Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 29: Baas’ın İki Kurucusu & Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar

Dr. Mehmet Akif Koç, Suriye'nin tarihsel ve sosyolojik sürecini inceleyen serinin devamında; Baas Partisi’nin iki kurucusu Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar’ın siyasi rollerini, yükseliş ve tasfiye süreçlerini Fokus+ için inceledi.
Mehmet Akif Koç
Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 29: Baas’ın İki Kurucusu & Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar

25.11.2025 - 12:33  |  Son Güncellenme:  25.11.2025 - 12:43

Arap dünyasında 20. yüzyılın en etkili siyasi hareketlerinden biri olan Baas Partisi, özellikle Suriye ve Irak’ta devletin ideolojik omurgasını şekillendirmişti. Milliyetçilik, sosyalizm ve laiklik ilkeleri etrafında örgütlenen bu ideoloji, yalnızca Suriye'nin iç siyasetini değil, aynı zamanda bölgesel dengeleri de derinden etkilemişti. 1963'ten itibaren iktidarı elinde tutan Baas, Arap birliği idealini siyasi pratiğe taşıma iddiasındaydı. Bu hareketin iki kurucu ismi, Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar, hem düşünsel altyapının inşasında hem de örgütsel düzeyde Baas'ın varlığının merkezinde yer aldılar, ancak günün sonunda iki isim de kendi kurdukları partiden dışlanıp tasfiye edilecekti.  

Mişel Eflak (1910, Şam – 1989, Paris) 

Mişel Eflak, 1910 yılında Osmanlı yönetimindeki Şam’da Ortodoks Hristiyan bir Arap ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi şehirli ve orta sınıfa mensup bir geçmişe sahipti. Mezhepsel olarak azınlıkta kalmasına rağmen, kendini Arap ulusunun bir parçası olarak tanımlıyor, din ve mezhep farklarını daha üst bir Arap kimliğinin bütünlüğü içinde eritmeye çalışıyordu. İlköğrenimini Şam’da tamamladıktan sonra, Fransız manda yönetiminin etkili olduğu dönemde burs alarak Paris’e gitti. Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe eğitimi aldı ve bu dönemde sosyalist düşünce, Batı felsefesi ve Arap milliyetçiliğiyle tanıştı. Marksizmle doğrudan bağ kurmasa da, sınıf eşitsizliğine karşı duyarlılığı ve devletin sosyal adaleti sağlama rolüne ilişkin görüşleri Eflak’ı sosyalist düşünceye yakınlaştırdı. 

Fransa’dan döndükten sonra Şam’da öğretmenlik yapmaya başlayan Eflak, 1940’larda Arap gençliği arasında fikirlerini yaymaya başladı. Bu dönemde yakın dostu ve sonradan siyasi yoldaşı olacak Selahaddin Bitar ile birlikte “Arap İhya Hareketi”ni kurdu. Bu oluşum 1947’de Arap Baas Partisi’ne evrildi, Eflak da partinin liderliğine seçildi “Baas” yani “diriliş” kavramı, Eflak’ın Arap halkının emperyalizme, gericiliğe ve bölünmeye karşı yeniden ayağa kalkması gerektiğine dair düşüncesinin sembolüydü. Ona göre Arap dünyası tarihsel bir misyon taşıyordu ve bu misyon ancak birlik, özgürlük ve sosyalizm ilkeleriyle gerçekleştirilebilirdi. 

Eflak’ın sosyalizmi, Batı’daki sınıf temelli Marksist sosyalizmden farklıydı. “Arap sosyalizmi” adını verdiği bu yaklaşım, özel mülkiyetin tamamen kaldırılmasını değil, devletin toplumdaki temel ekonomik rolleri üstlenmesini, sosyal adaletin sağlanmasını ve kaynakların halk yararına kullanılmasını savunuyordu. Bu model, hem geleneksel Arap toplumsal yapısına hem de İslam kültürünün adalet ve toplumsal sorumluluk vurgusuna daha uygun düşüyordu. Eflak dine karşı bir duruş içinde olmadı; laikliği savundu ama İslam’ı Arap kimliğinin temel taşı olarak gördü. Hristiyan olmasına rağmen, İslam’ı “Arap ruhunun en yüce ifadesi” olarak tanımlamıştı.  

Esasen Suriye / Lübnan Hristiyanlarındaki bu milliyetçi damar, 19. yüzyıldaki en-Nahda adı verilen milliyetçi uyanışın mimarları Butrus el-Bustânî, Nasif el-Yâzicî, İbrahim el-Yâzicî ve sonraları Corci Zeydan gibi Hristiyan Araplarda da görülür ki İslam’ı ve İslamî geçmişi dışlamak bir yana, dini, Araplığın en ihtişamlı dönemlerinin temel çerçevesi olarak tanır ve yüceltirler. 

