Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye – 27: Baas Öncesi Dönemden Portreler
20.11.2025 - 17:18 | Son Güncellenme: 20.11.2025 - 17:28
Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasından sonra Baas dönemine kadar, 1946 – 1963 yılları arasında yaşadığı on yedi yıllık dalgalanma sürecini anlamak için bazı ana karakterlere bakmakta fayda görüyorum. Bu dönemde Suriye’yi doğrudan yönetmiş ve kaderinde birinci derecede etkili olmuş olan bu kişiler sadece bireysel aktörler değil; aynı zamanda mezhepsel, etnik, sınıfsal ve ideolojik çatışmaların da simgeleri oldular. Bu isimler arasında Şükrü el-Kuvvetli, Hüsnü el-Zaim, Sami el-Hinnavi, Edib el-Çiçekli (Şişekli) gibi isimlere özellikle değinmek bu dönemi anlayabilmek açısından önem arzediyor.
Şükrü el-Kuvvetli (1891, Şam – 1967, Beyrut)
Suriye’nin manda dönemindeki anti-kolonyal hareketlerin öncülerinden ve bağımsızlık sonrası ilk cumhurbaşkanı olan Kuvvetli, 1891 yılında Şam’da doğdu. Sünni Arap kentli elit sınıfa mensuptu; ailesi Doğu Guta gibi çevrelerde toprakları, Arap dünyasıyla Suriye dışında da iş bağlantıları olan bir ticaret‑burjuva zeminine dayanıyordu. Bu açıdan, Kuvvetli için “yerleşik kentli elit milliyetçisi” demek doğru olur.
1913’te İstanbul’da Mekteb-i Mülkiye’den mezun oldu, Şam’a dönünce çeşitli memuriyetlerde bulundu. Osmanlı döneminde yetişmiş kuşaktan geliyordu ama bu dönemde Arap topraklarının bağımsızlığı ve birliği için çalışan bir muhalif figürdü. 1913’te Paris’teki Arap Kongresi döneminde Arap milliyetçi hareketine katıldı. Gizli öğütlerden el-Fetât üyesi olarak çeşitli milliyetçi faaliyetlerde bulunsa da yakalanıp işkence gördüğü nakledilir, 1917’de bir kez daha tevkif edilip hapse konuldu. Kuvvetli’nin bundan sonra Osmanlı’ya karşı hisleri tamamen düşmanca seyretti.
Gözden Kaçmasın
İçinde yer aldığı 1916 Arap İsyanı başarıya ulaşınca, Emir Faysal’ın 1918-20 arasındaki Suriye Krallığı döneminde Şam Valisi Alaaddin el-Derubi’nin yardımcılığını yaptı. Bu dönemde Arap dünyası içinde Filistin merkezli milliyetçi yapılanmalarda da yer aldı. Temmuz 1920’de Fransızların Faysal’a karşı kazandığı Meyselun Savaşı sonrasında, Fransızların ölüme mahkûm ettiği 21 milliyetçi lider arasında Kuvvetli de vardı, ama Hayfa üzerinden Kahire’ye kaçarak kurtuldu.
Sürgün döneminde ticaretle uğraştı ve Avrupa’da Arap davasına destek için çalışmalar yaptı, 1925-27 Büyük Suriye İsyanı’nın finansörleri arasındaydı. 1930’daki genel af kapsamında ülkeye dönmesine izin verildi. Manda döneminde 1930’larda Fransız yönetimine karşı muhalefetin çatısı olan Milli Cephe içinde önemli bir konumdaydı. 1936-38 arasında Maliye Bakanlığı görevini üstlendi. İkinci Dünya Savaşı başlayınca bağımsızlık çağrısı yapan milliyetçi hareketin önemli liderlerindendi, nitekim içinde yer aldığı bu blok kendisini 1943’te cumhurbaşkanlığına da taşıyacaktı. Fransızların Suriye’den çıkartıldığı dönemde aktif rol oynadı, İngilizlerle yakınlaşıp Suriye lehine lobi yapmada ve Londra’yı Fransızlara karşı harekete geçirmede etkili isimler arasındaydı.
