Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 41: Müslüman Kardeşler’in Serencamı ve Hama Olayları 

Dr. Mehmet Akif Koç, Suriye'nin tarihsel ve sosyolojik sürecini inceleyen serinin devamında; Suriye'de Müslüman Kardeşler ile Baas rejimi arasındaki çatışma ve 1982 Hama Katliamı’nın etkilerini Fokus+ için inceledi.
Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 41 Müslüman Kardeşler’in Serencamı ve Hama Olayları 

06.03.2026 - 14:37  |  Son Güncellenme:  26.03.2026 - 08:32

Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) 1944’te Suriye’de kurulduğunda, Mısır’da daha ziyade taşraya dayalı olarak kurulup gelişen ana gövdeden farklı olarak, şehirli alt-orta sınıflara dayanmaktaydı ve köy desteğinden yoksundu. Teşkilatın üye profilinde öğretmen, avukat, esnaf gibi meslek grupları ön plana çıkmaktaydı. Bu üye profili, sonraki yıllarda siyasal taleplerin daha kolay ifade edilip politikleşmenin kolay olması gibi bazı avantajlar sunarken, taşra ve köy desteğinden mahrum olmanın getireceği kitleselleşme dezavantajlarını da yaşayacaktı.  

İhvan’ın 1940’larda meşru bir politik aktör olarak seçimlere katıldığı ve parlamentoda özellikle vergilerin indirilmesi, ihtiyaç sahiplerine yardımların arttırılması gibi alanlarda aktif çalışmalar yaptığı görülür. Hüsnü Zaim liderliğindeki cuntanın 1949 darbesinden sonra ABD’li şirketlerle yaptığı petrol boru hattı anlaşmalarını İhvan’ın sert şekilde eleştirmesi üzerine, Zaim’in “Sonu ölüm de olsa komünizmle savaşacağım, komünizmin sonu gelince de İhvan’ı bitireceğim, ikisiyle aynı anda savaşmak istemiyorum” sözleriyle kamuya açık şekilde eleştiri oklarını yönelttiği İhvan 1950’lerde önemli bir muhalif aktöre dönüşmüştü. 

Aynı ideolojik ve kültürel prensipler üzerine kurulmuş olmalarına rağmen, Suriye’deki İhvan’ın Mısır’daki yapının doğrudan bir uzantısı olduğunu söylemek mümkün değildir. Diğer ülkelerde olduğu gibi, Mısır’daki İhvan yapısıyla diğer mahalli İhvan yapılanmaları arasında hiyerarşik bir bağ bulunmaz. Buna rağmen 1958-61 yılları arasındaki Mısır’la birleşme ve Birleşik Arap Cumhuriyeti tecrübesi döneminde Nâsır, Suriyeli yöneticilere, diğer tüm politik partiler ve siyasal ajandaya sahip dinî cemaatler gibi İhvan’ın da faaliyetlerinin yasaklanmasını ve örgütün dağıtılmasını şart koşmuştu. Ancak İhvan Suriye’de 1963’teki Baas darbesinden sonra etkin şekilde yasaklanacaktı. 

Baas rejimiyle çekişmeler ve çatışmaların başlangıcı 

Müslüman Kardeşler (Hasan el-Benna’nın kendi sözleriyle) din ile devlet arasında bir ayrım görmüyor, İslam’ın devletin ayrılmaz bir parçası olduğunu ve asla müzelere, mescitlere hapsedilemeyeceğini savunuyordu. Buna mukabil Baas’ın yönetimde temel aldığı laiklik düşüncesi din derslerinin esnetilmesinden vakıf mallarına el koyma uygulamalarına kadar dinin ve dini temsil iddiasındaki yapıların kamusal alandaki güçlerini budamaya yönelmişti. Birbirine taban tabana zıt bu anlayışların bir süre sonra çatışma üretmesi kaçınılmazdı; Baas’ın laiklik uygulamaları İhvan ve onun dayandığı Sünni dindar kesimlerde tepkiye yol açıyor, dozu giderek sertleşen mesajlar (daha önce Mısır’da olduğu gibi) iki tarafın da bir hesaplaşmaya gidileceği beklentilerini arttırıyordu. 

