Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye - 24: İkinci Dünya Savaşı Sırasında Suriye
07.11.2025 - 19:06 | Son Güncellenme: 07.11.2025 - 19:12
Kıta Avrupa’sındaki emperyalist paylaşımın, Birinci Dünya Savaşı’yla kalıcı bir çözüme kavuşturulamamasının bir başka büyük savaşın kapılarını açmak üzere olduğuna dair endişeler 1930’ların ortalarında doruk noktasına çıkmıştı. Türkiye’nin Hatay Sorunu’nu çözüme kavuşturmak için elini çabuk tuttuğu ve uluslararası konjonktürü kendi lehine değerlendirebildiği bu dönemde, bilhassa Fransa açısından işler hiç de iyi gitmiyordu.
Fransa’nın Almanlarca işgali ve Suriye’deki dengeler
Fransa’daki Britanya müttefiki hükümet, 1939’da başlayan savaşta uzun zamandır güç mücadelesi içine girdiği komşusu Almanya karşısında tutunamadı ve 1940’ta düştü. Paris’te kurulan Almanlarla işbirliği içindeki Mareşal Petain hükümeti, Fransa’nın bütün deniz aşırı topraklarında yeni dengelerin oluşmasına yol açtı. Böylece, henüz birkaç yıl önce, 1936’da Suriye hükümeti ile mandater devlet Fransa arasında imzalanan ve Suriye’ye bağımsızlık vadeden anlaşma da uygulama imkânı bulamamış oldu. Hem Suriye hem de Lübnan’da, Fransız yüksek komiseri anayasayı askıya alıp parlamentoyu dağıttı.
Artık Suriye de Lübnan da bağımsızlıklarına kavuşmak için savaşın sonunu beklemek zorunda kalacaktı, ancak dış güçler arasında çetin bir paylaşım mücadelesi devam ederken yerel halklar silahlı işgalin yanısıra, ekonomik sıkıntılar ve siyasal baskı altında ezilmeye devam edecekti. Kendi ekonomik dinamikleriyle ayakları üstünde durmakta zorlanan Suriye için, İngilizlerin Levant’taki Vichy hükümetine bağlı güçleri ablukaya almak ve sıkıştırmak amacıyla Doğu Akdeniz’de uyguladığı sıkı kontrol, gıda maddelerine erişimi dahi sorunlu hale getirmişti.
Hem anayasanın askıya alınmasının yarattığı politik umutların tükeniş iklimi, hem savaşın getirdiği ilave ekonomik ve ticari sorunlar (hatta kıtlık şartları), hem de Fransız işgaline karşı duyulan ve henüz dinmeyen öfke bir araya gelince, Suriye ve Lübnan’ın sahil şehirlerinde, bir kısmı ilave milliyetçi saiklerle motive olan protesto gösterileri düzenlenmeye başladı.
Orta Doğu’da İngiliz-Alman rekabeti ve savaşın Orta Doğu sahnesi
Bu süreçte 1940-41 yıllarında Suriye ve Lübnan’daki Fransız güçleri de Paris’teki Almanya’yla işbirliği içindeki yeni hükümete bağlı güçlerdi. Almanya’nın Orta Doğu’da, bilhassa Irak’ta kendine yakın Geylani hükümetine havadan ve kara/demiryolları üzerinden askeri destekte bulunmak ve İngiliz güçlerine karşı sahada güç dengesini değiştirmek için Suriye’ye lojistik ve ikmal açısından ihtiyacı vardı. Bu esnada Suriye’de bulunan Henri Detz kumandasındaki Fransız güçlerinin toplam mevcudu 45 bini buluyor, denizaltı, destroyer, tanker ve uçaklarla ciddi bir askeri mevcudiyeti bulunuyordu.
Bu esnada İngilizlerinse hem Suriye’nin hemen doğusundaki Irak’ta hem de hemen güneyindeki Filistin’de ciddi bir askeri varlığı sözkonusuydu. Çoğunluğu İngiliz ve bağlı dominyon kuvvetlerinden oluşan, General de Gaulle kumandasındaki Fransız güçlerini de içeren yaklaşık 34 bin mevcutlu Müttefik ordusu, Filistin ve Irak üzerinden Suriye’deki Vichy hükümeti güçlerine saldırmak için hazırlıklarını tamamlamıştı. Çehov’un “duvardaki silah” metaforunda bahsettiği savaş riski çok sürmeden alevlenecek, tam teşekküllü savaş yakında patlayacaktı.
Gözden Kaçmasın
Mayıs 1941’te Suriye’nin doğu bölgelerinden Irak’a doğru lojistik sevkiyat yapıldığına dair edinilen istihbarat, Suriye’nin Almanlar tarafından Süveyş’teki Müttefik güçlerine karşı da kullanılabileceği endişelerinin somutlaşmasına yol açtı. Britanya Başbakanı Churchill, bunu önlemenin yolunun Suriye ve Lübnan’ın işgal edilmesinden, bu şekilde Alman destekli Fransız güçlerinin Levant’tan çıkarılmasından geçtiğini düşünüyordu.
Nitekim aynı dönemde Alman Mareşal Rommel’in ordusu Mısır’a doğru ilerliyor, Irak’ta Alman yanlısı Raşid Ali Geylani yönetimi risk unsuru oluşturuyor, İran’da Almanlarla tehlikeli yakınlaşma içine giren Rıza Şah yönetimi İngilizler için tehdit yaratıyordu. Hemen birkaç ay içinde Rommel’in ordusu Mısır yakınında durdurulacak, Irak’taki Geylani hükümeti düşürülecek, Ağustos 1941’de de Sovyetler Birliği ile beraber İran işgal edilerek, Almanlara yakın duran Rıza Şah tahttan indirilip sürgüne gönderilecekti.
