Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 40: Suriye’de İslamî Hareketler: Selefîlik ve Müslüman Kardeşler
05.03.2026 - 13:16 | Son Güncellenme: 06.03.2026 - 14:36
Soğuk savaş döneminde ve sonrasında Suriye’deki sosyo-politik ve toplumsal yapıyı incelerken daha ziyade Baas ideolojisi ve seküler-milliyetçi kimlik üzerinden analizler yapılır. Ancak aynı dönemde ülkedeki İslamî yapıları ve hareketleri, bunların kendi içlerindeki çekişmeleri ve sorunları anlamadan, yönetimle ilişkileri ve gerginleşip silaha sarılan veya itaat eden yapıların kodlarını mercek altına almadan modern dönemdeki devlet-toplum yapısını anlamak şüphesiz eksik sonuçlar verecektir.
Modern dönemde Suriye’de milli hareketler ve İslamcılığın doğuşu ve gelişimi
Suriye’de tarihsel kırılım hatları yaratan İslam dini altındaki sosyolojik ayrışmalar ve ortodoksi-heterodoksi gerilimi, 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki ulus-devlet inşa süreçlerinde “iktidar” olgusuyla iç içe geçtikçe daha farklı yarılmalar ve tehlikeli çatışmalar yaratmaya başladı.
Suriye’de Fransız mandası döneminde teşekkül eden ve ülkenin yönetiminde Fransızlarla birlikte rol alan Milli Blok benzeri milliyetçi-muhafazakâr yapılar, bağımsızlık sonrası ihtiyaçlara cevap veremeyince hızla gözden düşmeye başladı. Mısır’daki Vefd Partisi veya Irak’taki Nuri Said Paşa çevresi gibi yarı-bağımsızlık dönemine ait politik figürler, II. Dünya Savaşı sonrası milliyetçi eğilimlere ve anti-emperyalist retoriğe cevap veremeyince, hatta bu retoriğin doğrudan hedefi haline gelince, milliyetçi cuntalar eliyle yönetimden alaşağı edildi.
Gözden Kaçmasın
Ülkenin çoğunluğunu oluşturan Sünni Arapları temsil eden ve Sünni eşraf (zaimler sınıfı) aracılığıyla manda döneminde mahalli yönetimi elinde tutan bu partiler, işgal ve manda idaresiyle ilişkilendirilmeleri, seçim ve temsil süreçlerindeki usulsüzlükler ve 1948’de İsrail’e karşı alınan yenilginin sorumlusu olarak görülmeleri sebebiyle hızla gözden düşmeye başladı. Orta/üst sınıfları temsil eden bu kesimlerin yerini ise ideolojik olarak üç daha taze ve “denenmemiş” ideolojinin takipçileri alırken, bunların ordudaki uzantılarının (bazen öncüleri) varlığı, 1949’da açılan seri darbeler döneminde, her üç fikrin sivil ve politik mensupları açısından da iktidar nimetleri vaat ediyordu.
Bu üç akım: Sosyalizm, İslamcılık ve Baas milliyetçiliği idi ve birbiriyle kâh çekişerek kâh işbirliği yaparak kâh yekdiğerini tasfiye ederek Suriye siyasetinin çehresini şekillendirecekti. Bu üçlüden, sol/sosyalist hareketler SSCB ile ideolojik ve örgütsel bağlarının olumlu karşılanmamasının yanısıra, Arap dünyasının genelindeki soruna paralel şekilde, güçlü askerî/sivil liderlerin Sovyet yanlısı partilere yaşam alanı tanımaması ve Kremlin’le ilişkileri topluma/partilere/örgütlere inmeden doğrudan kendileri yürütmeyi tercih etmesi nedeniyle başarılı olamadı. İslamcılarla Baas milliyetçileri ise genel itibariyle sürekli bir çatışma ve çekişme halinde oldu.
Arap dünyasındaki benzer hareketler gibi Suriye’de İslamcı hareketlerin membaı ve ilham kaynağı gerek Selefî akımlar gerekse İhvan teşkilatları açısından Mısır oldu. Fransız mandası altında 1930’lardan itibaren filizlenmeye başlayan Suriye’deki İslamcı fikriyat, Halep’te Darü’l Erkam Cemiyeti, Şam’da Şubbanü’l Muslimin, Humus’ta Rabıtat-i Diniyye, Deyr-i Zor’da Daru’l Ensar gibi cemiyetler aracılığıyla kendisine örgütlenme zemini buldu. Mısırlı Muhammed Abduh’un Islahçı Selefîliğinden etkilenen Suriyeli Selefîler de Abdurrahman el-Kevâkıbî, Cemaleddin el-Kâsımî, Muhammed Reşid Rıza gibi öncü isimlerin izinde gelişti. Devlet kademesinde de Abdurrahman Şahbender, Muhammed Kürd Ali, Fâris el-Hurî, Abdülhamid ez-Zehrâvî gibi çeşitli isimler bu akımlardan zaman zaman etkilendi.
