Bosna Hersek Hakkında Konuşmadıklarımız

Gazeteci Emine Şeçeroviç Kaşlı, Bosna Hersek’e dair ezberleri, tarihsel kırılmaları ve Türkiye-Bosna ilişkilerinde göz ardı edilen boyutları Fokus+ için kaleme aldı.
bosna-hersek-hakkinda-konusmadiklarimiz.jpg

03.04.2026 - 15:57  |  Son Güncellenme:  27.04.2026 - 11:24

Yeni bir kitap yazdım: “Bosna Hersek Hakkında Konuşmadıklarımız.” Bu sefer sizlere biraz ondan bahsetmek istiyorum. Kitap benim kalemimden çıktığı için değerli değil; her zaman kendim hakkında, yazar olmadığımı, gazeteci olduğumu belirtmiştim. Bosna Hersek’i merak eden herkesin okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşündüğüm için bu yazıyı yazıyorum.  

Aslında bu kitap bir anda ortaya çıkmış bir fikir değil. Yıllar içinde biriken soruların, gözlemlerin ve bazen de içimde kalan küçük sitemlerin bir sonucu. Türkiye ile Bosna Hersek arasında gidip gelen biri olarak uzun zamandır aynı şeyi fark ediyorum. Türkiye’de Bosna Hersek gerçekten çok seviliyor. Bu sevgi çok içten, çok samimi. Ama çoğu zaman bu sevgi bilgiyle değil, daha çok duygularla besleniyor. Bosna’yı seven çok ama gerçekten tanıyanların sayısı o kadar da fazla değil. 

Benim daha önce yayımlanan iki kitabım vardı. İlki “Kurşunların da Rengi Var”. O kitapta Bosna savaşında geçen çocukluğumu anlattım. Bir çocuğun gözünden savaşın nasıl göründüğünü, korkuyu, kaybı ama aynı zamanda hayatta kalma mücadelesini yazdım. Savaş çoğu zaman tarih kitaplarında rakamlarla anlatılır: Kaç kişi öldü, hangi şehir düştü, hangi anlaşma imzalandı… Ama bir çocuk için savaş bunlardan ibaret değildir. Bir çocuğun dünyasında savaş, evinin yıkılmasıdır, bir kardeşini kaybetmektir, annesinin sessizce ağlamasıdır ve tüm bunların içinde çocuk kalmasıdır. 

İkinci kitabım “Kurşunların Rengini Yıldızlarla Değiştirdim” ise savaş sonrası dönemi anlatıyordu. Bosna’dan ayrılıp Türkiye’de mülteci olarak geçirdiğimiz yılları, yine bir çocuğun gözünden yazdım. Yeni bir dil öğrenmeye çalışmanın zorluğunu, yabancı bir ülkede kendini bulmaya çalışmayı ama aynı zamanda Türkiye’de gördüğümüz sıcaklığı ve insanlığın en güzel hallerini… O kitap da aslında bir çocuk hikayesiydi ama içinde savaşın gölgesi, göçün ağırlığı ve yeniden hayata tutunma çabası vardı. Vatan topraklarına özlem ve yeni vatanı sahiplenme duyguları arasında gidip gelen bir çocuk.  

“Bosna Hersek Hakkında Konuşmadıklarımız” ise bu iki kitaptan farklı bir yerde duruyor. Önceki kitaplarım daha çok bir çocuğun yaşadıklarıydı, hatıralardı, duygulardı, kişisel bir hikayeydi. Bu yeni kitapta ise biraz daha geriye çekilip Bosna’ya, Türkiye’ye ve aramızdaki ilişkilere daha geniş bir pencereden bakmaya çalıştım. 

Sorulan sorular  

Çünkü yıllar boyunca Türkiye’de yaptığım sohbetlerde, katıldığım programlarda ya da gündelik konuşmalarda hep benzer sorularla karşılaştım. Bosna Hersek’i gerçekten tanıyor muyuz? Komünizm döneminden savaşa Bosna’da neler yaşandı? Aliya İzetbegoviç hangi zor kararları almak zorunda kaldı? Hatalar yaptı mı? Dayton Anlaşması’ndan sonra ortaya çıkan siyasi ve hukuki yapı neden bu kadar karmaşık? Türkiye ile Bosna arasındaki güçlü duygusal bağlar neden çoğu zaman bilgiyle örtüşmüyor? 

Dayton Anlaşması

Bu kitap tam da bu soruların peşinden gidiyor. Bosna Hersek’in yakın tarihindeki kırılmaları, komünizm döneminden savaşa uzanan süreci, savaşın arka planını ve Dayton Anlaşması ile şekillenen karmaşık devlet yapısını anlatıyor. Aynı zamanda Aliya İzetbegoviç’in çoğu zaman romantikleştirilen ama aslında son derece zor kararlarla dolu siyasi mücadelesine de farklı bir pencereden bakmaya çalışıyor. 

Bu kitap bir akademik çalışma değil. Rakamlarla dolu bir tarih kitabı da değil. Tam tersine, yaşanmışlıkların, soruların ve bazen de içimizde kalan küçük sitemlerin yer aldığı, örneklerle desteklenmiş, samimi bir anlatı. Sosyal medyada dolaşan kolay yargıların ve tek taraflı anlatıların karşısına daha sakin ama daha gerçek bir ses koymaya çalışıyor. 

Bir başka mesele de Türkiye ile Bosna Hersek arasındaki ilişki. İki halk arasında gerçekten güçlü bir bağ var. Ama bu bağ çoğu zaman sadece duygular üzerinden konuşuluyor. Oysa gerçek kardeşlik, sadece sevmekle değil, tanımakla ve anlamakla güçlenir. Bu kitapta Türkiye ile Bosna Hersek arasındaki duygusal bağların neden bazen bilgiyle örtüşmediğini, bu ilişkinin hangi beklentiler ve hangi yanlış anlamalar üzerinden şekillendiğini de ele almaya çalıştım. 

Bir şeyi özellikle söylemek isterim. Kitap bilinçli olarak çok kalın bir kitap değil. Bu konuda gerçekten çok düşündüm. Daha fazla ayrıntı ekleyebilirdim, sayfaları çoğaltabilirdim, akademik tartışmaları uzatabilirdim. Ama en sonunda şuna karar verdim. Az olsun ama öz olsun. Çünkü istedim ki bu kitap sadece kütüphanede duran bir kitap olmasın. İnsanlar eline alıp gerçekten okusun, bir solukta bitirebilsin ve okuduktan sonra Bosna hakkında daha fazla merak duysun. 

“Bosna Hersek Hakkında Konuşmadıklarımız”, Bosna Hersek’i anlamadan hüküm vermek istemeyen herkes için bir davet aslında. Çünkü bazen bir ülkeyi sevmek yetmez, onu gerçekten tanımak gerekir. Ve belki de en güçlü bağ, sevginin bilgiyle, bilginin de vicdanla tamamlandığı yerde kurulur.