Doha’daki Arap-İslam Zirvesi: İsrail’e Karşı Dönüm Noktası
16.09.2025 - 17:20 | Son Güncellenme: 16.09.2025 - 17:25
Doha’da düzenlenen olağanüstü Arap-İslam Zirvesi, sıradan bir protokol buluşması değildi. 9 Eylül’de İsrail’in Doha’ya doğrudan saldırısı, ateşkesi müzakere eden Hamas heyetinin bulunduğu noktalara yönelikti ve bu durum, İsrail’in sadece Gazze’yi hedef almakla kalmayıp arabuluculuk çabalarını da vurduğunu gösterdi.
Saldırı, krizi yeni bir boyuta taşıdı; zira hedef alınan, istikrarlı ve diplomatik ağırlığı olan bir Arap devleti idi. Bu da Arap ve İslam dünyasından toplu bir tepkiyi zorunlu kıldı.
Araştırmacı ve siyasi yazar Anwar El-Khudri, Fokus Plus’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:
"Arap ve İslam ülkelerinin kralları, cumhurbaşkanları ve liderlerinin katılımı, Doha hükümeti ve halkıyla tam dayanışma mesajı vermesi ve İsrail’in saldırısını kesinlikle reddetmesi, dünya kamuoyuna şu mesajı iletiyor: İsrail’in davranışı mantık ve aklın ötesine geçmiştir. İşgalci bu yapı, sürekli saldırganlığı ve suç eylemleri nedeniyle Arap ve İslam çevresinden herhangi bir sempati göremez."
Açılış konuşması ve Doha’dan mesajlar
Katarlı Emir Şeyh Temim bin Hamed Al Sani, açılış konuşmasında saldırıyı “korkak bir terör eylemi” olarak nitelendirdi.
İsrail’in müzakereleri savaşı uzatmak için bir örtü olarak kullandığını ve yerleşim planlarını sürdürdüğünü vurguladı.
Gözden Kaçmasın
Konuşmada hem Arap-İslam dünyasına hem de uluslararası topluma mesaj vardı: Artık sessizlik ve şekli açıklamaların dönemi bitti ve Doha bu mücadelede yalnız değil.
Zirvenin sonuç bildirgesi
Zirvenin 25 maddelik sonuç bildirgesi, Arap-İslam dünyasının İsrail’e bakışında nitelikli bir değişimi ortaya koydu.
Bildirge, sadece Doha’ya destek vermekle kalmadı; saldırının tüm Arap ve İslam dünyasına yapılmış bir saldırı olduğunu vurguladı. Ayrıca, İsrail ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerin gözden geçirilmesi, silah tedarikinin durdurulması, yaptırımlar uygulanması ve hatta Birleşmiş Milletler üyeliğinin askıya alınması çağrısı yapıldı.
Siyasi analist Mutahher El-Saffari, FokusPlus’a yaptığı değerlendirmede, zirvenin bildirisinin bazı çevrelerde erken hayal kırıklığı yarattığını söyledi. Yine de bildirgenin uygulanabilir adımlar veya sembolik hamleler için bir temel olabileceği ihtimali hâlâ mevcut diye ekledi.
İnsani boyut ve Gazze’nin yeniden imarı
Zirve, insani meseleleri de önceliklendirdi. Bildirgede, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesinin insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesini vurguladı ve Gazze’nin yeniden inşası için Arap-İslam planının başlatılacağını açıklandı. Bu maddeler siyasi boyutu insani boyutla tamamladı ve Arap-İslam tutumuna uluslararası arenada varlığını güçlendiren ahlaki bir boyut kazandırdı.
Körfez Zirvesi: Ortak savunmanın güçlendirilmesi
Zirve kapsamında gerçekleştirilen olağanüstü Körfez zirvesi, ortak savunma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve caydırıcılığın güçlendirilmesi üzerinde durdu.
Bu, Körfez İşbirliği Konseyi’nin, Katar’a yapılan saldırıyı kendi kolektif güvenliğine yönelik bir tehdit olarak gördüğünü gösteriyor. Bu anlamda iki paralel hat doğdu: Birincisi İsrail'e siyasi baskı uygulayan geniş Arap-İslam hattı, ikincisi güvenlik ve caydırıcılık sistemini güçlendirmeye odaklanan Körfez hattı.