Baas döneminde İslamcı hareketlerin ve Selefîliğin seyri
1943 seçimlerinde en güçlü aday olan Şükrü el-Kuvvetli’nin cumhurbaşkanı seçilmesine destek veren Selefîler, bilahare bakanlık görevi de yapan Ahmed Mazhar Uzma ve Behcet et-Tayyar gibi isimlerle ve Cemiyet gibi önemli yayın organlarıyla Şam’da da temsil edildi. Ancak 1963’te gerçekleşen Baas darbesi ve sonrasında yönetimin hızla konsolide olarak güçlenmesi ve mezhepsel bir azınlığın elinde toplanarak daha seküler bir yola evrilmesi, Selefîler ve diğer İslamcı yapılar için de parçalanmanın başlangıcını teşkil etti. Bundan sonra büyük bölümü hayır işleri ve ilmî faaliyetlerle ilgilenen, kültürel düzeyde kalan ve siyasi taleplerinden vazgeçen Selefî ve İslamcı yapıların var olmasına kısıtlı ölçekte izin verilirken, siyasi talepler içindeki yapılar –bunlar İslamcı yapılar olsun veya olmasın- büyük ölçüde tasfiye edilip takibata uğradı.
Baas’ın 1963’te iktidarı ele almasından itibaren Suriye’nin, Arap dünyası içinde sekülerizmin kalesine dönüştüğü tespiti nispeten yerindedir. Doktrin düzeyinde, İslam, Arap toplumunun tarihi ve kültüründe merkezî bir unsur olarak görülse de modern dönemde bu rolün daha seküler anlayışlara yerini bırakması savunulmakta, pratik düzeyde ise İslamcı yapılara –ama yalnızca siyasi talepleri olmayanlarına- sınırlı ölçüde izin verilmekteydi. 1966’daki Salah Cedid-Hafız Esad darbesinden ve bilhassa 1970’deki Hafız Esad’ın “Düzeltici Hareket”inden sonra bu yaşama alanı daha da daraltıldı.
Baas dönemlerinde, dışarıyla bağlantıları sınırlı düzeyde olan, daha lokal hareketler olarak kalan ve yasaklardan dolayı toplumsal tabanını önemli ölçüde kaybeden Selefî örgütlenmeler için, 2003 Mart’taki Irak işgali canlanma döneminin başlangıcı olacaktı. Irak’taki Şii-Sünni iç savaşı boyunca sınırdaki iki yönlü hareketlenmenin ve geçişlerin artması, Suriyelilerin el-Kaide türevi örgütler içerisinde Afganistan ve Irak’ta savaş tecrübesi edinmesi, Beşşar Esad yönetiminin ABD’yi zayıflatma umuduyla Irak’taki Selefî örgütlere örtülü destek vermesi, Sednaya Hapishanesi gibi merkezlerde örgütlenmelerine (istihbari kontrol altında) belirli bir süre göz yumulması, İran’ın ve Şii davetçi unsurların Suriye’de etkinlik kazanmasına tepkisel olarak bir Selefî düşüncenin güç kazanması gibi unsurlar, 2000’lerde Suriye Selefîliğinin yükseliş trendine girmesinin iç ve dış nedenleri arasında sayılabilir.
Ancak Selefîliğin ülkede asıl güç kazandığı dönem 2011’de başlayacak iç savaş süreci olacak ve 2024 yılı sonunda bölge ülkelerinin onayını alan HTŞ liderliğindeki eski el-Kaide türevi Selefî-Cihadî örgütler bir koalisyon halinde Baas rejimini devirerek Suriye’yi yönetmeye soyunacaktı.
Suriye Müslüman Kardeşler teşkilatının yükseliş ve düşüşü
Hasan el-Benna’nın talebesi Mustafa es-Sıbaî tarafından Hama’da, bağımsızlık döneminin geleceğe dair umutları yeşerttiği bir dönemde, 1944’te faaliyet göstermeye başlayan Müslüman Kardeşler (İhvan) teşkilatı, o dönemki İslamcı örgütlerin birlikteliğini simgeleyen bir çatı kuruluş mahiyetindeydi. Halep, Humus ve Hama gibi Sünni eşrafın yoğun olarak yaşadığı şehirlerde Baas iktidarının konsolide olmaya başladığı 1960’lı yılların başından itibaren kendine önemli bir destek tabanı bularak kitleselleşen İhvan bir süre sonra rejimle açık bir mücadeleye girişecekti.
