusal bir yol haritası ihtiyacı
Enstitü Sosyal'in raporu, dijital kumarın bireysel bir tercihten öte teknolojik altyapı ve yasal boşlukların kesişiminde şekillenen yapısal bir kriz olduğunu kanıtlar nitelikte.
Raporun sonuç bölümünde, İngiltere'deki gibi kendini dışlama sistemlerinin Türkiye'ye entegre edilmesi, yapay zeka destekli risk izleme sistemlerinin kurulması ve okul müfredatlarına dijital okuryazarlığın ötesinde dijital etik derslerinin eklenmesi gibi hayati öneriler yer alıyor.
Türkiye, 16 yaşına kadar inen bu bağımlılık yaşıyla mücadele etmek için sadece yasaklamaları değil, aileyi, okulu ve kamu kurumlarını içine alan bir seferberliği ve ulusal stratejiyi bekliyor.