Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 28: 1960’lar, Baas İdeolojisi ve İktidara Gelişi

Dr. Mehmet Akif Koç, Suriye'nin tarihsel ve sosyolojik sürecini inceleyen serinin devamında; Suriye’de Baas Partisi’nin 1940’lardan 1960’lara uzanan ideolojik kökenlerini, örgütlenmesini, darbeler sürecini ve iktidara gelişini Fokus+ için inceledi.
Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 28: 1960’lar, Baas İdeolojisi ve İktidara Gelişi

21.11.2025 - 16:58  |  Son Güncellenme:  21.11.2025 - 17:10

20. yüzyılda sadece Suriye’de değil, Orta Doğu ve Arap dünyasında en önemli siyasal oluşumların başında Baas Partisi gelmekteydi. 19. yüzyılda Arap coğrafyasında meydana gelen değişim ve dönüşümlerle ortaya çıkan modern Arap milliyetçiliği, Suriye’de Fransız mandası döneminde yürütülen bağımsızlık yanlısı mücadele sırasında fikrî ve kültürel bir hareketin somutlaşıp organize edilmesi sürecinde kendini yeniden düzenleyerek farklı siyasal ve toplumsal yapıları ortaya çıkardı. Baasçılık bu dönemden itibaren Hafız Esad, Saddam Hüseyin, Muammer Kaddafi gibi siyasal liderleri içinden çıkarabilen, pan-Arabizm eksenli ve Siyonizm karşıtlığında ortaklaşan, anti-emperyalist bir cephe olarak 20. yüzyıla ve Soğuk Savaş dönemine damgasını vurdu. 

Suriye özelinde ise Baas Partisi, 1946’daki bağımsızlık döneminden itibaren süregiden istikrarsızlık, darbeler, iç siyasal ve toplumsal tartışmalar arasında bir alternatif olarak ortaya çıktı. Bölgesel ve uluslararası konjonktürün şekillendirdiği 1950’lerde güçlendi, Meclis’e girdi, koalisyonlarda yer aldı ve nihayetinde askerî bir darbeyle yönetime el koyarak 1963’ten itibaren farklı hizipleriyle Suriye’nin iç ve dış siyasetine doğrudan yön vermeye başladı. Ta ki 8 Aralık 2024’te Baas’ın som temsilcisi Beşşar Esad ülkesinden ayrılarak Rusya’ya sığınana kadar, 61 sene Baas rejimi hükmünü icra edebildi. 

Baas Partisi’nin kuruluşu, organizasyonu ve Suriye siyasetindeki yükselişi 

Suriye ve Lübnan Komünist Partisi, henüz manda döneminde Yusuf Yazbak ve Fuad Şimeli tarafından Ekim 1924’te Beyrut’ta kuruldu. Halid Bektaş’ın girişimleri, 1943’te partiyi Suriye ve Lübnan kolu olarak ikiye böldü. Bektaş hem kendi meşruiyeti hem de siyasi mobilizasyon için Komünist Parti’yi 1953’te Baas’ın etkili olduğu hükümetin güdümüne soktu. 1932’de Antun Sâde’nin kurduğu Suriye Milliyetçi Sosyalist Partisi ise, aynı dönemde İtaya ve Almanya’daki benzerlerinden etkilenip kurulmuştu. 

Suriye’de sol ve milliyetçi kanattaki bu hareketli tartışma ortamı ve hizipleşmeler, milliyetçilikle sol/sosyalist düşüncenin harmanlandığı bir siyasal çerçeve yaratmıştı. Bu zeminde ortaya çıkan Baas, 1943’te öncelikle kültürel bir hareket olarak doğdu. Suriyeli bir Hristiyan Mişel Eflak ile Sünni Selahaddin Bitar, Baas’ı kuran isimler olarak tarihe geçti. Eflak-Bitar sonradan, Zeki Arsuzi’nin liderliğini yaptığı Milliyetçi Hareket Birliği’nden ayrılarak kurulan Arap Yeniden Uyanış Partisi ile birleşip güçlendi. Orta Doğu’da pan-Arabizm vizyonuyla hareket eden Baas, kısa sürede Suriye’nin dışına Ürdün, Irak ve Lübnan’a da faaliyetlerini taşıdı. Edib Çiçekli’nin iktidar döneminde, 1953’te Ekrem Havrani’nin Arap Sosyalist Partisi’yle birleşen Baas, bundan sonra Arap Baas Sosyalist Partisi adını alacaktı. Parti, 1955’te Nâsır’ı ve onun pan-Arabizm olarak algılanan politikalarını desteklemeye ve bu şekilde hem güçlenmeye hem de etki alanını genişletmeye başladı. 