Nisan 1948 seçimlerinde Halid el-Azm’a karşı kazansa da o günlerde kurulacak olan İsrail’e karşı Arap koalisyonunun aldığı mağlubiyet nedeniyle kendi ülkesinde en fazla eleştirilen liderlerden biri oldu. 4500 kişilik Suriye ordusu ilk çatışmalarda başarısız olunca, genelkurmay başkanını değiştirdi ve yerine Hüsnü Zaim’i getirdi. Ancak savaşın ardından Kuvvetli, Zaim’i askeri yetersizlik ve vurgunculukla suçlarken, Zaim ise Kuvvetli’yi savaş esnasında kötü yönetimle suçladı. Bu gerginlik Mart 1949’da Kuvvetli’nin askeri darbeyle devrilmesiyle sonuçlandı. Kuvvetli tutuklanırken, Zaim’in darbe hükümetini ilk tanıyan ülke ABD oldu, onu İngiltere, Irak, Ürdün gibi ülkeler takip etti. Mısır ve Suud’un baskılarına dayanamayan Zaim kendisini Nisan 1949’da hapishaneden salıverdi, Kuvvetli bundan sonra Mısır’ın İskenderiye şehrine sürgün edildi.
1955’te Edib Çiçekli’nin devrilmesinin ardından yeniden cumhurbaşkanlığına seçildi, 1956’dan itibaren yakın dostu Nâsır ile birlikte Bağdat Paktı’na karşı politik ve askerî olarak Doğu Bloku’na yönelmeye başladı. 1958’de Mısır ile birlikte Birleşik Arap Cumhuriyeti kurulurken Suriye’nin başında yine Kuvvetli vardı. Bu yeni dönemde siyasetten emekli oldu ama 1960’da yeni birlik cumhuriyetinin politikalarından dolayı Nâsır’la tartıştı, 1961’de Mısır’la birliği dağıtan Şam’daki askeri darbeye destek verdi. Ancak 1963’teki Baas darbesi sonrası Beyrut’a gitti ve sürgün hayatı yaşadığı Lübnan’da, 1967’de Arapların İsrail’den ağır bir mağlubiyet daha aldığı günlerde öldü.
Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kurucu babası olarak nitelendirilen Kuvvetli’nin Şam’da defnedilmesine Baas hükümeti başta izin vermediyse de Suud Kralı Faysal’ın baskısıyla bunu kabul etmeye mecbur kaldı, cenazesi devlet töreninin ardından meşhur Emevi Camii’nden kaldırıldı.
Hüsnü el-Zaim (1897, Halep – 1949, Şam)
Halep doğumlu Sünni bir Kürt olan Hüsnü Zaim –bazı kaynaklar Arap olduğunu kaydeder- Osmanlı askerî okullarında okuyup Osmanlı ordusunda subay olarak görev yaptıktan sonra, 1920’lerden itibaren Suriye’de kurulan Fransız manda yönetimi ordusunda Özel Kuvvetler bünyesinde subaylık yaptı. 1946’da Fransız askerleri ülkeden ayrılınca bağımsız Suriye’nin ilk genelkurmay başkanı General Zaim oldu.
Zaim’in Suriye tarihinde önemli bir isim olmasının ardında iki saik bulunur: 1948’de İsrail’e karşı alınan utanç verici mağlubiyette Suriye güçlerinin başkomutanı kendisiydi. Her ne kadar dönemin Cumhurbaşkanı el-Kuvvetli’yle karşılıklı olarak suçu birbirlerine atsalar da yenilen ordunun başında kendisi vardı. İkinci olarak, Suriye henüz bağımsızlığına kavuşmuşken, onyıllar sürecek darbeler dönemini başlatan ilk subay, henüz üçüncü yılını doldurmamış bağımsız hükümeti alaşağı eden Zaim oldu. Ülkenin zaten yetersiz kurumsal kapasitesi ve demokrasi kültürü, bu darbeyle bir daha onarılamayacak kadar büyük yara alacaktı.