Gerçek bir dönüşümün eşiğinde miyiz?
Zirve metni sert bir dil kullanıyor, ancak soru şu: Bu maddeler pratik adımlara dönüşecek mi? Tarih, Arap zirvelerinin çoğunlukla sadece söylemle sınırlı kaldığını gösteriyor.
Fakat bu kez durum farklı görünüyor; Doha’ya yapılan saldırı, Suudi Arabistan’dan Türkiye, Mısır’dan İran’a kadar farklı tarafları tek bir duruşta birleştirdi.
El-Saffari şunları ekledi: "Arap-İslam Zirvesi, bölge ülkelerinin tehlike karşısındaki kolektif hissini yansıtıyor ve Gazze’ye yönelik saldırıların devam etmesini şiddetle kınadığını gösteriyor. Bu yalnızca Doha’ya destek veya nazik bir jest değil; bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini ve çıkarlarını korumada harekete geçme ihtiyacını da gözler önüne seriyor. Üstelik bu, küresel sistemdeki hukuki ve etik boşluklar ile Batı modelinin, özellikle ABD’nin rolündeki gerilemelerle çakışıyor."
Doha zirvesi sonrası dönem öncesinden farklı mı olacak?
Doha'daki Arap-İslam zirvesi sadece bir saldırıya verilen tepki değil, bölgedeki oyun kurallarını yeniden şekillendirme girişimiydi. İsrail'in artık sadece Gazze'yle karşı karşıya olmadığı, aksine kendisine diplomatik ve ekonomik araçlar kullanarak baskı yapmaya hazır Arap-İslam cephesiyle karşı karşıya olduğu mesajını verdi.
Uygulama siyasi dengeler tarafından şartlandırılmaya devam edecek, ancak bu seçeneklerin ortaya atılması bile söylemdeki dönüşümün başlangıcını yansıtıyor.
Doha zirvesi sonrası dönem öncesinden farklı olabilir. Eğer ülkeler bildirgenin bazı maddelerini uygulamayı taahhüt ederse, İsrail daha geniş diplomatik izolasyon dönemine girebilir ve hesaplarını yeniden yapmak zorunda kalabilir. Ancak maddeler kağıt üzerinde kalırsa zirve önemli ama yetersiz sembolik bir durak olarak kalacak.
El-Khudri şunu da ekledi: "Katar bu Arap ve İslam zirvesini ilişkilerini pekiştirmek, ittifaklarını güçlendirmek, tutumlarını desteklemek ve uluslararası varlığını sağlamlaştırmak için değerlendirecek. Bu, ilan edilen veya edilmeyen düzeyde egemenliğini, güvenliğini ve selametini sağlamayı da içeriyor. Katar'a yapılan bu olay bölgede tehlike çanlarını çaldı ve işgalci Siyonist varlığın tek başına bölgesel güç haline gelmesi durumunda işlerin nasıl bir hal alabileceğine dikkatleri çekti. Bu durum herkesin önceliklerini yeniden sıralamasını, anlaşmazlıkları aşmasını ve ortak riskler ile mevcut tehditler üzerinde ciddi şekilde çalışmasını gerektirecek. Zirve, ortak vizyon ve birleşik projeler yaratmak için ikili ve toplu anlayışlar platformu olabilir."
El-Saffari ayrıca şunları da ekledi: "Gelecek dönemde gelişmeler, bölge ülkelerine rahat seçenekler sunmayacak, hatta en düşük düzeyde bile olsa etkilerini hissettirecek; bazı ülkeler bunu görmezden gelmeye çalışsa da sonuç değişmeyecek. Bu gelişmeler, bölge yönetimleri ve halkları üzerinde zorunlu etkiler ve yükümlülükler doğuracak. Özellikle Katar’a yapılan saldırı, İbrahim Antlaşmaları gibi bölgedeki barış sürecinin temeli olarak lanse edilen anlaşmaların geçerliliğini sorgulatacak. İsrail her gün herkese barıştan ne kadar uzak olduğunu gösteriyor."