Baas 1954 seçimlerinde parlamentodaki 142 sandalyenin 22’sini kazandı, parlamentodaki en büyük ikinci parti haline geldi; anti-emperyalist duruşu, Mısır’la birlik yanlısı siyaseti ve sosyal reform vurgusuyla aydınların da desteğini aldı. Bölgesel gelişmeler ve kamplaşmalar, Nâsır’ın 1956 Süveyş Krizi sonrası popülerliği ve her iki ülkedeki pan-Arabist milliyetçilerin talepleri iki ülkenin birlik kurmasını olağan bir beklentiye çevirmişti; Baas’ın da bu süreçteki aktif desteğiyle 1958’de Mısır-Suriye arasında Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu. Ancak Mısırlıların tekebbürü, Nâsır ve çevresinin Suriyelileri küçümsemesi, beklentilerin karşılanamaması, ekonomik sorunlar vb nedenlerle bu birliktelik yürümedi. Bu dönemde Baas da yasaklı partiler arasına girmişti; Nâsır şerik kabul etmiyor, kendi dışında popüler bir figür istemiyordu. 

1961 darbesi ve 1961-63 “ayrılıkçı dönem” rejimi 

1961’de Şam’daki sivil ve askerî bürokrasi içindeki rahatsızlıklar askeri darbeyle sonuçlanıp da Mısır’la Birleşik Arap Cumhuriyeti tecrübesi sona erince. Baas bu ayrılığı bir ölçüde desteklerken bir kanadı karşı çıktı, 1961 seçimlerine katılan parti mecliste birkaç sandalye kazandı. Ordu içindeki Nâsır taraftarları bu gelişmelere tepki gösterip karşı darbe girişiminde bulununca, Tuğgeneral Emin el-Hafız bu girişimi bastırdı, sonrasında cumhurbaşkanlığı koltuğuna da kendisi oturdu.  

Mısır’dan ayrılmayı savunduğu için “ayrılıkçı rejim “olarak nitelendirilen darbenin başındaki General el-Hafız tasfiye süreçlerine, Baas’ın eski yöneticilerinden Selahaddin Bitar’ı kabineden, Mişel Eflak’ı ise ülkeden çıkarmakla devam edince eski Baasçıların sert tepkisini üzerine çekti. Arapçılık bahsinde ve bölgesel konjonktürde Nâsır’a daha yakın duran Baas ekibi, Arap dünyasında Nâsır ve Mısır’a meydan okuyan el-Hafız’ın bu “ayrılıkçı rejim”ine karşı organize olmaya başladı.  

Edib Çiçekli 

1961-63 dönemi biraz da Edib Çiçekli dönemini sona erdirip eski seçkinler siyasetine dönüşün işaretlerini veren 1954 seçimleri sonrası dönemi andırıyor, sosyalist hareketin kazanımlarının altını boşaltıyordu. 1961 darbesi sonucu seçimlerde başarılı olan kesimlerse, sınır aşan bir Arap milliyetçiliğinden –dolayısıyla Nâsır etkisine açık olmaktan- ziyade, Suriye milliyetçiliğine yakındı. Bu dönemde, “kavmiye” ve “vataniye” arasındaki çekişme Suriye özelinde “vataniye”nin lehine sonuçlanmaya varacakmış gibi görünmekteydi.  

Pek üzerinde durulmayan bir husus, 1961 darbesi sonrası kurulan sivil yönetimin Sünni Arapların ve eski şehirli kesimlerin egemenliğini geri getirmesiydi; Başbakan Maruf Davalibi Müslüman Kardeşler eğilimliydi, bu kesimler kendi rollerini sınırlayan Nâsır’a ve Suriye-Mısır birleşmesine bu nedenle karşıydı. 1963 Baas Darbesi’nden sonra da öncelikle bu kesimlerin menfaatlerine zarar verildi ve bu çekişme sonraki 60 yıl boyunca zaman zaman ivme kaybetse de sürdü.  

Ancak ordu içindeki Sünni Arap kesimler arasındaki çekişmeler Mart 1962’de Abdülkerim Nahlavi öncülüğünde darbe girişimine yol açsa da bu cunta bastırıldı. Tasfiye edilen birbirine muhalif Şam ve çevresinden Sünni subayların yerleri azınlık mensubu (Lazkiye ve Deyrizor kırsalından gelen ve çoğunlukla Alevî, İsmailî, Dürzî kökenli) subaylar tarafından dolduruldu. 

Bu dönemde, 1962’den itibaren orduya komuta eden sekiz generalden sadece biri Şamlı’yken, Baas ile ilişkili taşralı ve azınlık cemaatlere mensup subaylar ordu üst komutasına hâkim durumdaydı. 1963’teki Baas Darbesi’nin başarılı olmasının önemli bir dinamiği değişen ve dönüştürülen bu komuta yapısıydı. 

