Bağdat–Erbil Hattında Sandık Krizi: Kerkük ve Sincar’da Gerilim Tırmanıyor
13.11.2025 - 16:08 | Son Güncellenme: 13.11.2025 - 16:15
Irak’ta yapılacak parlamento seçimleri, özellikle tartışmalı bölgelerde tansiyonu yeniden yükselterek ülke coğrafyasının en hassas konularından birini tekrar gündeme taşıdı.
Kerkük ve Sincar başta olmak üzere bazı bölgeler, yalnızca sembolik bir sürece dönüşen seçime hazırlanırken, sahada PKK ve Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) ile bağlantılı grupların da dahil olduğu karmaşık bir güvenlik tablosu dikkat çekiyor.
Bu arada, seçmen kayıtlarında manipülasyon yapıldığı ve bazı oy merkezlerinin kasıtlı şekilde sabote edildiği yönündeki suçlamalar giderek artıyor.
Gözden Kaçmasın
Mevcut seçim gerginliği, bu yasadışı grupların faaliyetlerini ihtiyatla izleyen ve Kuzey Irak'taki herhangi bir istikrarsızlığı, hassas "sınır istikrarı" dengesine bir tehdit olarak gören Türkiye açısından da kritik bir dönemeçte ortaya çıkıyor.
Statüsü 2017 sonrası askeri olarak belirlenen tartışmalı bölgeler, şimdi bu kez sandık üzerinden yeniden masada.
Bu durum, ortaya çıkacak seçim sonuçlarının yalnızca Irak iç siyasi dengelerini değil, aynı zamanda bölgesel güvenlik hesaplamalarını doğrudan önemli bir faktör haline gelmesine neden oluyor.
Tırmanan seçim gerilimi
Kerkük ve Sincar’da oluşan seçim tablosu, eski şikayetlerin güncel siyasi hesaplarla kesiştiği, etnik ve mezhepsel temas bölgelerinde güç dengeleri için yeni bir test niteliğinde.
Kerkük’te Kürt siyasi aktörleri, Yüksek Seçim Komisyonu’nu demografik dengeleri değiştirmekle suçluyor.
2017’de Peşmerge güçlerinin kentten çıkarılmasının ardından Kürtlerin nüfuz kaybettiğine dair algı güçlenirken, Kürtler seçim öncesi il dışından taşınan kişilere “binlerce seçmen kartı” verildiğini iddia ediyor.
Sivil aktivist Stran Molla, 20 Ekim'de El-Nahar El-Arabi gazetesine yaptığı açıklamada, “seçmen bağlılığına” konusundaki anlaşmazlığın 1980 ve 1990'lardaki Araplaştırma kampanyalarına dayandığını ifade etti.
Bu arada, 2018 seçim yasasının 13. maddesinde yapılan değişikliğin sahada tam olarak uygulanmaması, Kerkük’teki tartışmanın teknik boyutunu daha da derinleştirdi.
Bu hukuki boşluk, Kürt siyasi bloklarının seçmen kayıtlarında 1957 tarihli nüfus sayımının esas alınması yönündeki talebini yeniden masaya taşıdı.
Kerkük'te seçim gerginliğinin tırmandığı bir başka olayda, 24 Ekim tarihinde, şehrin kuzeyindeki Altun Köprü (Alton Kubri) bölgesinde yapılan bir miting sırasında Türkmenler ile Kürt gruplar arasında yaşanan gerilim, kısa süreli fiziksel çatışmalara dönüştü.
Güvenlik güçleri olay yerine müdahale ederek bölgeyi askeri kordon altına aldı.
Türkmen liderler, iki büyük Kürt partisi olan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) destekçilerini “provokasyon” ile suçladı. Ancak her iki parti de olaylarla doğrudan bağlantıları olduğunu reddetti.
Kerkük İl Meclisi ve Türkmen Cephesi yetkilileri, geniş çaplı bir krizin önüne geçmek amacıyla “sükunet ” çağrısı yaptı.
Kerkük ile Erbil arasında yer alan Altun Köprü’nün önemi yalnızca coğrafi bir geçiş noktası olmasından değil, Kürt-Türkmen-Arap ekseninin temas hattında kalmasından kaynaklanıyor.
Bu nedenle bölgede yaşanan herhangi bir sürtüşme, Irak’ın ulusal denkleminin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Sahadaki tansiyon yalnızca Kerkük’le sınırlı değil. Sincar’da Kürdistan Demokrat Partisi’nin genel merkezinin yakılması ve propaganda materyallerinin tahrip edilmesinin ardından gerginlik tırmandı. Olay bölge yetkilileri tarafından "sabotaj eylemi" olarak nitelendirildi.
Şehirde, PKK ile Haşdi Şabi'ye yakın kesimler arasında süregelen bir güç mücadelesi yaşanıyor.
