Arktik’te Yeni Güvenlik Ekseni: Kanada ve Nordik Ülkeler Yakınlaşıyor
02.04.2026 - 16:22 | Son Güncellenme: 08.04.2026 - 16:39
Arktik bölgesi, ABD, Kanada, Rusya, Grönland üzerinden Danimarka, Norveç, İzlanda, Finlandiya ve İsveç olmak üzere sekiz ülkenin egemenlik alanlarını içeriyor. Bu ülkeler 1996’da kurulan Arktik Konseyi çatısı altında işbirliği yürütüyordu, ancak Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalinin ardından mekanizma fiilen askıya alındı. Türkçe’de Kuzey Buz Denizi olarak da geçen Arktik Okyanusu’nda kurumsal koordinasyon bu şekilde ciddi şekilde zayıflamış oldu.
Ancak bölge kıyılarının yaklaşık yüzde 53’ü Rusya’nın kontrolünde bulunuyor. ABD’nin Alaska üzerinden sahip olduğu pay yaklaşık yüzde 15 seviyesinde kalırken, geri kalan yüzde 32’lik bölüm Kanada ve Nordik ülkeler arasında paylaşılıyor. Askeri varlık açısından da benzer bir tablo dikkat çekiyor; bölgedeki büyük askeri üslerin neredeyse yarısı Rusya’ya ait.
Son yıllarda artan askeri hareketlilik, Arktik’i yalnızca coğrafi değil, stratejik bir rekabet alanına dönüştürüyor. NATO’nun bölgedeki tatbikatlarını, devriyelerini ve operasyonel kapasitesini artırması bu rekabetin doğrudan yansıması olarak görülüyor. Ancak Birleşik Devletler’in Başkanı Donald Trump’ın Grönland üzerindeki iddiaları bölgede farklı bir yakınlaşma yarattı.
Oslo Zirvesi ve yeni işbirliği mekanizması
Kanada Başbakanı Mark Carney’nin Oslo’da Norveç Başbakanı ile gerçekleştirdiği görüşme, Arktik güvenliği açısından yeni bir döneme işaret ediyor olabilir. Görüşme sonucu taraflar savunma, güvenlik ve sanayi alanlarında işbirliğini derinleştirme konusunda mutabakata vardı. Bu kapsamda askeri uydu iletişimi, yapay zeka, dijitalleşme ve kritik mineraller gibi alanlarda ortak projeler gündeme alındı.
Görüşmenin ardından Kanada, Danimarka, Norveç, İzlanda, Finlandiya ve İsveç liderleri bir araya gelerek geniş kapsamlı bir zirve gerçekleştirdi. Bu toplantı, Kanada’nın ilk kez Nordik beşli olarak bilinen grupla bu düzeyde kurumsal bir formatta buluşması açısından dikkat çekti. Zirve, mevcut işbirliği yapılarının genişletilmesine yönelik bir adım olarak değerlendirildi.
Gözden Kaçmasın
Altı ülke, düzenli aralıklarla bir araya gelme ve ortak çıkarlar doğrultusunda koordinasyonu artırma konusunda mutabık kaldı. Bu yaklaşım, Nordik ülkeler arasındaki mevcut işbirliği formatının Kanada’yı da kapsayacak şekilde genişletildiğini gösteriyor. Ortaya çıkan yapı, NATO dışı ancak NATO üyeleri arasında Washington olmaksızın şekillenen yeni bir koordinasyon alanı oluşturuyor.
ABD faktörü ve güven bunalımı
Yeni işbirliği arayışının arkasında Washington yönetimiyle yaşanan gerilimler önemli rol oynuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland’ı ilhak etme yönündeki açıklamaları şayet sadece orasıyla sınırlı kalsaydı, durum Atlantik’in iki farklı kıyısıyla alakalı ve ABD-AB arasında bir rekabet olarak okunabilirdi. Ancak Başkan Trump’ın Kanada’yı ABD’nin bir eyaleti haline getireceğine yönelik söylemleri, müttefikler arasında ciddi rahatsızlık yarattı.
Grönland konusunda ortaya çıkan senaryolar, Danimarka’nın olası bir askeri müdahaleye karşı altyapıyı devre dışı bırakmayı dahi tartıştığını gösterdi. Bu tür ihtimaller, müttefik ülkelerin ABD’yi yalnızca güvenlik sağlayıcı değil, potansiyel bir risk unsuru olarak da değerlendirmesine yol açtı. Aynı dönemde Kanada da benzer şekilde egemenlik tartışmalarının hedefi haline geldi.
