Avcıların Değil Aslanların Tarihini Yazan Adam

Gazeteci İbrahim Tığlı, Tanzanya’nın kurucu lideri Julius Nyerere’nin hayatını, düşünce dünyasını ve Afrika’nın bağımsızlık sürecindeki rolünü Fokus+ için kaleme aldı. 
avcilarin-degil-insanlarin-tarihini-yazan-adam.jpg

14.04.2026 - 16:19  |  Son Güncellenme:  15.04.2026 - 11:33

Bugünkü Tanzanya’nın kuzeybatısında, İngilizlerin Viktorya Gölü dediği göle yakın geleneksel Butiama köyünde 13 Nisan 1922’de bir çocuk dünyaya geldi. Bu çocuk, Zanaki halkının lideri Nyerere Burito’nun oğluydu. Burito, yeni doğan bu erkek çocuğa dağlara bakarak Kambagare ismini verdi ve halkının üç gün eğlenmesini isteyerek onu güneşin ilk ışıkları yayılmaya başladığında kutsadı. Burito’nun çok eşi ve çocuğu olmasına rağmen Kambagare’ye ayrı bir ilgi gösteriyordu. Yanına gelme imtiyazı sadece bu küçük çocuğa tanınıyordu. Burito sanki kendisinden sonra sadece kabilesinin değil, tüm Tanganika halkının liderinin Kambagare olacağını sezmişti. 

Zanaki halkı tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu; erkekler çobanlık ve avcılık yaparken kadınlar ev işleri ve çocuk yetiştirmekle meşguldü. Küçük köyler halinde Viktorya Gölü’ne bakan dağlarda dağınık yaşıyorlardı. Ancak tüm köyler yılda iki defa Burito’nun köyüne gelerek şölenler ve toplantılar yapıyordu. Zanaki halkı köylerde yaşayan geniş ailelerden oluştuğu için vahşi hayvanlara ve dışarıdan gelen saldırılara karşı dayanışma içinde hareket ediyordu. Nyerere’nin felsefesini oluşturacak Ujamaa, aslında bu köy ve aile birlikteliğinin bir ürünüydü. 

Julius Nyerere

Diğer çocuklar gibi Kambagare de köyün tek okulu olan misyoner okuluna gitti. Babası onun bir savaşçı olduğu kadar halkını yönetecek bir lider olmasını da istiyordu. Bu yüzden hem kendi kabilesinin yaşamını aile içinde öğrenirken dış dünyayı da bu misyoner okulunda öğrenmesi gerektiğini düşünmüştü. 

Tanzanya’da misyoner okullarına başlayan çocuklara okulun ilk gününde Avrupa isimleri verilirdi. Köyün misyoner rahibi, öğrenme heyecanı gösteren bu zayıf ama güçlü duruşa sahip çocuğa Julius ismini verdi. Öğretmenine Julius’un anlamını soran Kambagare, “Roma imparatoru, tarihin en büyük imparatorlarından biri” cevabını alınca bu ismi daha çok sevdi. Julius, Tanzanya halkının lideri, başkanı olmayı o gün belki de istemişti. 

İlkokuldan sonra köyüne oldukça uzak olan Tabora ortaokuluna devam etti. Bu okul, başarılı yerli öğrencileri kabul eden, disiplinli Hristiyan öğretileri üzerine kurulmuş bir misyoner okuluydu. Julius burada Tanganika’da birbirinden çok farklı etnik grupların olduğunu fark etti. Herkesin konuştuğu dil farklıydı; onları birleştiren tek şey hepsinin siyahi olmasıydı. Öğretmenler beyaz İngilizlerden oluşuyordu. Nyerere, bu okulda kültürel direnişin temellerini atacak ekibini oluşturdu. 

Nyerere, diğer Pan-Afrikanistler gibi beyazlara düşmanca bir tavır içine girmedi. Çünkü biliyordu ki onların gücü kendilerinden oldukça büyüktü. Ancak düşmanını iyi tanırsan mücadelen de başarıya ulaşırdı. Okulda İngilizceyi akıcı bir şekilde öğrendi, İngilizce şiirler ve küçük hikayeler yazdı. Eğitimin ne kadar önemli olduğunu bu okulda keşfetti. Geleneksel dini inanışından vazgeçerek Katolikliğe geçti. Onlar gibi düşünecek, onlar gibi hareket edecek ama kendi Afrikalı ruhundan asla taviz vermeyecekti. Sadece okulda İngilizce konuşuyor, arkadaşlarıyla ise daima Svahili konuşuyordu. Çünkü Svahili, yeni Tanzanya’nın dili olacaktı. Ancak Svahili ile millî bir dil ve ruh inşa edilebilirdi. 