Bu kesimlerin her ikisi de Kürdistan Demokrat Partisi ile derin bir çatışma içinde olduğundan, şehirde yaşanacak herhangi bir seçim gerginliği, Ninova sınırlarının ötesine, Suriye ve Türkiye'ye uzanan bir güvenlik denkleminin parçası haline geliyor.
Sessiz güç mücadelesi
Tartışmalı bölgelerdeki rekabetin şiddetlenmesiyle birlikte, seçim sahnesi artık sıradan parti kampanyalarının ötesine geçmiş durumda.
Erbil, Bağdat ve son yıllarda ülkenin kuzeyinde varlıklarını sürdüren silahlı gruplar arasında bir güç mücadelesine dönüştü.
Demokratik hak olarak tanıtılan seçimler, Ninova ve Kerkük’te güç dengelerinin yeniden dağıtılması için hem siyasi hem de güvenlik bakımından bir sınava dönüşüyor. Bu tabloda federal hükümetin tek taraflı yönetim dayatması ise zor görünüyor.
Siyasi araştırmacı Nawzad Latif, 18 Mayıs'ta Baghdad Today gazetesine verdiği demeçte, Sincar, Ninova Ovası ve Kerkük'ün bazı ilçelerinde seçim kaynaklı siyasi rekabetin çatışmaları tırmandırdığını belirtti.
Latif, silahlı grupların oyları kontrol altına almak için Kürdistan Demokrat Partisi’ni devre dışı bırakmaya yönelik girişimlerde bulunabileceğini söyledi.
Yaşanan sürecin, yerel birim yöneticilerinin değiştirilmesi ve iç güvenlik kararlarının etkilenmesi yoluyla idari ve güvenlik düzeninin yeniden şekillendirilmesine kadar uzandığını da belirti.
Latif, çatışmanın artık sadece oylarla değil, kimliklerle ilgili olduğunu ve yaklaşan seçimlerin iktidarın belirlenmesinden ziyade nüfuzun pekiştirilmesi için bir arena haline geldiğini söyledi.
Kürt, Türkmen ve merkezi hükümet liderlerinin sukunet çağrılarına rağmen, sahadaki gelişmeler yerel karar alma süreçlerini kontrol altına alma ve yeni parlamentoda nüfuz dengesi kurma hedefi doğrultusunda sessiz bir güç mücadelesine işaret ediyor.
Çatışmanın kökleri ve kesişen nüfuz alanları
Kerkük, Sincar ve Altun Köprü’deki gerilim, yalnızca mevcut seçim sürecinin sonucu değil; yıllara yayılan ulusal anlaşmazlıklar ve bölgesel rekabetin bir devamı niteliğinde.
Bugünkü tablo, toprak ve kimlik temelli eski çatışmaların, her seçim döneminde yeni siyasi hak iddialarıyla yeniden canlandığını gösteriyor.
Konuya ilişkin Fokus Plus'a konuşan siyasi analist Nazir el-Kandouri, tartışmalı bölgelerde yaşananların ani bir kriz değil, Irak devletinin kontrol etmekte zorlandığı tarihi bir çatışmanın uzantısı olduğunu ifade etti.
Kandouri, merkezi hükümetin tüm topraklara yönelik otoritesindeki zayıflığın, silahı fiili bir referans noktasına haline getirdiğini söyledi.
Son olarak Altun Köprü’de yaşananlara dikkat çeken analist, olayın Türkmen ve Kürt partilerinin taraftarları arasında neredeyse silahlı çatışmaya dönüştüğüne vurgu yaptı.
Kandouri, bu bölgelerdeki çatışmanın köklerinin on yıllar öncesine, Kerkük ve Sincar’ın kimliği üzerindeki rekabete ve 1970-90 arasındaki Araplaştırma politikalarının derinleştirdiği toplumsal uçurumlara uzandığını belirtti.
Bu politikaların sonraki nesillere şüphe ve düşmanlık mirası bıraktığının da altını çizdi.
Mevcut seçim döneminde, sahadaki demografik çatışmanın kılıfı haline gelen oy rekabetinin, yerel ve bölgesel fay hatlarını yeniden harekete geçirdiğini dile getiren Kandouri, Kürtlerin bölgelerinde artan Arap ve Türkmen varlığının oy dengelerini değiştirmesinden endişe ettiğini söyledi.
Kandouri, "Türkmenler ise, Kürt siyasi güçlerinin, Kerkük ve Sincar’ı 'Kürdistan’ın ayrılmaz bir parçası' olarak gören milliyetçi bir yaklaşımla nüfuz alanını genişletmeye çalıştığını düşünüyor" dedi.
Tartışmalı bölgelerde seçim sonuçlarının, gerginliği azaltacak bir uzlaşıya mı yoksa yeni siyasi ve güvenlik çatışmalarına mı yol açacağı belirsizliğini koruyor.
Ancak mevcut tablo, başarılı bir yaklaşımın, istikrarın sağlanabilmesi için hem yerel nüfuz alanlarının kontrol altına alınması hem de devlet otoritesinin güçlendirilmesinin gerekli olduğunu doğruluyor.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.