Mişel Eflak 

1948 Arap-İsrail Savaşı ve Filistin’in kaybı, Eflak’ın mevcut geleneksel yönetime ve seçkinlere eleştirilerinin ve siyasi fikirlerinin halk arasında daha fazla destek bulmasına neden oldu. Bu dönemde Arap milliyetçiliği yükselirken, Batı’ya duyulan güven zedelenmişti. Eflak, bu zeminde Baas Partisi’nin hem ideologu hem de örgütleyicisi olarak öne çıktı. Ancak siyasi pratikte her zaman merkezde olmadı. 1950’lerde partinin yönetiminde yer alsa da, daha çok fikir adamı ve entelektüel kişiliğiyle tanındı. 

1958 yılında Mısır ve Suriye’nin birleşerek Birleşik Arap Cumhuriyeti’ni (BAC) kurması Eflak için büyük bir başarıydı. Mısır’ın ve pan-Arabist düşüncenin ikonik lideri Nâsır’la sıcak ilişkileri vardı, bu gelişmeyle birlikte Arap birliği idealinin gerçekleştiğine inandı. Nâsır’ın baskısıyla Baas Partisi bu dönemde kendini feshetmek zorunda kaldı. BAC yönetiminde çok az Baasçıya görev ve yetki verilmişti; Havrani'ye başkan yardımcılığı görevi verilmiş, Selahaddin Bitar ise Kültür ve İrşad Bakanı olmuştu.  

Baas içinde Salah Cedid ve Hafız Esad gibi askerî kanada mensup olanlar Eflak’ı bundan dolayı sorumlu tuttu, partiyi kapatma kararını da kabullenmediler ve varlığını sürdürdüler. Eflak ile Cedid-Esad öncülüğündeki askerî kanat arasında sonradan tasfiyeye dönüşecek krizin ilk adımlarından biri bu kapanma meselesiydi. Ancak Nâsır’la girişilen bu birlik, Mısır’ın Suriye üzerindeki siyasi ve idari tahakkümü nedeniyle kısa sürede çöktü. 1961’de Suriye’nin birlikten ayrılması, Eflak açısından bilhassa Arap birliği ideali bağlamında ciddi bir hayal kırıklığı oldu.   

8 Mart 1963’te Baas Partisi bir darbeyle Suriye’de iktidarı ele geçirdi. Eflak, bu süreçte kısa süreliğine tekrar ön plana çıksa da, parti içinde giderek artan askerî ve sol/sosyalist kliklerin yükselmesiyle etkisizleştirildi. 1966’daki parti içi bölünmede tamamen dışlanıp tasfiye edildi ve önce Lübnan’a oradan da Brezilya’ya kaçtı, sonunda Baas’ın bir diğer güçlü şubesine evsahipliği yapan Irak’a sığınmak zorunda kaldı. 1968’de Irak Baas Partisi’nin genel sekreterliği görevine getirilse de siyasal herhangi bir güce sahip olmayan bu pozisyonda bir etkisi olmadı. Bu görevi Haziran 1989’da ölene kadar sürdürdü. 

Irak’ta Baas yönetimi tarafından sembolik bir figür olarak sahiplenildi, ama kendi ülkesinde güçten tasfiye edildikten sonra artık gerçek siyasi gücü kalmamıştı. Suriye Baas’ı kendilerine rehber olarak Eflak’ı değil de Zeki Arsuzi’yi seçmiş, Irak ise rekabetten dolayı Eflak’a sahip çıkmış ama herhangi bir güç vermemişti. Hafız Esad yönetimi, 1971 yılında gıyabında Eflak'ı ölüme mahkûm ettirdi, böylece ülkesine geri dönüş umutları tamamen söndü.  

Eflak, 1989’da kalp ameliyatı için gittiği Paris’te öldü. Cenazesi Bağdat’ta İslamî usullere göre kaldırıldıysa da Müslümanlığa geçtiği yönündeki iddialar doğrulanmadı. Ardında ise Arap dünyasının politik düşünce tarihinde derin etkiler bırakmış bir fikir adamı bıraktı, ama aynı zamanda fikirlerinin çoğu defa farklı şekilde yorumlandığı bir figür olarak kaldı.  

Selahaddin Bitar (1912, Şam – 1980, Paris) 

Selahaddin Bitar, 1912 yılında Şam’da Sünni Müslüman bir tüccar ailesinin çocuğu olarak doğdu. Ailesi şehrin geleneksel, muhafazakâr yapısı içinde önemli bir yer tutuyordu. Eğitimine Şam’daki klasik Arap okullarında başladıktan sonra, tıpkı Eflak gibi o da Paris’e giderek Sorbonne Üniversitesi’nde eğitim aldı. Burada Fransız sosyalist ve seküler düşüncesiyle tanıştı, ancak Eflak’a kıyasla bu fikirleri daha pragmatik bir şekilde benimsedi. 

