Dünü, Bugünü ve Yarınıyla Suriye- 18: Mustafa Kemal Paşa ve Suriye’de Fransız Karşıtı Direniş
14.08.2025 - 17:11 | Son Güncellenme: 14.08.2025 - 17:13
Türkiye’deki resmi tarih yazıcılığı geleneğinde geniş bir kesim; Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye’yi “Orta Doğu bataklığından” çekip çıkardığını, Avrupalı modern uluslarla birlikte işbirliği yaparak yüzünü Batı’ya döndüğünü, genç Cumhuriyet’in geçmişinde “Arap ihanetinin” ardından bölgeyle bağların atıldığını açık veya örtülü olarak belirtir ve Kemal Paşa’nın bölgeyle ilişkilerini kopardığını ima eder.
Klişe haline gelen bu varsayımın, yüzeysel bir tarih okumasıyla bile gerçeklerden kopuk olduğu vakıadır. Genç Cumhuriyet ve Kemal Paşa’nın İran’da Rıza Şah, Hicaz/Suud Krallığı’nda Veliaht Prens Faysal, Irak’ta Kral Faysal gibi dönemin önemli figürleriyle yakın temasları ve işbirliği bu klişeyi boşa çıkaran örneklerden sadece birkaçıdır.
Osmanlı’nın yıkıldığı dönemde, Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti’nin Suriye’de başlayan Fransız işgali karşıtı Arap milliyetçilerle ilişkileri ve onlara verdiği destek de bu çerçevede dikkat çekicidir. Zira Kemal Paşa, henüz birkaç ay önce Suriye’de görev yaptığı esnada, alınan art arda yenilgiler sonrası Şam ve bilahare Halep’in boşaltılarak Anadolu’ya ricat harekâtını bizzat yönetmiş, bir anlamda bu Arap milliyetçisi hareket tarafından Suriye’den dışarı çıkartılmıştı.
Orta Doğu’daki İngiliz-Fransız emperyalizmi ve Kemal Paşa’nın yerel müttefik arayışı
Misak-ı Milli sınırlarının güney komşuları Suriye’de kurulan Fransız işgal idaresi ve Irak’taki İngiliz mandası yerel halkların önemli ölçüde karşı çıktığı süreçlerdi, nitekim ABD’nin sahada araştırmalarda bulunan King-Crane Komisyonu da buna işaret etmişti. Ancak Birinci Dünya Savaşı bu paylaşımı garanti altına almak için yapılmış, savaş sonu düzen de bu istikamette kurulmuştu, mahalli halkların ne istediklerinin bu yeni sistemde bir önemi yoktu.
Suriye ve Irak halklarının, kendilerine biçilen bu onursuz köleliği itaatle kabul etmediğini, hemen kuzeylerindeki Türk halkıyla birlikte güçleri yettiği ölçüde işgale karşı durduklarını, manda yönetimlerinin sona erdirilmesinde bu başkaldırı ve itirazların önemli rolü olduğunu kaydetmek gerekir. Nitekim Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti, başlangıcından itibaren bu anti-emperyalist hareketlere sempatiyle bakmış, liderleriyle sürekli bir muhabere içinde olmuş, hatta zaman zaman sınırlı da olsa işbirliğine gitmişti.
Gözden Kaçmasın
Henüz 1919 Temmuz gibi erken bir tarihteki Erzurum Kongresi’nde Kemal Paşa “Suriye’de ve Irak’ta İngilizlerin ve yabancıların tahakküm ve idaresinden tekmil Arabistan galeyan halindedir. Arabistan’ın her yerinde yabancı boyunduruğu reddolunuyor. Yalnız memleketin refah ve saadeti için yabancıların iktisadi, ümrani, medeni vasıtalarından yardıma rıza gösteriliyor. Bağdat ve Şam genel toplantıları bu kararı her tarafa yaymıştır” sözleriyle bu sempatiyi ortaya koydu. Birkaç ay sonra ise “Arap kardeşlerimiz her tarafta Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de, Doğu’da kendi dâhillerinde mevcudiyeti muhafaza ve bağımsızlığı temin için mesai sarf ediyorlar. Bütün bu İslam parçalarının bağımsızlığa mazhar olmaları İslam âlemi için ne büyük bahtiyarlık olur” diyerek Arapların bağımsızlığını doğrudan telaffuz edecekti.