Rommel’in Mısır’ı tehdit ettiği ve İtalyanların Kuzey Afrika’da aldığı önceki yenilgileri telafi ettiği 1941 yazında, İngilizler bölgede Almanları sıkıştıracak ve geri adım attıracak başka bir manevra peşindeydi. Haziran 1941’de İngilizlerin yönetimindeki Avustralyalı, Hint ve de Gaulle’e bağlı Fransız birlikleri Filistin’den girerek, Vichy rejimi kontrolündeki Suriye ve Lübnan’ı kısa süre içinde işgal etti. Avustralyalı birlikler Lübnan’ı işgal ederken, de Gaulle’e sadık “Özgür Fransa” birlikleri tarafından desteklenen Hindistan 5. Tugayı ise Şam’ın ele geçirilmesinden sorumluydu.
8 Haziran’da Lübnan’ın güneyinden saldırıya geçen Avustralyalılar, Fransızların ve sömürgelerden getirilen Vichy askerlerinin direnişiyle karşılaştı; hâlbuki sadece bir sene önce Paris’teki Fransız ordusu Almanlara karşı hemen hiç direnemeyerek birkaç gün içinde teslim olmuştu. Savaş tarihçileri, Levant’taki Vichy Fransa’sı güçlerinin Müttefiklere direnişini; organizasyon, lojistik ve ikmal, karma taarruz operasyonları açısından, Fransa’nın Almanlara karşı bir sene önceki direnememesine kıyasla daha başarılı bulur. Ancak Litani Nehri civarındaki başarılı direnişe rağmen, Beyrut birkaç hafta içinde 10 Temmuz’da ele geçirilecek ve bu gelişme savaşın kaderini belirleyecekti. Benzer şekilde 8 Haziran’da Deraa-Kuneytra üzerinden Suriye içine ilerleyen Müttefik ordusu zaman zaman direnişle karşılaşsa da 21 Haziran’da Şam’ı ele geçirdi.
Arap İsyanı ve Kanal Cephesi’ndeki savaşları takiben, Ekim 1918’den sonra, İngilizler yaklaşık 23 senenin ardından Şam’ı böylece bir kez daha savaşla ele geçirmişti. Ancak ilkinde Osmanlı ordularından Arapların desteğiyle alınan Şam, bu sefer Hitler işbirlikçisi Vichy Fransa’sına karşı alınan galibiyetle ele geçirilmekteydi.
Suriye’deki Vichy kuvvetleri, çöl arazisi ve düz coğrafyada altyapı eksikliği ve modern uçaksavarların olmaması yüzünden hava saldırılarına karşı savunmasız kalmıştı. Bu nedenle uçaklarının çoğunu henüz havalanamadan yerdeki saldırılarda kaybetti. Bu savaşların sonunda Vichy kuvvetleri tarafından Levant’a gönderilen 289 uçaktan 179’u tahrip olup kaybedilmişti, kalan uçaklar ise Almanların kontrolündeki Rodos’a tahliye edildi. Benzer şekilde denizde de İngilizler üstündü; karşılıklı saldırılar ve batırılan savaş gemilerinin ardından Fransızlar Doğu Akdeniz’de de teslim bayrağını çekmek zorunda kalmıştı.
Akka’da imzalanan ateşkes ve sonrası
Temmuz 1941 başında Irak’taki Geylani birlikleri Suriye’de İngilizleri sıkıştırmak için sınırı geçip saldırı başlatsa da Müttefikler bu saldırıyı püskürttü ve Iraklı kuvvetleri geri çekilmeye zorladı. Vichy birlikleri Temmuz 1941 ortalarında ateşkes müzakerelerine başladı ve birkaç gün sonra da Akka’da imzalanan antlaşmaya İngilizlere teslim oldu.
Almanlar, savaş öncesi Suriye’deki sınırlı varlıklarını tahliye ederek İngilizlerin ülkeyi işgalini engellemeyi amaçlasa da bu gerçekleşmedi; İngilizler de Gaulle’a bağlı “Özgür Fransa” birlikleriyle beraber Suriye ve Lübnan’ı işgal etti. Böylece Britanya, çıkarları açısından kritik olan iki bölgeden Süveyş’in kuzeyinde deniz ve hava üsleri elde edip bu stratejik su yolunun güvenliğini sağlamış, Basra’dan Bağdat’a ve Filistin’deki Hayfa’ya uzanan petrol yolunun güvenliğini de tümüyle temin etmişti. Bu sonucun ortaya çıkmasında Suriye’yi işgal etmesinin yanında, Bağdat’taki Geylani hükümetini düşürmesinin de büyük rolü vardı kuşkusuz.
Böylece savaşın Suriye ve Lübnan sahnesi de İngilizler lehine kapanmış oldu. Fakat yenilgiye uğrayan Vichy Fransa’sı gibi, ona hasım de Gaulle yönetimi de Suriye ve Lübnan’ın bağımsızlığına karşı çıkıyor ve ağırdan alıyordu. Bu yüzden sözkonusu iki devletin bağımsızlığı 1941’de hemen gerçekleşmedi, savaş sonrası İngilizlerin zorlamasıyla ve Levant Krizi olarak tarihe geçen sürecin sonunda Fransa bu iki ülkeye bağımsızlık vermek zorunda kalacaktı.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.