Bitar ve Eflak, Paris’ten döndükten sonra birlikte hem birkaç sene öğretmenlik mesleğiyle meşgul oldular hem de uzun soluklu bir yol arkadaşlığıyla politik faaliyetlere giriştiler. 1940’ta başlattıkları Arap İhya Hareketi, zamanla Baas Partisi’ne dönüştü. Bitar, partinin fikirsel inşasında Eflak kadar derinlikli olmasa da, siyasi organizasyonel yapıların kurulmasında ve pratik siyasette çok daha etkiliydi. 1940’lar ve 1950’lerde Şam’daki entelektüel ve siyasal çevrelerde önemli bir figür olarak görüldü.  

Selahaddin Bitar

1956-58 yılları arasında dışişleri bakanı, 1963’teki Baasçı darbeden sonra da başbakan olarak görev yaptı. Politik tecrübesi, sahada organizasyon deneyimi ve pratik siyaset becerisi Eflak’a göre daha fazla olduğu için, Eflak’ın düşünce adamlığına mukabil, Bitar daha ziyade siyasetçi ve örgütçü olarak tanımlanabilir. 

Daha dindar çevrelerden gelen Bitar’ın dine yaklaşımı Eflak’a nazaran daha dengeliydi. Sünni kimliğini inkâr etmeden, laik bir devlet düzenini savundu. Eflak kadar seküler bir söylem kullanmasa da, dinin siyasete doğrudan müdahalesine karşıydı. Ekonomik olarak devletçilik yanlısıydı ancak aşırı kolektivist politikalara karşı temkinliydi. Sovyetler Birliği’ne karşı net bir ideolojik yakınlık beslemedi, daha ziyade Arap ülkelerinin dış politikada bağımsız bir çizgi izlemesi gerektiğine inanıyordu. 

1958’deki Birleşik Arap Cumhuriyeti döneminde Bitar, Mısır ile birleşmeye destek verdi ve Nâsır yönetimi altında Kültür ve İrşad Bakanlığı görevinde bulundu. Ancak Mısır’ın dayatmaları karşısında Suriye’nin marjinalleşmesi onu da hayal kırıklığına uğrattı. 1961’deki ayrılıktan sonra yeniden Baas’ı yapılandırma sürecine girdi. 1963’teki Baas Darbesi’nde aktif rol oynadı, başbakan oldu. Ancak ordu içindeki hiziplerin etkisinin artması, parti içinde daha radikal, daha sol eğilimli unsurların yükselmesi, Eflak gibi onu da zor durumda bıraktı. 

1966’da gerçekleşen iç darbe ile birlikte Bitar da Başbakanlık yaptığı siyasal sahneden ve kurucusu olduğu Baas’tan tasfiye edildi. Şubat 1968’de Irak Baas’ının Beyrut’ta düzenlediği kongrede Eflak genel sekreter olarak seçilmeden hemen önce, bu süreçte eski yol arkadaşları Bitar ile Eflak’ın yolları da ayrılacaktı. Bitar bu dönemde Baas’tan tümüyle istifa ettiğini ve Baasçı düşünceyi de terk ettiğini açıkladı. Fransa’ya sürgüne gitti ve siyasetten büyük ölçüde uzaklaştı, ancak eleştirilerini özellikle medya üzerinden ve yüksek sesle sürdürdü. 1980 yılında Paris’te uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetti. Faili meçhul bu suikastın arkasında Hafız Esad yönetiminin olduğu iddiaları uzun süre gündemde kaldı. 

*** 

Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar, modern Arap siyasal düşüncesine hem teorik hem de pratik düzeyde derin katkılarda bulundu. İkisi de Osmanlı sonrası Arap kimliği arayışına, Batı sömürgeciliğine karşı mücadeleye ve bağımsızlık sonrası devlet kurma çabasına fikirleri ve mücadeleleriyle damga vurdu. Eflak daha çok bir düşünür, Bitar ise siyasetçi kimliğiyle öne çıktı. Laiklik, sosyal adalet ve Arap birliği idealleriyle şekillenen Baas ideolojisi, temelde onların eseri olarak ortaya çıkmıştı. Ancak zamanla bu fikirlerin ordu ve bürokrasi içinde yozlaşması, ikisini de kendi kurdukları partilerinde yalnızlaştırdı. Her iki isim de yükselişleri ve düşüşleriyle, Arap modernleşmesinin hem umutlarını hem de trajedisini simgeler. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.