Bu dönemde, sınır komşusu olunan Suriye ve Iraklı Arap milliyetçileri arasında bizzat Kemal Paşa’yla görüşülerek bir İslam Konfederasyonu oluşturulması fikirleri dahi ortaya çıktı. Kemal Paşa da Ekim 1919’da Amasya’da Heyet-i Temsiliye üyelerine gönderdiği bir mektupta bu fikre dair olumlu görüşünü açıklamıştı. Bu esnada Yunanların 15 Mayıs 1919’da İngilizlerin desteğiyle İzmir ve civarını işgale giriştiğini, keza Aralık 1918’den itibaren Fransızların Suriye’deki işgale ilaveten Hatay, Mersin, Tarsus, Adana’dan başlayarak Anadolu’nun güneyini de işgale giriştiğini not etmekte fayda var. Kemal Paşa, henüz birkaç ay önce Suriye’de savaşıp ihanete uğradığı Arap milliyetçilerinin bir kısmıyla bu sefer daha büyük bir ortak düşmana, İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı işbirliği yapmakta tereddüt etmiyordu.
Kemal Paşa kendisine ulaşan elçi ve mektuplarda destek ve dayanışma taleplerine prensipte olumlu yaklaşmış, ancak konfederasyon gibi ileri düzeydeki bir fikir için henüz ortamın müsait olmadığını görerek, her devletin önce kendi bağımsızlığını kazanması gerektiğini belirtmiş ve ancak bundan sonra konfederasyon seçeneğinin gerçekçi olabileceği cevabını vermişti. Gerçekçi ve rasyonel bir bakışla, Suriye’de krallığını ilan ettirmek üzere olan Emir Faysal için 29 Şubat 1920’de ve krallığı ilan edildikten sonra Nisan 1920’de Meclis’in gizli oturumunda; Emir Faysal’ın temsilcilerinin kendisine ulaşıp Fransızlar aleyhinde işbirliği için zemin aradıklarını, ancak Faysal’a güvenmediğini ve politik bir yanıt verdiğini, yapılacak işbirliğinin Faysal’ın Suriye hükümetiyle değil Suriye milletiyle irtibat kurularak mümkün olabileceğini belirtir.
Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti’nin karşılaştığı sınırlılıklar ve sahaya yansımaları
Bununla birlikte Kemal Paşa, Fransız işgaline uğrayan Suriye ile Anadolu’daki milliyetçilerin işbirliği yapmasına –belirli bir bölgesel ve uluslararası konjonktürde- sıcak bakar. Bu dönemde çeşitli dinamikler Ankara Hükümeti’nin hareket alanını sınırlamakta, Suriye-Anadolu arasında halklar düzeyindeki ilişkileri belirlemektedir.
i) Öncelikle asırlar boyunca Osmanlı idaresi altında yaşayan ve herhangi bir sınırla hareketi engellenmeyen Anadolu-Suriye sınır boylarındaki Arap, Kürt ve Türkmen aşiretlerinin mobilizasyonu, bu dönemde hem bir avantaj hem de dezavantaj oluşturmaktaydı. İşgal karşıtlığında birleşen bu sınır aşiretleri, teşkil ettikleri işbirliği cemiyetleri aracılığıyla yakın temas içinde oldu. Bilhassa Ankara Antlaşması’na kadar bu işbirliği ve geçişler oldukça yoğundur.
ii) Sınır hattındaki işbirliğine dair gelişmeler ise bir kısmı gizli faaliyet olduğu için perdeli haberler şeklindedir ve o dönemde iki yapı arasında arşivlere girebilecek yazışmalardan kaçınıldığı – ve bu mümkün olmayacağı için- hatıratlardan takip edilebilmektedir. Örneğin bazı aracılar vasıtasıyla Faysal ile Kemal Paşa arasında bir anlaşma imzalandığı, Faysal’ın küçük kardeşi Emir Zeyd’in İstanbul’da Osmanlı hükümetiyle görüşüp Anadolu’daki milliyetçi hareket üzerinden 30.000 silah ve mühimmat temini için Kemal Paşa nezdinde de girişimde bulunduğu, ancak İngilizlerin bu tür girişimlerden haberdar olup müdahale etmesi nedeniyle somutlaşamadığına dair haber ve yorumlara çeşitli kaynaklarda rastlanır.