1963 Baas Darbesi: Yepyeni bir dönemin başlangıcı 

1961 Darbesi’nin getirdiği ve eski geleneksel güç dengelerine dönmeyi amaçlayan milliyetçi/muhafazakâr koalisyonu halindeki ayrılıkçı rejim, 8 Mart 1963 Darbesi’ne kadar ayakta kalmayı başardı. Bu dönemde bankaların yeniden özelleştirilmesi, daha önce büyük toprak sahiplerinin elinden alınan toprakların yeniden eski sahiplerine iade edilmesi, kamulaştırılan sanayi işletmelerinin eski sahiplerine döndürülmesi gibi uygulamalarla, 1958 öncesi dengelere dönülmekte ısrarcı olundu. Arap sosyalizm denilen uygulamalar askıya alınmıştı. Esasen bu çatışma ideolojik veya mezhepsel bir dinamikten ziyade, ekonomi-politik dengelerle ilgiliydi; ideoloji ve mezhepsel ayrışma da bu fay hatlarıyla örtüştüğü düzeyde açıklayıcı olabiliyordu. 

İçerideki bu ayrışma dış politikaya da yansıdı; ayrılıkçı rejim Mısır yerine Haşimî dönemi muhafazakâr Irak’ıyla yakınlaşma arayışına girdi, Mart 1962’de Bağdat-Şam arasındaki siyasi ve askeri işbirliği anlaşması buna matuftu. Arap Ligi toplantılarında da Suriye-Suud-Irak bloku oluşmuş ve toplu halde Nâsır ve Mısır’ı suçlamaya ve iç işlerine karışmakla ithama yönelmişti. 

Tüm bu iç ve dış gerilimler sonunda patlayacak ve 8 Mart 1963’te bir daha geriye dönüşü olmayacak şekilde Baas’ı iktidara getirecekti. Darbe biraz da Baas içindeki sivil kanat – askerî kanat ayrımının yarattığı gerginliğin izlerini taşıyordu. Darbeyi organize edip yönetime el koyan Baas’ın gizli askerî komitesi beş üyeden oluşuyordu: Muhammed Ümran, Salah Cedid, Hafız Esad, Ahmed el-Mir ve Abdul Kerim el-Cundi. Darbe sonrası kurulan Devrim Komuta Konseyi, tamamen Baasçılar ve Nâsırcılardan oluşuyordu. Baas’ın teorisyenleri olan Eflak, Arsuzi, Bitar gibi isimler 1963 Darbesi’ne doğrudan katılmasa da üç isim Askerî Komite’nin arkasında durmuştu. Hatta Bitar, 1963’te kurulan hükümetin başında yer almıştı. 


Yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği ve darbenin askerî yöntemlerle muhaliflerini sindirdiği bu dönemde, parti içinde ciddi bir ayrışma ve cepheleşme görüldü. Baas ideolojisinin iki taşıyıcı kolonu olan Suriye ile Irak kolları, Birleşik Arap Cumhuriyeti tecrübesi sona erdiğinde 1961 ve sonrasında iyice ayrışmaya başlamış, bu esnada Şubat 1963’te Irak’ta da Abdülkerim Kasım’ı deviren darbe gerçekleşmişti. Hem Bağdat hem Şam’da seri tasfiyeler, Baas içi mücadeleler, devrimciler arasında hizipleşmeler ayyuka çıkmış durumdaydı. 1963 Darbesi Baas’ın Suriye ve Irak kollarını bir daha birleşmeyecek şekilde birbirinden ayırdı. 

Suriye’deki bu iç karışıklık dönemi sonunda, askerî kanat iyice güçlenmiş, sivil kanat sembolik bir anlamdan fazlasını ifade etmemeye başlamıştı artık. 1966’da gerçekleşen Baas içindeki ikinci darbe, partinin Mişel Eflak ve Selahaddin Bitar gibi geleneksel liderlerini güçten tamamen tasfiye etti. Böylece Salah Cedid liderliğindeki radikal son kanat iktidara geldi, artık Suriye’deki en radikal yönetim olarak nitelendirilebilecek bir dönem başlamıştı.  

Büyük işletmeler, bankalar ve geniş tarım arazileri millîleştirildi ki 1961-63 arası dönemde yapılan hemen tüm makro ekonomi-politik uygulamalar böylece tersyüz edilmiş oldu. Sosyalist devrimi gerçekleştirebilecek “öncü” bir örgüte ihtiyaç duyuluyordu ki bu Baas Partisi olacak, sınıf mücadelesi yürütülecek, geleneksel şehirli elitlere karşı mücadele edilecekti. Bu politikalarla 1970’lere gelindiğinde tarım arazilerinin %85’i topraksız köylülere ve kiracı çiftçilere dağıtılmış oluyordu. Buna finans, enerji sektörü ve büyük ölçekli sanayinin çok büyük oranda kamulaştırılması hamlesi de eşlik etti. 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.