Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 31: Suriye’nin Ekonomik Yapısı: Manda ve Savaş Dönemi
05.12.2025 - 16:36 | Son Güncellenme: 05.12.2025 - 16:40
Suriye’nin ekonomik yapısı, 1960’lardaki sosyalist ve devletçi uygulamalara kadar çeşitli duraklardan geçerek şekillenmişti. Bu açıdan bilhassa 1920-46 arasındaki Fransız manda döneminde Suriye ekonomisini incelemek, bağımsızlık sonrası dönemde devralınan yapısal sorunları görebilmek açısından faydalı olacaktır.
Fransız manda yönetimine dair genel ekonomik hususlar
Birinci Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin Irak, Filistin ve Ürdün’de, Fransızların Suriye ve Lübnan’da kurduğu manda yönetimleri, Milletler Cemiyeti’nin getirdiği uluslararası yükümlülüklere uymakla mükellef olmakla birlikte, büyük ölçüde sömürge ekonomilerini andırmaktaydı. Cemiyet’in kararları herhangi bir üye ülke için dahi bağlayıcı değilken, Britanya veya Fransa gibi dönemin süper güçleri söz konusu olduğundaysa bu sınırlamaların pratikte bir önemi yoktu.
Sömürge ekonomilerine benzemenin bu manda yönetimleri üzerinde bazı somut sonuçları vardı: Örneğin, Suriye veya Lübnan’da ayrı bir merkez bankası ve ülkedeki faiz oranlarıyla para arzını denetleyebilecek bir otoritenin yokluğunda, mandater ülkenin para birimi, bu yönetimlerde de geçerliydi. Bu nedenle Londra veya Paris’te yaşanabilecek krizler doğrudan bu ülkelerde de ciddi sonuçlar doğuruyordu. Bu ekonomik yapının bir neticesi de sömürge ülkelerle mandater güçler arasında mal ve hizmet ticareti üzerinde, zayıf ülkenin aleyhine işleyen bir tekelleşme yaratılmasıydı.
İngiliz ve Fransızlar, denetimleri altına aldıkları bölgelerde yerel ekonomileri geliştirmek ve kaynakları iyileştirmek, örneğin bütçeyi dengede tutmakla yükümlüydü. Öte yandan Lozan Antlaşması ve diğer düzenlemeler uyarınca, Osmanlı Devleti’nden kalan borçlar konusunda bu devletlerin sorumluluklarının yerine getirilmesi de mandater güçlerin uhdesindeydi. Osmanlı bakiyesi olmanın bir sonucu olarak, eski imparatorluk düzenlemeleri –bilhassa hukuk sisteminde- bir ölçüde ve belirli bir zaman süresince geçerliliğini korumaya devam etti.
Birinci Dünya Savaşı sonrası Suriye’de demografi ve ekonomi
Savaş sonrası, 1918’de Emir Faysal ve İngilizlerin eline geçen Suriye, savaştan önce 3 milyon civarındaki nüfusunun %10’unu kaybetmiş, ayrıca Anadolu’dan tehcir edilen 150 bin kadar Ermeni de bu coğrafyaya sürülmüştü. Savaştan sonra Türkiye ve Irak’la arasında oluşan sınırlar ve yükselen gümrük tarifeleri nedeniyle malların serbest dolaşımı ve ticaret büyük oranda sekteye uğradı. 1925-27 arasındaki büyük isyan da bu sorunlu ekonomik tabloyu derinleştirirken, üzerine küresel düzeyde etkileri görülen Büyük Buhran yılları geldi.
Fransız manda idaresi dönemindeki tek nüfus sayımında, 1921-22’de Suriye’nin nüfusu 2,14 milyon olarak ilan edilmişti, sonraki tahminler nüfusun on yıl sonra 3 milyon mertebesine çıkmış olabileceğini göstermektedir (Lübnan’da aynı dönemde nüfus resmî olarak 630 binden 855 bine çıkmıştı, Suriye’de de buna yakın bir projeksiyonla 3 milyon mertebesi zikredilir). Bu dönem, bilhassa Amerika kıtasına 20. yüzyıl başında yoğunlaşan göçlerin azaldığı ve kısmen geri dönüşlerin de yaşandığı yıllar olarak dikkat çeker.
Gözden Kaçmasın
Fransız dönemindeki vergi sistemi uyarınca, Osmanlı’da alınan aşar vergisinin yerine, 1921-24 yıllarında tüm ülkedeki kırsal kesimde toplanan sabit oranlı bir vergi getirildi. Ancak 1930’ların başlarında tüm bölgede tarım ürünlerinin fiyatlarının düşmesi nedeniyle, Fransız makamları her sene bu vergi rakamlarının üçte birini affetmek zorunda kaldı.
Ekonomik verileri değerlendirirken, iki savaş arası dönemde rakamlara ulaşmaktaki asıl sorun, güvenilir istatistiklerin bulunmaması ve mahalli Suriyeli çoğunlukla Fransız işgal idaresi arasındaki sorunların ekonomi yönetimine yansımasıydı. Ancak 1920’lerdeki sorunlar aşılmaya ve Fransız frangı istikrar kazanmaya başlarken, Büyük Buhran nedeniyle Suriye ekonomisi sarsılmaya başladı. Ekonominin ticarete, göçmen dövizlerine ve atölye imalatına bağımlılığı nedeniyle bu darbe Suriye ve Lübnan’da daha da etkili oldu.
