Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 30: Hafız Esad Dönemi Suriye’si

Dr. Mehmet Akif Koç, Suriye'nin tarihsel ve sosyolojik sürecini inceleyen serinin devamında; Hafız Esad döneminde Suriye’nin siyasal yapısını, güvenlik merkezli otoriter devlet inşasını ve ekonomi-politik dönüşümünü Fokus+ için inceledi.
Mehmet Akif Koç
Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 30 Hafız Esad Dönemi Suriye’si

28.11.2025 - 10:56  |  Son Güncellenme:  30.11.2025 - 17:04

Soğuk Savaş’ın iki kutuplu dünya düzeninde Suriye, Arap dünyasının en istikrarsız fakat stratejik açıdan en önemli ülkelerinden biri olarak dikkat çekmekteydi. 1970’de Hafız Esad’ın iktidara gelişiyle birlikte ülke, hem politik istikrarsızlıktan kurtulmayı hem de devlet kapasitesini yeniden inşa etmeyi hedefleyen otoriter bir rejimin yükselişine şahitlik etti. Bu dönem, Suriye’de Baas Partisi’nin ideolojik temellerinden bir ölçüde uzaklaşarak güvenlik merkezli bir devlet modeline evrilmesine de sahne olmuştu. Hafız Esad’ın iktidarı boyunca Suriye, iç politikada sistematik bir tasfiye süreci, toplumsal taban inşası, devlet-merkezli ekonomik planlama ve sınırlı bir ekonomik liberalizasyon evresinden geçti. 1970–2000 yılları arasında Suriye’nin iç siyasetinde ve ekonomisinde yaşanan dönüşümü analiz etmek, Esad rejiminin kurumsal temellerini ve uzun ömürlülüğünün altında yatan nedenleri anlamak açısından da fikir verici olacaktır. 

Hafız Esad’ın iktidara yükselişi ve Baas içindeki tasfiyeler 

Eski Suriye Cumhurbaşkanı Hafız Esad

1963’te Baas Partisi’nin askerî darbeyle iktidara gelmesi, Suriye’de yeni bir siyasal dönemin başlangıcı olsa da parti içindeki hizip mücadeleleri, 1960’ların sonuna kadar süren bir dizi darbe ve karşı darbe ile ülkeyi istikrarsızlığa sürükledi. Bu süreçte Esad, Hava Kuvvetleri Komutanı olarak öne çıktı ve partinin askerî kanadında giderek artan bir nüfuza sahip oldu. 1966 darbesinde “radikal sol” kanat iktidarı ele geçirmiş, ancak Esad bu hizbin içinde pragmatik bir çizgide konumlanmıştı. Bu pragmatik çizgi, sonraki iktidarında da kendisini gösterecek, bilhassa ekonomi politikalarına ve dış siyasete yansıyacak, kendisini 30 sene iktidarda tutacaktı. 

1969’dan itibaren parti içinde –bir başka Alevî subay- Salah Cedid liderliğindeki daha sivil kanada yakın Baas kadroları ile Esad’ın temsil ettiği askerî klik arasında iktidar mücadelesi kızıştı. Bu gerilim, 13 Kasım 1970’te “Düzeltme Hareketi” (Hareket et-Tashihiyye) adı verilen kansız bir darbeyle sonuçlandı. Esad, darbenin fiili lideri Salah Cedid ve destekçilerini tasfiye ederek hem parti hem devlet üzerinde tam kontrol sağladı. Gücün doğası gereği, Cedid daha güçlü olsa, kuvvetle muhtemel Esad ve ekibi tasfiye edilecekti. Ancak Esad baskın çıktı ve eski silah/dava arkadaşı, yeni hasmı olan Cedid’i, 1993’teki ölümüne kadar kalacağı Şam’daki Mezze Hapishanesi’ne göndermekte hiçbir beis görmedi.  

Esad’ın bu adımı, Baas Partisi’nin, ideolojik tutarlılığından ziyade pragmatik bir devlet inşa projesine dönüşmesinin başlangıcıydı. Esad, iktidarını sağlamlaştırmak için Baas’ın kurumsal yapısını, ordudaki sistemi ve devlet yapılanmasını yeniden düzenledi. Parti, mahalle örgütlerine ve tepedeki partileri yanyana getiren cephe inşasına varana kadar, devleti yönlendiren bir ideolojik örgüt olmaktan çıkartılıp, rejimin meşruiyet aracına dönüştürüldü. Esad, partinin yerel kademelerinde sadakat esasına dayalı bir kadrolaşma politikası izledi ve güvenlik aygıtlarını rejimin temel direği haline getirdi. Böylece, 1970’ler boyunca Suriye’de siyasetin merkezine “devlet güvenliği” kavramı ve rejimin bekası yerleşti. 