iii) Paşa’nın Faysal ve Şerif ailesine duyduğu itimatsızlık gayet yerinde ve anlaşılır olup, birkaç ay sonra Bağdat’ta İngilizlerce tahta çıkartılan bu Osmanlı karşıtı eski hasmının Şam’daki hesaplarına destek vermemiş olmasını o dönemin şartlarında anlamak iktiza eder. Keza Suriye’de bulundukları dönemde Faysal ile Kemal Paşa arasında, Seyfi Bey isimli bir görevli vasıtasıyla direkt temaslar da mevcut olup, ikilinin birbirini şahsen de tanıdıkları tahmine müsaittir. Öte yandan Faysal’ın destek bulmak amacıyla İstanbul Hükümeti ve Padişah’la da temas halinde olması, Kemal Paşa’nın Faysal’a karşı itimatsız tutumunu bir kat daha etkilemişti. Ancak aynı Faysal bu sefer Irak Kralı sıfatıyla yıllar sonra, Temmuz 1931’de Kemal Paşa’nın davetiyle Ankara’yı ziyaret edecekti.
iv) Dönemin İngiliz kaynaklarında Suriye tarafında bilhassa Halep Vilayeti’nin nüfusunun çoğunluğunun ve Şam Vilayeti’nin bir kısmının Türk destekçisi olduğu rapor edilir. Bu yıllardaki bazı Suriyeli Arap gazetelerinde Osmanlı/Türk yönetimi eleştirilirken, bazılarında ise işgal ve emperyalizme karşı Anadolu’daki milliyetçi hareketle işbirliği yapılmasına dair yorumlara sıklıkla rastlanır. Keza Halep Teşkilat-ı Milliye’si, Şam’da da bir şubesi olan gizli bir Kemalist cemiyet gibi Anadolu’daki Kuva-yı Milliye esaslı yapıların varlığı da etkileşimin boyutu ve çeşitliliği açısından önemlidir.
1919 yılı sonundan 1920 ortalarına kadar devam eden Deyr-i Zor ve Telafer başkaldırıları da işgal karşıtı mahalli dinamikleri göstermektedir ki İngiliz ve Fransızlar bu hadiseleri Türklerin gizli istihbarat organizasyonları olarak raporlar. Deyr-i Zor’un işgalinin ardından Türk tarafının Suriye-Irak sınırındaki işgal karşıtlarına lojistik desteğin yanısıra silah ve cephane yardımları da bu kapsamdadır. Bu dönem kaynaklarında, sonradan Irak’ın kaderinde başbakan olarak etkin olacak –ve 1958 Darbesi’nde feci şekilde nefretle öldürülecek olan- eski Osmanlı subayı Nuri Said Paşa’nın Arap ve Türk milliyetçileri arasındaki bağların kesilmesinde İngilizlerce istihdamı da keza dikkat çekicidir.
1921 Ekim’de Fransa ile Ankara Antlaşması ve yeni dönem
Ancak Kemal Paşa da nihayetinde pratik ve pragmatik bir siyasi/askeri liderdir, kararları şaşmaz dinamiklerle değil çeşitli bölgesel ve uluslararası parametrelerle sınırlanmaktadır. Suriye’deki Fransız işgali karşıtı milliyetçi harekete verdiği desteğin de kendi içinde sınırlılıkları ve dışsal dinamikleri vardı ki bunların başında Ankara’nın Fransa ile ilişkileri gelmektedir. Fransa ile Ankara Hükümeti arasında Sakarya Meydan Muharebesi’nden önce başlayan görüşmeler 20 Ekim 1921’de kesin bir barış antlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı.
Ankara ile henüz savaş halinde olup Yunan işgalcilerinin en büyük hamisi durumundaki İngilizlerin büyük tepkisini çeken bu anlaşma, müttefikler arasında bir krize yol açtı. Fransızların Anadolu’daki milliyetçi direniş karşısında geri adım attığı ve işgali sonlandırdığı bu anlaşmayı yapmaktaki asıl amaçları, kendileri için öncelikli konumdaki Suriye’ye odaklanabilmek ve oradaki güvenliklerini tehlikeye sokma potansiyeline sahip olan Anadolu ile Suriye’deki direnişçilerin işbirliğini sona erdirmekti.
Ankara açısından ilk büyük diplomatik zafer olarak nitelendirilen bu adım, Anadolu ile Suriye’deki işgal karşıtı direnişçilerin irtibat ve işbirliğini çok büyük oranda bitirdi. Her ne kadar genç devletin güney sınırları bu şekilde güvence altına alınıp güneydeki Fransız işgali sona erdirilse de Hatay/İskenderun’daki Fransız işgali bitmedi ve 1938-39 sürecine kadar Ankara-Şam-Paris üçgeninde sorun yaratmaya devam etti. Suriye’deki direnişçiler ise güç kaybetse de başka bir konjonktürde kendi iç dinamikleriyle içeride direnişi yeniden organize etmeyi ve zaman zaman Fransız karşıtı ayaklanmalarla itirazlarını yükseltmeyi sürdürdüler.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.