İhvan’ın faaliyetleri 1963 darbesinden sonra yasaklansa da asıl darbeler gücün tek elde toplanacağı 1970’de başlayacak Hafız Esad döneminde gelecekti. Bu dönemde yoğun devlet baskısının yanında, birçok İhvan mensubu hapishaneleri dolduruyor, hayatını kaybeden ve işkenceyle sakat kalan kişiler İhvan tabanında öfkeyi arttırıyordu. Bu dönemde tepkinin kitleselleşmediği ve tabana yayılmadığı, şehirli orta sınıflara mensup kesimler üzerindeki baskıyla sınırlı kaldığı görülür. 

Mervan Hadid fenomeni ve mücadelenin sertleşmesi 

Ancak dengeleri değiştiren adam, Eugene Rogan’ın “1960’larda Hama’nın en karizmatik imamlarından biri” olarak tasvir ettiği Mervan Hadid (1934-1976) oldu. Seküler, hatta sosyalist bir çevrede büyüyüp yetişen Hadid, kendi anlatımıyla 1949’da Hasan el-Benna’nın ölümü sırasında İhvan’a sempati beslemeye başladığını kaydeder. 1950’lerin sonunda Mısır’a ziraat mühendisliği alanında tahsil için giden Hadid, 1964’te ülkesi Suriye’ye geri döner; bir önceki yıl gerçekleşen Baas darbesi sonrası İhvan, o sıralarda Suriye’de de yasaklanmış ama kitlesel baskı dalgası henüz başlamamıştır. 

Hadid, Mısır’da Müslüman Kardeşler ideolojisiyle tanıştı ve hızla politize oldu, o yıllar 1954’te Nâsır’a suikast iddiasından dolayı İhvan’a karşı büyük bir baskı dalgasının yaşandığı ve örgütün yasaklandığı dönemdi. Hadid, kendi ülkesinde sonraki yıllarda yasaklanacak olan İhvan’ın bu dönemde Mısır’da uğradığı baskı ve tarassutu yakından gözlemledi, devlet şiddeti altında var olma mücadelesine tanık oldu. Nâsır tarafından hapsedilen Seyyid Kutub’un İslamî olmayan rejim ve düzenlere karşı savaşmayı zaruri gören fikirlerinden etkilenerek döndüğü Suriye’de, tam da bu fikirlerini uygulama safhasına koyacağı bir yeni dönemle, Nâsır baskısını aratmayacak Baas yönetimiyle tanışacaktı. 

Hadid’in kişiliği, tasavvufî bir zühd ile askerî disiplinin harmanlanmasıyla şekillenmişti, coşkulu vaazlarıyla etrafında kısa sürede bir takipçi kitlesi toplamakta gecikmedi; Hama’daki gençleri rejim karşıtı bir direnişe fikren ve organizasyonel olarak hazırlamaya başladı. Hadid’in 1963’te başa gelen Baas’la ilk büyük karşı karşıya gelişi, laiklik ve kamulaştırma hamlelerine karşı Hama’da patlak veren 1964’teki isyanın ön saflarında yer almasıyla karşımıza çıkar. Hama’nın büyük camisine yapılan baskında derdest edilir; askerî mahkemede Mustafa Tlas tarafından ölüme mahkûm edilse de dönemin devlet başkanı Emin el-Hafız’ın ulemanın baskısıyla verdiği af kararı sonucu serbest bırakılır. Bu süreçte Mervan, Sünni İslamcı tabanda ve İhvan içerisinde efsanevi bir figüre dönüşmeye başlar. 

Mervan Hadid fenomeni ve mücadelenin sertleşmesi

1970’de Hafız Esad’ın iktidara gelmesi ve yönetimin daha da tahkim edilmesi, bu yeni dönemin 1946 sonrasındaki seri darbeler dönemine benzemediği inancının yerleşmesini sağladı ki bu da mücadelenin ancak silahlı yöntemlerle başarıya ulaşacağına Hadid’i ikna etmişti. Mervan bu süreçte, Şam merkezli ve İsam el-Attar önderliğindeki siyasi kanat ve ana İhvan gövdesinin pasif kalmasını eleştirerek kendi hususi silahlı yapısını, “Savaşçı Birlik”i (et-Tali’a el-Mukatile) kurdu.  