Ancak İhvan başlarda dönemin mevcut iktidarını tanıyan ve politik iktidarın bir parçası olmak için de istekli olan bir yapıdaydı. Cemaat, Benna’nın da hayatta olduğu ve Mısır İhvanı’nın başında bulunduğu 1940’lı yıllardaki seçimlere aktif şekilde katılıyor, temsil tabanı sayesinde birçok mensubu kurulan hükümetlerde bakan olarak görev yapıyordu. Cemaatin Baas öncesi (1946-63) dönemdeki genel yönelimi ve stratejisi; siyasi sahada mücadele etmek, toplumsal tabanını genişletmek ve devletin/toplumun İslamî karakterini güçlendirmekti.
Ancak 1960’ların sonuna doğru Baas içinde Cedid-Esad öncülüğündeki Nusayrî Alevî kliğin güç kazanması ve örgütlü İslamcı yapılara karşı gösterilen reaksiyon İhvan’ı hem politik sahada mücadele etmekten alıkoyacak hem de kitle tabanını Şam’daki merkezî yönetime karşı yabancılaştıracaktı. Bu dönemde Baas ve Hafız Esad’ın milli kimliği dinî kimliğin önüne koyan ulusalcı politikaları karşısında, 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşlarında karşılaşılan hezimetin etkisiyle Arap milliyetçiliğinin düşüşe geçtiği dönemde, Suriye içinde Sünni çoğunluğun şehirli kesimlerinin Baas karşıtı muhalefetinin de temerküz ettiği yapı, tüm Ortadoğu’da düşüşteki milliyetçiliğin alternatifi olarak yükselen ve 1970’lerde popülaritesi artmakta olan Müslüman Kardeşler teşkilatı olacaktı.
Bununla birlikte, Suriye yönetiminin 1970’lerin ikinci yarısında hız kazanacak olan bu tasfiyeleri ve buna mukabil İhvan’ın karşı reaksiyon sürecinin neye yol açacağını 1960’larda pek kimsenin tahmin edebildiğini söylemek mümkün değildi. Fakat çok geçmeden oldukça kanlı bir hesaplaşma dönemi başlayacak, akacak kanın yol açacağı öfke ise kırk yıl sonra dahi nefretle hatırlanacaktı.
***
Ancak burada bir hususun özellikle ayrımını yapmak gerekir: Baas liderleri ve Hafız Esad (sonradan onun yerini alacak Beşşar Esad dâhil olmak üzere) doğrudan Sünnileri hedef alan bir kampanya yürütmüş değildi, nitekim toplumun yaklaşık üçte ikisini temsil eden çoğunluğa karşı bunu yapmanın rasyonel bir mantığı da yoktu. Ancak Sünni Araplar içindeki İslamcı yapılara karşı tavizsiz davranıldı ki bu hem iktidar üzerindeki taleplerinden hem de siyasi programlarından kaynaklanmaktaydı; Baas’ın seküler modernleşmeci programı da bunu gerektiriyordu.
Bu açıdan Suriye’nin 1960’lardan 2020’lere uzanan döneminde, bir bütün halinde Sünnilerin tasfiye edilmediğini (kabinelerde, bürokrasi ve orduda Sünniler çoğunluktaydı), ancak içlerindeki İslamcı yapılara ve muhalefet oluşturabilecek, rejimle uyumsuz kurumsal hareketlere müsamahasız davranıldığını vurgulamak iktiza eder. Bu meyanda örneğin Baas rejimi, Selefî kaynaklı radikalizmi ve İhvan’ın her türlü organizasyonunu bastırırken Şeyh Ahmed Kuftaro ve Muhammed Said Ramazan el-Butî gibi isimler üzerinden, muhalefeti ve Sünni şehirli kesimleri temsil eden ama devletle uyumlu bir Sünni-Sufi kimliği inşa etmeye yönelmişti. Bunun yanında Mervan Şeyhu gibi din adamlarının halk meclisine seçilmesi sağlanarak, yönetimin mutedil İslam ile bir sorunu olmadığı mesajının verilmesine özellikle dikkat edilmekteydi. 2010’lardaki iç savaş ortamına bu açmazla girilecekti.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.