Art arda gelince birleşen endişeler, Kanada ve Nordik ülkelerini ABD dışı bir güvenlik koordinasyonu kurmaya yöneltti. Atlantik’in iki yakasında yer alan bu ülkeler, ortak coğrafi ve ekonomik özelliklere sahip olmaları nedeniyle daha yakın bir işbirliği zemini buldu. Ortaya çıkan yapı, ABD’ye bağımlılığı azaltma arayışının somut bir sonucu olarak öne çıkıyor.
Orta güçlerin yeni arayışı
Küresel düzende yaşanan değişim, orta ölçekli ülkeleri yeni ortaklıklar kurmaya zorluyor. Çok taraflı kurumların zayıflaması ve uluslararası ilişkilerde işlemsel yaklaşımların artması, bu ülkelerin manevra alanını daraltıyor. Bu bağlamda Kanada ve Nordik ülkeler, benzer değerler etrafında yeni bir blok oluşturma eğilimi gösteriyor.
Altı ülkenin yayımladığı ortak metinde demokrasi, hukukun üstünlüğü ve devletlerin egemenliği gibi ilkeler öne çıkarıldı. Aynı metinde Ukrayna’ya verilen desteğin sürdürülmesi gerektiği vurgulandı ve Avrupa güvenliğiyle doğrudan bağlantı kuruldu. Bu yaklaşım, söz konusu işbirliğinin yalnızca bölgesel değil, küresel bir perspektife sahip olduğunu da delil oluşturuyor.
Kanada’nın Arktik bölgesinde yeni askeri üsler kurma planı da bu stratejinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Milyar dolarlık yatırım planları, ülkenin daha önce görülmemiş şekilde kendi güvenlik kapasitesini artırma hedefi ve dışa bağımlılığı azaltma yönünde atılmış önemli bir hamle olarak görülüyor.
Kaynak rekabeti oyunun parçası
Arktik bölgesi, uluslararası ticaretin ana damarlarından biri olma potansiyelinin yanı sıra, kritik mineraller açısından önemli bir yer teşkil ediyor.
Nordik ülkeler ve Kanada, Grönland’ın geleceğine ilişkin kararların yalnızca Danimarka ve Grönland tarafından verilmesi gerektiğini vurguluyor. Bu tutum, dış müdahalelere karşı ortak bir duruş sergileme amacını yansıtıyor. Aynı zamanda küçük ve orta ölçekli ülkelerin kaynaklar üzerinden baskı altına alınmasına karşı bir tepki niteliği taşıyor.
Öte yandan ABD hükümeti, Çin ve Rusya’nın bölgedeki varlığına karşı denge kurma hedefini, yaklaşımının temel unsurlarından biri olarak öne sürüyor. Ancak bu durum, müttefikler arasında egemenlik tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Kanada’nın Avrupa’ya yönelimi
Kanada’nın son dönemde Avrupa ile ilişkilerini derinleştirmesi, Arktik işbirliği süreciyle paralel ilerliyor. Ülke, Avrupa Birliği’nin ortak savunma tedarik programına katılarak bu alanda somut bir adım attı. Bu gelişme, Kanada’nın geleneksel güvenlik mimarisinde çeşitlendirmeye gittiğini gösteriyor.
Kanada ile Avrupa Birliği arasında imzalanan savunma ve ticaret anlaşmaları da bu yönelimi güçlendirdi. Bu süreç, Ottawa’nın güvenlik ve ekonomik ortaklıklarını genişletme stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Avrupa ile kurulan bağlar, ABD’ye olan bağımlılığı azaltma hedefiyle örtüşüyor.
Kanada liderliğinin ilk yurt dışı ziyaretini Avrupa’ya gerçekleştirmesi de bu stratejik tercihi yansıtıyor. Güvenilir ortaklarla ilişkileri güçlendirme vurgusu, dış politikada yeni bir denge arayışına işaret ediyor. Arktik merkezli işbirliği, bu dönüşümün en somut örneklerinden ve yapıtaşlarından biri olarak önümüzdeki günlerde de önemini ve gündemdeki yerini koruyacak.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Fokus+'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.