Hafız Esad döneminde iç politika: Güvenlik devleti ve toplumsal denetim 

Hafız Esad, iktidarını sürdürülebilir kılmak amacıyla güçlü bir güvenlik aygıtı kurmuştu. İstihbarat servisleri (muhaberat), ordunun çeşitli kolları ve Baas Partisi örgütlenmesi aracılığıyla, toplumsal hayatın her alanına nüfuz eden ve totaliterlik ölçeğinde olmasa da yoğun bir otoriter gözetim sistemi oluşturuldu. Bu sistemin amacı, sadece muhalefeti bastırmak değil, aynı zamanda rejimin meşruiyetini günlük düzeyde yeniden üretmek, her düzeyde sadakat devşirmek ve devamlılığı sağlamaktı. 

1970’lerin ortalarına kadar Esad iç ve dış siyasette, Arap milliyetçiliğini ve devlet inşasını vurgulayan bir siyasi söylem izledi. Ancak İslamcı hareketlerin yükselişi, bu dönemin sonlarında rejim için ciddi bir tehdit haline gelecekti. 1979-82 yılları arasında Müslüman Kardeşler örgütünün önderlik ettiği silahlı ayaklanma, süratli bir şekilde Suriye tarihinin en kanlı iç çatışmalarından birine dönüştü. Hatta denebilir ki seri darbeler döneminde dahi toplamda bu ölçekte bir sivil kayıp söz konusu olmamıştı.  

1982 Hama Katliamı ile rejim bu isyanı şiddetle bastırdı ve toplumda siyasete katılım kanalları tamamen kapatıldı. Bu olay, Esad rejiminin karakterini kalıcı biçimde belirleyen bir dönüm noktası olacaktı: Rejim, güvenlik merkezli otoriterliği hızla kurumsallaştırdı ve herhangi bir muhalefet odağını ortadan kaldırmak için mutlak güç kullanımını meşrulaştırdı. Bunun ne anlama geldiğini, Suriye halkı ve uluslararası topluma 1982 Hama’da baba Esad tanıtırken, oğlu Beşşar 2011’den sonra bu dehşet dengesini bambaşka bir ölçek ve düzeye taşıyacaktı. 

1980’lerden itibaren Esad, rejimin toplumsal tabanını genişletmek için mezhepsel aidiyetleri dikkatli bir şekilde yönetti. Kendisi Nusayrî (Alevî) azınlığa mensup olmasına rağmen, devletin resmî söyleminde mezhepsel kimliği gizlemeye ve ön plana çıkarmamaya özen gösterdi. Toplum içindeki Sünni çoğunluğun parti ve devlet kadrolarında, ticarette ağırlığını özellikle muhafaza etmeye önem verdi. Ancak ordu, istihbarat ve bürokraside Alevî subay ve yöneticilerin ağırlığı arttı; bunun ne anlam ifade ettiğini, mezhepsel yakınlıktan mı çaresiz sadakat mecburiyetinden mi gerçekleştiğini dikkatli bir şekilde süzmek gerekir. Fakat nihayetinde bu durum, rejimin toplumsal meşruiyetini sınırlasa da, iç istikrar açısından rejime sadık bir politik ve askerî elit tabakanın oluşmasını sağladı. Bu halin avantaj ve dezavantajlarını 2011’de başlayacak iç savaşta Baas yönetimi her yönüyle yaşayacaktı. 

Ekonomi-politiğin dönüşümü: Devletçilikten kontrollü liberalizasyona 

Esad dönemi iktisat politikaları, devletin ekonomideki merkezî rolünü korurken, sınırlı özel sektör faaliyetlerine izin veren karma bir model üzerine kuruluydu. 1970’lerin başında Esad, “tashih hareketi” sonrasında ekonomik istikrarı sağlamak için 1960’ların katı sosyalist politikalarından kısmen uzaklaştı. Devlet işletmeleri güçlendirilirken, özel girişimciliğe sınırlı da olsa bir alan açıldı. Bu, hem orta sınıfı rejime entegre etmeye hem de dış yardımların verimli kullanımını sağlamaya matuf girişimlerdi. 1970’lerde petrol gelirlerinin artışı ve Arap ülkelerinden gelen mali destek (özellikle Körfez monarşilerinden) ekonomik büyümeyi canlandırdı.  

Ancak bu büyüme, üretim yapısında çeşitlenme yaratmadı; devlet harcamalarına ve sübvansiyonlara dayalı bir “rant ekonomisi” ortaya çıktı. Esad, oluşan ekonomik kaynakları kendisine sadık elitlere dağıtarak siyasi patronaj ağlarını güçlendirdi. Bu sayede, devlet bürokrasisi ve ordu içindeki üst düzey yöneticiler, aynı zamanda ekonomik imtiyazlara da sahip hale geldi. 