1970’lerin başında gizli hücre yapılanmaları yoluyla gençleri gerilla harbi konusunda eğiten Mervan’ın stratejisi, rejimin kilit isimlerine yönelik suikastlar düzenleyerek devleti felç etmek ve halkı genel bir ayaklanmaya teşvik etmek üzerine kuruluydu. Bu dönemde Hadid, sadece bir siyasi ve askerî önder değil, aynı zamanda bağlılarını şehadete âşık kılan manevi bir rehber olarak da sivrilir. Van Dam gibi gözlemciler, Mervan’ın bu yapılanmasının İhvan’ın ana gövdesinden bağımsız hareket ettiğini, ancak zamanla İhvan tabanının da bu yapıya sempati duyarak radikalleştiğini savunur. 

Mervan nihayet 1975’te Şam’da izlendiği bir evde çıkan çatışmada yaralı olarak ele geçirildi ve meşhur Mezze Hapishanesi’nde işkencelerle dolu bir tutukluluk sonucu ertesi sene hücresinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Mervan’ın ölümü, Suriyeli İslamcı hareketler açısından bir son oluşturmak yerine daha kanlı bir dönemin başlangıcı olacaktı. Bugün dahi Mervan’ın mirası Suriyeli Selefi-Cihadî gruplar nezdinde “şehitlerin önderi, direniş sembolü” olarak anılır ki onun başlattığı mücadele, Suriye’nin modern kimliğinde derin yaralar açan mezhepsel kutuplaşmanın da erken dönemdeki en radikal dönemi olarak kabul edilir. 

1976-82 evresi ve silahlı mücadelenin doruğu 

Mervan’ın başlatıp geliştirdiği silahlı mücadele, onun öldüğü dönemden sonra zirvesine ulaşacak, 1976 yılı itibariyle İhvan ile Baas rejimi arasında altı sene sürecek şiddetli bir mücadele ve çatışma evresi başlayacaktı. İhvan, bu dönemin başlarında Sünni çoğunluk nezdinde sempati toplamayı ve artık yerine iyice yerleştiği anlaşılan rejime karşı muhalefeti mobilize edebilmeyi önemli ölçüde başardı. Adnan Ukla, Savaşçı Birlik’in (et-Tali’a el-Mukatile) lideri olarak 1970’lerin sonunda rejimin elit kadrolarına yönelik suikastlar zincirini yöneten isim olarak sivrildi. 

Bu süreçte dönüm noktası ise 1979 yılındaki Halep Topçu Okulu Katliamı olarak karşımıza çıkar. Baas saflarındaki 80 kadar Nusayrî Alevî askerî öğrencinin öldürülmesi olayı, rejim ile İhvan arasındaki “soğuk savaşı” topyekûn bir “iç savaşa” dönüştürdü. Şam yönetimi, saldırıdan sorumlu tuttuğu 15 mahkûmu Irak Baas’ı lehine casusluk suçlamasıyla idam etti. Bunun ardından da Halep başta olmak üzere şiddet olayları daha da artmaya başladı. Rejimin şiddetle bastırmaya çalıştığı olaylarda 1979-80 döneminde Halep’te yüzlerce gösterici öldü, sekiz bin kadar muhalifse tutuklandı. Müslüman Kardeşler üyeliğinin doğrudan idamla cezalandırılmasını öngören Temmuz 1980’deki yasa değişikliğini takiben, Halep’te bir askerî tesise düzenlenen saldırının ardından seksen kadar kişi idam edildi, 1981’de ise Hama’da yine yüzlerce kişi İhvan üyeliği suçlamasıyla idam edildi.  

Ve 1982 Hama katliamı... 

İhvan’ın silahlı saldırıları bu noktada hız kesmedi, 1981’in ikinci yarısında Şam’daki askerî tesislere intikam amaçlı olarak yapılan ve yüzlerce kişinin öldüğü üç bombalı araç saldırısının ardından, Müslüman Kardeşler 2 Şubat 1982’de Suriye’nin geleneksel olarak Sünni ağırlıklı olan ve İhvan’ın da kurulup geliştiği Hama şehrinde büyük bir başkaldırıya yöneldi. İhvan’ın Hama’nın yanında kuzeydeki Sünni ağırlıklı bazı irili ufaklı şehirlerin de kontrolünü hızla ele geçirdiği bu dönemde Esad yönetimi oldukça sert bir bastırma operasyonuna girişti.  