Liseyi bitirdikten sonra Viktorya Gölü’nün karşı kıyısında yer alan Kampala’ya geçti. Burada Afrika’nın en köklü üniversitelerinden biri olan, İngilizlerin kurduğu Makerere College’a yazıldı. Makerere onun için bir üniversiteden çok bir düşünce ekolü oldu. Afrika’nın farklı yerlerinden gelen öğrencilerle tanıştı; onlarla Afrika’nın geleceği üzerine tartışmalar yaptı. Düşünce dünyası daha da şekillenmeye başladı. Şiddete karşıydı; şiddetle bir yere varılamayacağını biliyordu. Kendini Ganalı Pan-Afrikanist Kwame Nkrumah’a yakın hissetti. 

Nyerere’nin okuldan mezun olduğu 1946 yılı, Avrupa için olduğu kadar Afrika için de bir dönüm noktasıydı. Avrupalı devletlerin sömürgelerine bağımsızlık vereceklerinden söz ediliyordu. Peki, sömürgecilik sonrası Afrika nasıl olmalıydı? 

Nyerere, okulu bitirdikten sonra köyüne döndü ve bir süre öğretmenlik yaptı. Eğitim çok önemliydi; köy çocuklarını eğitmek bu direnişin bir parçasıydı. Ancak asıl direniş daha kapsamlı olmalıydı ve henüz o noktaya gelmemişti. Makerere Üniversitesi’nden eğitim bilimleri alanında yüksek derece ile mezun olmuştu. Üç yıl sonra Edinburgh Üniversitesi’nden burslu yüksek lisans teklifi aldı. Bu, Tanganika bölgesinde ilk kez bir yerliye verilen burstu. İlk defa bir Tanganikalı, sömürge yönetiminin merkezini görecekti. 

Nyerere, Edinburgh’a geldi; tarih ve ekonomi alanlarında yüksek lisans yaptı. İskoçya’da İngiliz sistemini yakından öğrendi. Daha çok İngilizlerle değil, İskoçlarla diyalog kurdu. Afrika’nın farklı ülkelerinden gelen arkadaşlarıyla yakın temaslar geliştirdi. Avrupalıları yakından gözlemledi. Avrupalılar bireyseldi; Afrikalılar gibi toplulukçu değillerdi. İşte bu bir direniş metaforuydu. Afrika direnişi, bireyselcilikle değil Afrika toplumsalcılığı ile başarıya ulaşabilirdi. Avrupa ekonomik olarak güçlü olsa da kültürel olarak Afrika’dan fakirdi. Ancak Avrupa’nın eşitlik, özgürlük, sosyal adalet ve hukuk gibi kavramlarıyla Afrika insanı arasında güçlü bir bağ kurulabilirdi. 

Öğrenimini tamamladıktan sonra tekrar Tanganika’ya dönen Nyerere, Afrika’nın sömürge dönemini daha iyi anlamaya çalıştı. Yaklaşık 300 yıla yakın bir sömürge geçmişi vardı Avrupalıların Afrika topraklarında. Afrika insanı bu sömürü karşısında yorgun, bitkin düşmüş ve özgürleşme ruhundan mahrum bırakılmıştı. Ancak bir yerlerden başlanmalıydı. Nyerere, Pagu’da eski bir dostu olan prestijli St. Francis College müdürünün teklifini kabul ederek tekrar öğretmenliğe başladı. Öğretmenlik yaparken şunu fark etti: Öğrenciler, tıpkı kendi gençlik yıllarındaki gibiydi. Umut vardı, öğrenme vardı, kendini ve ailesini kurtarma arzusu vardı. Ancak halka ne olacaktı? Bu özgürleşme tek taraflı olmamalıydı; Tanganika halkının da kabul ettiği bir özgürleşme ve umut olmalıydı. 