Şükrü el-Kuvvetli’nin daha Arap milliyetçisi ve İsrail karşıtı tutumu karşısında, 1948 yenilgisinin utancı içindeki ordunun yaptığı darbeye en büyük dış destek ABD ve İngiltere’den gelmişti. 3 Mart 1949’daki darbeden sadece dört gün sonra Suudi Arabistan-Lübnan arasında inşa edilen ve Suriye’den transit geçecek ABD destekli Trans-Arap Boru Hattı projesinin onaylanması, darbenin dış boyutuna dair komplo teorilerini hep canlı tuttu.
Ancak darbeler kapısı bir kere açılmıştı ve Zaim’i alaşağı edecek olan vaka da birkaç ay sonraki bir başka askeri darbe olacaktı. Halk desteğine sahip olmayan Zaim'in ele geçirilmesine yardım eden subaylar arasında, ikisi de daha sonra ülkenin askeri liderleri olacak olan Edib el-Çiçekli ve Sami el-Hinnavi vardı. Zaim, sivil otoritelerin başarısızlığı argümanıyla kendi darbesini meşrulaştırmaya çalışmıştı, ancak politik sahnede orduya açılan alandan kendisinden sonra çok sayıda albay/general istifade edip girecek, bu zincirin ilk kurbanı da kendisi olacaktı.
Sami el-Hinnavi (1898, Halep – 1950, Beyrut)
14 Ağustos 1949’da Hüsnü Zaim’in henüz 4,5 aylık yönetimini deviren subayların başında Albay Sami el-Hinnavi vardı. Darbe sonrasında Hüsnü Zaim ve sivil yandaşı Başbakan Muhsin el-Berazi’nin Şam’da tevkif edilip hemen ardından kurşuna dizilerek infaz edilmesi de yine el-Hinnavi’nin emriyle gerçekleşecekti.
1898 Halep doğumlu bir Sünni Arap olan Hinnavi, belirgin bir etnik veya mezhepsel vurguyla hareket etmedi, doğrudan ordu elitleri içinden gelen üst düzey bir subaydı. Osmanlı ordusu içinde subay olarak görev almış, 1927’de manda yönetimi döneminde Fransız eğitimli Özel Birlikler’de de subay olarak askerî bürokrasiye dâhil olmuştu.
Ağustos 1949 darbesini yapan ekipte diğer unsurlara kıyasla Hinnavi daha güçlüydü, yönetimi ele alınca Haşim el-Atasi liderliğinde sivil bir kabinenin kurulmasını sağladı. Kabinede Ekrem el-Havrani ve Baas’ın kurucusu Mişel Eflak gibi sol kanada mensup siyasilerin de yer almasını sağladı. 15 Kasım 1949’da genel seçimlerin yapılması da yine Hinnavi’nin inisiyatifiyle mümkün olabildi.
Hinnavi Ağustos 1949’daki cuntanın askerî lideri olmakla birlikte, Edip el-Çiçekli de hem cuntada hem yönetimde söz sahibi güçlü bir figürdü. Nitekim Hinnavi’yi siyasi sahneden tasfiye edecek darbe de Zaim’i Ağustos’ta birlikte devirdikleri silah arkadaşı Çiçekli’den gelecekti. Devrildikten sonra Çiçekli tarafından bir süre hapsedilen Hinnavi, Eylül 1950’de hapisten salıverilince Beyrut’a gitti. Ancak burada, Ağustos 1949 darbesinde Hüsnü Zaim’le beraber kurşuna dizdirdiği eski başbakan Muhsin el-Berazi’nin bir akrabası tarafından intikam amacıyla öldürüldü.
Edib el-Çiçekli [Şişekli] (1909, Hama – 1964, Brezilya)
Kürt ve Arap bir ebeveynin çocuğu olarak 1909’da Hama’da doğan Çiçekli, selefleri Kuvvetli, Zaim ve Hinnavi’nin aksine Osmanlı döneminde bürokrat veya subay olabilecek yaşta değildi, 1930’da Fransız manda yönetimi altındaki orduda subay olarak askerlik kariyerine başladı. Kardeşiyle birlikte, Antun Sâde’nin Suriye Sosyalist Milliyetçi Partisi üyesiydi.