Esad’ın meşruiyetini ortadan kaldırarak ordu çerisinde rejime sadık bulunan Sünni subayların da kendilerine katılımını uman muhaliflerin, dışarıda da anti-Sovyet kampındaki ülkelerden destek bulduğu kaydedilir. Bu süreçte Türkiye’nin de silahlı isyancılara destek verdiğine dair bazı kaynaklarda bilgi ve yorumlar nakledilir ki Ankara ile Şam’ın arasının iyi olmadığı bu dönemde, Halep’in Türkiye sınırına sadece 40-50 km mesafede olması da bu tür iddiaları destekler mahiyetteydi.  

Neticede Hafız Esad’ın kardeşi Rıfat Esad öncülüğünde Hama’ya karadan ve havadan büyük bir operasyon başlatan ordu birlikleri, silahlı militanlar ve sivil halka yönelik çok ağır bir saldırı başlattı. Kaynaklarda zikredilen ölü sayısı değişmekle birlikte on bin ila kırk bin kadar insanın Hama’daki cezalandırma operasyonunda hayatını kaybettiği kabul edilir. 1982 Hama katliamından sonra İhvan bir daha da belini doğrultamadı, Suriye içindeki bağlıları büyük bir takibat sonucu hapishanelere dolduruldu, kalanlar ise ya yeraltına çekildi veya yurtdışına gitti. 

İhvan mensuplarının bir kısmı 1990’ların ortalarında Hafız Esad tarafından serbest bırakıldı. 2000’de Beşşar Esad’ın babasının yerine göreve gelmesiyle oluşan yumuşama ortamında İhvan liderleri politik şiddeti reddettiklerini açıkladı, mücadele döneminde örgüte liderlik yapan isimlerden Adnan Ukla ve Abdülfettah Ebu Gudde gibi isimler de bu yumuşama dönemindeki çağrıya uyarak Suriye’ye geri döndü.  

Bireysel dönüşler yaşansa da İhvan kurumsal olarak yeniden kurulamadı, 1982 öncesindeki toplumsal tabanına ise bir daha ulaşamadı; Hama travması hem tabanı hem de örgüt liderlerini derinden sarsmış ve Hafız Esad’ın ölümünden sonra bile ürkütmüştü. 2000’lerde İslamcı tabandaki canlılık ve dinamizm, Irak’ın işgalinin doğurduğu mezhepçi çatışma ortamında Selefî-Cihadî yapıları daha ön plana çıkarırken, Suriye İhvanı 2011’de başlayan iç savaşa kadar canlılık emaresi gösteremedi, savaş sırasında da silahlı yapıların gölgesinde kaldı ve sahada etkili bir aktörlük icra edemedi. 

Ancak Hama travması ve katliamın yarattığı öfke, kendinden sonraki dönemi doğrudan şekillendirmeye devam etti. 2011’de başlayan iç savaşta Baas’a karşı silaha sarılan ilk yerleşimlerden birinin Hama olması da, Hama’nın silahlı muhaliflerce ele geçirilmesinin yarattığı coşku ve kaybının yeniden travmaya yol açması da bu açıdan tesadüf değildir ki Hamalılar açısından 1982’nin intikamı söylemleri iç savaş sırasında sıkça duyulmaktaydı. 

Nitekim İdlib’den Kasım 2024’ün son günlerinde çıkarak Halep’i ele geçiren HTŞ lideri Ahmed el-Şara (o zamanlar iç savaş dönemindeki ismiyle Ebu Muhammed el-Colanî olarak biliniyordu), 5 Kasım 2024’te Hama’yı da ele geçirdikleri gün yanındakilere “Bugün Suriye’de 40 yıldır kanayan yarayı temizledik” derken, kendisinin doğduğu yıl yaşanmış bu travmayı anacak ve “rövanşın alındığını” vurgulayacaktı. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.