Nyerere, geleneksel Baobab ağacı etrafındaki toplantıları yeniden başlattı. Bu ağaç, Tanganika’da bilgelik ağacı olarak bilinir ve köyün yaşlıları bu ağacın etrafında toplanarak sorunlara çözüm bulurdu. Artık bu ağacın başka bir işlevi de olmalıydı. Bu ağaca özgürlük ağacı da denmeli ve bu ağacın özgürlüğünü tüm Tanganika halkı yaşamalıydı. 

Nyerere, köyün yaşlılarından çok farklıydı; akıcı bir dili vardı ve özgürlükten, eşitlikten, adaletten, birlikten ve uyanıştan söz ediyordu. Sanki yıllardır üzerlerine ölü toprağı serpilmiş insanların içinden yeni bir fidan yükseliyordu. Gençler giderek Nyerere’nin fikirlerini benimsemeye başladı. Artık Tanganika halkının yaşlılarının buluştuğu Baobab ağacı, gençlerin buluşma yeri hâline gelmişti. Hatta Pagu’nun 40 yıllık rahibi bu duruma öfkelenerek bir gece ailesiyle birlikte Baobab ağacını kesmeye çalışmıştı. 

Nyerere, bu toplantılardan sonra sıranın örgütlenmeye geldiğini düşünerek 1954 yılında kısa adı TANU olan Tanganika Ulusal Birliği’ni kurdu. İlk defa Afrika’da toplumun bütün katmanlarından bu birliğe katılım oldu: kabileler, köylüler, din adamları, rahipler, imamlar, şeker kamışı, maden ve demiryolu işçileri, öğretmenler ve öğrenciler. 

TANU’nun ruhu ile Nyerere’nin liderliği arasında derin bir ilişki vardı. Nyerere, TANU’nun ilkelerini belirledi: Tanganika halkı kendi içindeki çatışmalara son verecek, hiçbir kabile diğerine üstünlük kurmayacak, etnik farklılıklar yerine Tanganika kimliği ön plana çıkacaktı. Halk kendi kaderini kendisi belirleyecek, alınacak kararlar halkın temsilcileri tarafından ortaklaşa verilecekti. Sömürgecilere karşı silahlı mücadeleye girilmeyecek, saldırılara insani yöntemlerle karşılık verilecekti. Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında birlik sağlanacak, herkesin inancına saygı gösterilecekti. 

Artık Tanganika’nın bozkırları ve yeşil ormanları için yeni bir sayfa açılmıştı. Bu sayfanın açılışına öncülük eden Nyerere, halkı konuşmalarıyla ortak bir birliğe hazırlıyordu. Nyerere iyi bir hatipti; herkesin anlayacağı sade bir dil kullanıyordu. Onun söylemlerinde kavga ve öfke değil, umut ve özgürlük vardı. 

İngilizler, Nyerere’nin başlattığı bu sessiz başkaldırı karşısında Tanganika’yı 1960’ta bağımsız bir devlet olarak tanımak zorunda kaldılar. Nyerere, Tanganika’nın, daha sonra Zanzibar ile birleşerek oluşturduğu Tanzanya devletinin ilk devlet başkanı oldu. 14 Ekim 1999’daki ölümüne kadar aktif bir şekilde siyaset ve Afrika düşüncesinin merkezinde yer aldı. Afrika’daki uyanış ve bağımsızlık hareketlerini destekledi; Güney Afrika’da apartheid rejimine karşı Nelson Mandela’nın yanında yer aldı. 

Nyerere, Afrika’nın Gandisi gibi yaşadı ama sonu onunki gibi olmadı. Öğretilerini, felsefesini ve ideolojisini hayata geçirme imkânı buldu. Ancak o da diğer bağımsızlıkçı Afrika liderleri gibi otoriter ve bürokratik ağırlıklı bir yönetim oluşturdu. Bireysel özgürlükten ziyade devletin özgürleşmesini önceledi. Katı devletçi ekonomik uygulamalar halkı daha da fakirleştirdi. Sosyalizmi benimsedi, aynı zamanda Hristiyanlığı da; ikisi arasında bir köprü kurdu. 

Nyerere, sakin yaşamasına rağmen Afrikalı bir aslan olduğunu hiçbir zaman unutmadı. Bu yüzden halkına artık Afrika’nın kaderini avcıların değil, aslanların belirleyeceğini gösterdi.