Ancak 1930’ların ikinci yarısıyla birlikte küresel ekonomideki toparlanma Suriye’deki durumun da iyileşmesini sağladı. Bu dönemde hem sanayi üretiminde hem Halep civarındaki tarım topraklarında yaşanan olumlu gelişmeler, ekonomik toparlanmaya yardımcı oldu. Tarımsal üretim açısından verimli toprakların %75’i buğday ve arpa tarımına dayalıydı. Yağışlardaki düzensizlikler ve küresel talepteki daralma, buğday ve arpa fiyatında da dalgalanmalara yol açmıştı.
1920’lerde Suriye ve Lübnan’da sanayinin neredeyse tamamı, yerli tarım ürünlerini elde işleyen fabrikalardan ibaretken, bunların çoğunluğu –limanlar ve lojistik kolaylığı nedeniyle- Lübnan Dağı tarafında yoğunlaşmıştı; ancak 1920’lerdeki iç ve dış talep daralması nedeniyle bu üretim merkezleri de büyük ölçüde ortadan kalktı. 1930’lardaki toparlanmayla birlikte, üretim tezgâhları ve fabrikalar yenilenmiş, küresel canlanmaya sınırlı ölçekte de olsa ayak uydurabilecek duruma gelmişti. 1938’e gelindiğinde en önemli üretim kalemleri olan pamuklu dokuma ve çimento sektörlerinde talebin yaklaşık yarısını karşılayabilecek bir ithalat ikamesi eşiğine gelinmişti.
İki savaş arası dönemde, yetersiz özel sektörün varlığı ve kamu harcamalarının sınırlandırıldığı şartlarda, kişi başına düşen gelir aşağı yukarı stabil kalmış, belirli toprak ağaları ve aşiret çevreleri dışında genel bir refah artışı yaşanmamıştı. Eğitim ve sağlık hizmetlerinin, yabancı misyonlarla çeşitli toplumsal ve dini kuruluşlara bırakılması ise, genel anlamda Müslümanlar aleyhine bir denge yarattı ki bunun getirdiği sorunlar ilerleyen yıllarda –bilhassa Lübnan özelinde- daha görünür olacaktı.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Suriye’de manda ekonomisi
Savaş sırasında işgale uğrayan Fransa’daki Vichy hükümetinin Suriye ve Lübnan’daki ağırlığı, İngiliz ve de Gaulle önderliğindeki Özgür Fransa güçlerince 1941’de ortadan kaldırıldı. Savaşın ilk yıllarında Almanya’nın Akdeniz’i Müttefik güçlere kapatması sonucu, hem tüketim maddelerinde hem de tarım ve sanayi için gerekli girdilerin ithalatında büyük bir sorun başladı. Nihayetinde hem Suriye hem de Lübnan’da kıtlığa varan savaş koşulları nedeniyle sokak protestoları yaşandı ve Suriye-Lübnan’daki Alman işbirlikçisi Fransız güçlerin bölgeden çıkarılmasıyla bu kıtlık tehlikesi bertaraf edilebildi.
İngilizlerin bölgede kontrolü ele alması sürecinde ise askerî gereklilikler nedeniyle kamu alımları anormal ölçüde arttı. Bu alımlar Suriye ve Lübnan’da toplam gelirlerin üçte birine, Irak’ta ise beşte birine kadar yükselmişti. Ancak kıtlıklarla askerî harcamaların bir arada yaşanması kısa sürede para arzının arttığı ve enflasyon oranlarının savaş boyunca çok yüksek kaldığı bir ekonomik tablo ortaya çıktı; nitekim Şam’da 1939-45 arasında perakende fiyat endeksi %830 oranında yükselmişti ki bu tamamen sürdürülemez bir duruma işaret etmekteydi. İngiliz-Fransız yönetimleri buna karşılık fiyat denetimleri, sınırlı gıda tayını ve bazı temel ihtiyaç maddelerine indirim uygulanması yoluyla, halkın gündelik gereksinimine cevap verecek fiyatların ortaya çıkmasına gayret etti.
Fransız yönetimi bu amaçla ve Müttefiklerce girişilen savaşı desteklemek niyetiyle, 1941’den sonra Suriye ve Lübnan’dan yapılan ithalatın kısıtlanması ve iç üretimin arttırılması amacıyla yeni düzenlemelere girişti. Bu yöntemle savaş yıllarında bölgeye sevk edilen sivil kullanım amaçlı malların miktarı 5,5 milyon tondan 1,5 milyon tona geriledi. Bu oranları destekler şekilde, Suriye ve Lübnan’daki ithalatın 1938-43 döneminde %50 oranında gerilediği görülür. Savaş yıllarında Suriye ve Lübnan’da sigara, bira, tekstil ürünleri ve inşaat malzemeleri gibi düşük düzeyde sermaye ve makine kullanımı gerektiren imalat türlerinde hızlı bir gelişme göze çarpar. Ancak bilhassa Suriye’de savaş döneminde tahıl üretiminde kayda değer bir artış görülmez.
***
Genel itibariyle savaş, bir yandan üretimi arttırarak ücretli işgücü ve ticari tarımı yaygınlaştırırken, diğer yandan ise yüksek enflasyona, ciddi kıtlıklara ve önemli miktarda savaş sonrasına ertelenmiş tüketim birikimine neden olmuştu. Ancak Ortadoğu’daki diğer manda bölgeleri Irak, Filistin, Ürdün ve Lübnan’da olduğu gibi Suriye’de de gelirleri sabit olan ve daha önce yararlandıkları pek çok mal ve hizmetten yoksun kalanlar açısından savaş sadece sıkıntı ve ilave zorluklar getirmişti. Savaş sonrasındaki bağımsız yönetimler ise, savaş dönemi denetim ve planlama üzerine kurulu ancak vergilendirme öncelikli ekonomik sistemleri, savaştan sonra da sürdürmeyi daha kolay ve pratik bulacaktı.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.