1980’lerde, İran-Irak Savaşı’nın bölgesel etkileri, İsrail’le süregelen gerginlikler ve Lübnan iç savaşına askerî müdahale, Suriye ekonomisini ciddi biçimde zorladı. Sovyetler Birliği’nden gelen yardımlar rejimin bir noktaya kadar ayakta kalmasına yardımcı olsa da, Soğuk Savaş’ın sonuna doğru bu destek de azaldı. 1986’dan itibaren Suriye ekonomisi ciddi bir döviz kriziyle karşı karşıya kaldı, bunun üzerine Esad yönetimi, kısıtlı bir ekonomik liberalizasyon programı başlattı. 1991 tarihli “10 Sayılı Yatırım Yasası” ile yabancı sermaye girişine ve özel sektör yatırımlarına belli ölçüde izin verildi. Ancak bu adımlar, serbest piyasa ekonomisine geçişten ziyade, rejime yakın çevrelerin ekonomik çıkarlarını korumaya yönelikti veya nihayetinde bu sonucu yarattı. 

1990’lardaysa Suriye, Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle uluslararası arenada yeni bir konum arayışına girdi. Körfez Savaşı’nda ABD öncülüğündeki koalisyona destek verilmesi, Batı ile ilişkilerin kısmen normalleşmesini sağladı ve ülkeye yeni mali kaynaklar getirdi. Buna rağmen ekonomik yapı, yüksek bürokratik kontrol, verimsizlik ve yolsuzlukla el ele yol almaya devam etti. Tarım ve sanayi üretimi durağanlaşırken, şehirlerde işsizlik ve yoksulluk arttı. Bu dönemde, rejimin ekonomik elitleri –çoğu ordu kökenli ve Alevî azınlığa mensup isimlerdi- ulusal ekonominin kilit sektörlerini daha da kontrol altına aldı. 

Güç mücadeleleri ve iç politik denge 

Esad’ın otoritesi, sadece muhalefete karşı değil, aynı zamanda rejim içindeki potansiyel rakiplerine karşı da dikkatle korunuyordu. 1980’lerin başında kardeşi Rıfat Esad’ın liderliğindeki “Savunma Taburları”nın fazla güçlenmesi, rejim içi bir krize dönüştü ve sonuçta 1984’te Rıfat’ın darbe girişimi bastırıldı, kendisi yurt dışına sürgüne gönderildi. Bu olay, rejim içinde güç merkezlerinin kesin sınırlarla belirlenmesine yol açtı: Devlet Başkanı, ordu, istihbarat kurumları ve Baas Partisi arasındaki hiyerarşik düzen Esad’ın kişisel kontrolü altında sıkı bir dengeye oturtuldu. 

Hafız Esad

Esad, siyasi katılımı tamamen devlet kontrolüne tabi kılan bir “seçimli otoriterlik” modeli kurmuştu. 1973 Anayasası, Baas Partisi’nin “toplum ve devletin yönlendirici gücü” olduğunu belirterek tek partili sistemin yasal temelini oluşturdu. Parlamento (Halk Meclisi) ve sendikalar, gerçek karar organları değil, rejimin toplumsal desteğini simgesel olarak göstermek için işlev görüyordu. Yerel düzeyde, parti kademeleri ve istihbarat birimleri de halkın politik davranışlarını denetim altında tutmaya, yeniden şekillendirmeye ve rıza üretmeye yarıyordu. 

2000 yılında Hafız Esad’ın ölümüyle sona eren otuz yıllık dönem, Suriye’de kalıcı bir devlet formu inşa etmişti. Esad’ın yarattığı sistem, kişisel otoriteye dayalı, güvenlik kurumlarıyla çevrelenmiş bir patrimonyal devletti. Bu yapı, ideolojik esneklik ve pragmatizm sayesinde hem Arap dünyasındaki değişimlere hem de Soğuk Savaş sonrası dönemin yeni dengelerine uyum sağlayabildi. Ancak bu uyum, ekonomik gelişme ve toplumsal katılım pahasına gerçekleşmiş, ülkede oldukça kırılgan bir sosyo-politik denge kurmuştu. 

*** 

Soğuk Savaş döneminde Hafız Esad’ın Suriye’si, ideolojik bir devrimden ziyade otoriter devlet inşasının örneği olarak değerlendirilebilir. Esad, Baas Partisi’ni bir iktidar aracına dönüştürmüş, güvenlik aygıtını merkezileştirerek rejimini sağlamlaştırmıştı. Ekonomik açıdan ise, devletin denetiminde ama seçici liberal unsurları barındıran bir sistem kurmuş; bu model, kısa vadeli istikrar sağlasa da uzun vadede yapısal bir durgunluğa yol açmıştı. Esad dönemi, Suriye’de devletin toplumu kuşatan bir güvenlik aygıtına dönüşmesinin, ekonomik gücün siyasi sadakat temelinde dağıtılmasının ve rejimin sürekliliğinin kurumsal temellerinin atıldığı dönem olarak tasvir edilebilir. Bu miras, 2000 sonrası Beşşar Esad döneminde de büyük ölçüde devam etti, hatta ülkenin 2011 sonrası iç savaşa zemin hazırlayan tarihsel koşullarının önemli bir parçasını oluşturdu. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.