1948’de İsrail’e karşı savaşan birleşik Arap kuvvetleri içinde yer almış, cephedeki başarılarıyla subaylar arasında popülerlik kazanmıştı. 1949’da gerçekleşen ve el-Kuvvetli’yi deviren darbede Zaim ve Hinnavi gibi isimlerle birlikte Çiçekli de vardı. Darbeyle devirdiği Hüsnü Zaim’e kişisel kininin bir sebebinin, Çiçekli’nin gençliğinden beri peşinden gittiği ideolog Antun Sâde’nin, Zaim’in cumhurbaşkanlığı döneminde Lübnan’a teslim edilmesi ve devleti yıkmak suçlamasıyla idam edilmesine Zaim’in sebebiyet vermesi olduğu nakledilir. 
Zaim’i birlikte deviren Çiçekli ile Hinnavi’in arası, Hinnavi tarafından başbakan olarak atanan Haşim el-Atasi’nin Haşimî idaresindeki Irak’la birlik kurma siyaseti nedeniyle açıldı. Çiçekli, Hinnavi’yi de bu kanaatte olmakla suçlamakta, Irak’la birlik cumhuriyeti formunda yanyana gelinmesine katiyen karşı çıkmaktaydı. Aralık 1949’da aynı yıl içindeki üçüncü darbe gerçekleşti ve Çiçekli, Hinnavi’yi devirerek tevkif ettirdi. Ardından yakın dostu Fevzi Selu’yu genelkurmay başkanı, başbakan, savunma bakanı ve sonunda cumhurbaşkanı yaptı. Selu perde önünde bu vazifeleri yapsa da asıl güç Çiçekli’nin elindeydi ve ülkeyi adeta tek adam olarak yönetiyordu.
Müstebit bir idare kuran Çiçekli, dış siyasette pan-Arabizm yönünde hareket ederken, içeride özellikle Dürzîler üzerinde baskı kurmuştu; bu topluluğu sınırın öte yanındaki Ürdün’ün istikrarsızlaştırıcı bir kolu olmakla suçluyor, Dürzî Dağı’na yönelik sık sık askerî tedip operasyonları icra ediyordu. Suriye içinde kendisine yönelik muhalefete de Dürzîlerin milli kahramanı haline dönüşen Sultan Paşa el-Atraş ile eski başbakan el-Atasi öncülük ediyordu. Çiçekli her ikisinin de oğullarını tutuklayarak muhaliflerine gözdağı vermeyi sürdürdü.
Ancak şiddet şiddeti doğururdu ve Ortadoğu’da darbeler kapısı bir kez açılmıştı artık. Artan kitlesel hoşnutsuzluklar 23 Şubat 1954’te Çiçekli’yi de deviren bir askerî darbeye yol açtı; el-Atasi ailesinden subaylar ile el-Atraş öncülüğündeki Dürzîlerin yanısıra, Suriye Komünist Partisi ve Baas Partisi üyeleri de darbeye iştirak etti ve beş senedir ülkeyi yöneten Çiçekli geniş bir uzlaşıyla düşürüldü.
Ayaklanma zirveye ulaşınca Çiçekli ülkesinden kaçarak Beyrut’a sığındı, ancak Lübnan Dürzîlerinin lideri Kemal Canbolat kendisini öldürmekle tehdit edince bu sefer en uzağa, Brezilya’ya kaçtı. Sonrasında Suriye’de kendi kontrolünde darbeler hazırlatmakla uğraşsa da başarılı olamadı ve gıyabında idama mahkûm edildi. Demir yumrukla ülkeyi yönetirken içerideki operasyonlar sırasında ailesini öldürttüğü, el-Atraş’a yakın bir Dürzî genç tarafından Brezilya’da suikastla öldürüldüğünde, takvimler Eylül 1964’ü gösteriyordu. Çiçekli bu dünyayı terk ederken, ülkesi Suriye de artık geri dönüşü olmayan bir Baas dönemine başlamış bulunuyordu.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.