Antalya Diplomasi Forumu 2026: Orta Güçlerin Yükselişi ve Avrupa’nın Stratejik Yokluğu

Türkiye Antalya’da çok kutuplu bir ittifak zemini kurarken, Avrupa’nın boş kalan koltukları, yaşlanan ve tehlikelerle karşı karşıya olan kıtada tereddütlü siyasi karar alma krizini her konuşmadan daha yüksek sesle anlatıyor.
Antalya Diplomasi Forumu 2026 Orta Güçlerin Yükselişi ve Avrupa’nın Stratejik Yokluğu

22.04.2026 - 15:26  |  Son Güncellenme:  24.04.2026 - 13:47

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Antalya Diplomasi Forumu’nun kapanışında yaptığı konuşmada, “Eğer bölge dışarıdan yardım ve kurtarıcı beklemeye devam ederse, bu sorunlarla baş başa kalmaya devam edecek” ifadelerini kullandığında, sadece Orta Doğu’dan bahsetmiyordu.  

Trump ve Netanyahu’nun askeri maceraları nedeniyle uluslararası meşruiyet aşınırken, ortaya çıkan dünya düzeni hakkında değerlendirmede bulunuyordu.  

Burada, orta ölçekli güçlerin artık geleceği şekillendirmek için izin beklemediği, bölgesel devletler arasındaki çatlakları onarmaya ve köprüler kurmaya çalıştığı, askeri üsler ve ABD varlığının zorla dayatamadığı yerel kolektif güvenlik için bir formül aradığı bir sisteme dikkat çekildi. 

Forumun rakamları ise dikkat çekici: 23 devlet ve hükümet başkanı, 13 başkan yardımcısı, 50 bakan, 155 ülkeden ve 66 uluslararası kuruluştan temsilciler ile üç gün boyunca 52 oturumda 6400 katılımcı. Ancak asıl önemli olan, bu katılımın niteliğiydi.  

Bu bağlamda, Türkiye’nin jeopolitik yeniden yapılanması ve stratejik ilişkileri öne çıktı. 

Söz konusu yeniden yapılanma, Azerbaycan, Pakistan, Katar ve Somali gibi müttefik ülkelerin liderlerinin forumdaki üst düzey temsili, Suudi Arabistan ve Mısır'ın da önemli bir varlığı ile görüldü. 

Buna karşılık, özellikle büyük Avrupa ülkelerinin en üst düzeyde sınırlı temsil edilmesi, forumun en çarpıcı göstergelerinden biri oldu. 

Peki bunun sonuçları nelerdir? 

ADF: Gelişen bölgesel ilişkilerin jeopolitik değerlendirmesi 

Antalya Diplomasi Forumu, 2021’den bu yana bölgesel bir girişimden, giderek güven kazanan alternatif bir diplomasi platformuna dönüştü.  

News Central Asia’nın forum sonrası değerlendirmesinde belirttiği gibi, Antalya Diplomasi Forumu, Birleşmiş Milletler gibi resmi kurumların yerini almak yerine, onları tamamlayan, güvenilir bir paralel diplomatik arena haline geldi. 

Bu yıl beşincisi düzenlenen forum, küresel düzeyde ciddi kırılmaların yaşandığı bir döneme denk geldi. 

ABD’nin İran ile yaşadığı askeri gerilim, küresel enerji hatlarının kritik noktası olan Hürmüz Boğazı’nın kapanmasına neden oldu. 

Aynı dönemde NATO, Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’ndeki analistlerin "kuruluşundan bu yana en kötü kriz" olarak tanımladığı bir durum yaşıyor. 

Öte yandan Avrupalı liderler, Carnegie Uluslararası Barış Vakfı’nın “Trump’ın stratejik olmayan belirsizlik politikası” olarak adlandırdığı gelişmelerle boğuşuyor. 

Bu tutum, müttefiklerin Washington’a hangi konuda güvenip güvenemeyeceklerini sorgulamalarına yol açtı. 

Mevcut koşullarda, forumun teması olan “Yarını Tasarlarken Belirsizliklerle Başetmek”, bir sloganın ötesine geçti.  

2026’nın belirleyici özelliği haline gelen belirsizlik, stratejik durumu şöyle özetliyor: Öngörülebilirliğin bir lüks olduğu ve geleneksel ittifakların artık garanti olmadığı bir dünya. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açılış konuşmasında küresel sistemde yaşanan krizin, özellikle Gazze, İran ile çatışma ve çok taraflı kurumlara olan güvenin aşınması konularında ahlaki ve varoluşsal bir kriz olduğunun altını çizdi. 

Hakan Fidan ise, Euronews’in “daha pratik bir mesaj” olarak nitelendirdiği bir yaklaşımla, “Diplomasi uyum sağlamalıdır” diye konuştu. Gerçekten de uyum sağladı, ancak herkes bu uyuma hazır değildi. 

Stratejik dörtlü: Azerbaycan, Pakistan, Katar ve Somali’den üst düzey katılımının önemi 

Azerbaycan: Koridorların gücü 

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in forumdaki varlığı sadece bir formalite değildi. Azerbaycan, enerji politikası, lojistik bağlantı ve Ermenistan ile barış süreci kavşağında yer alan, Avrasya’nın en stratejik ülkelerinden biri haline geldi. 

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Elçin Amirbayov, forumda yaptığı değerlendirmede, Asya ile Avrupa’yı Güney Kafkasya üzerinden bağlayan Orta Koridor’un eskiden sadece ikinci bir alternatifken, güncel zorluklar karşısında giderek daha hayati bir koridor haline geldiğini söyledi. 

Özellikle Hürmüz Boğazı krizinin küresel enerji ve ticaret hatlarındaki kırılganlığı ortaya koyması, bu koridorun önemini daha da artırdı. 

Daha dikkat çekici olan ise, Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası (TRIPP) olarak adlandırılan yeni enerji ve lojistik hattına ilişkin tartışmalardı. ABD’nin arabuluculuğunda Azerbaycan ile Ermenistan arasında şekillenen barış sürecinin bir uzantısı olarak gündeme gelen bu hat, bölgesel entegrasyonun yeni bir aşamaya geçebileceğine işaret ediyor.  

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da kapanış konuşmasında, tarafların barış konusunda “samimi” olduklarını vurgulayarak, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşmenin Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini destekleyebileceğini ve bölgesel bağlantıyı güçlendirebileceğini belirtti. 

Azerbaycan’ın Antalya’daki varlığı daha geniş bir sinyal verdi: 

Antalya’daki bu tablo, daha geniş bir gerçeğe işaret ediyor: Kafkasya artık çevresel bir coğrafya değil, Avrasya bağlantısının merkez düğümlerinden biri haline geliyor. Bu dönüşüm, enerjiye bağımlılığı yüksek ve tedarik zincirlerini çeşitlendirmeye çalışan Avrupa açısından da göz ardı edilemeyecek bir gelişme. 

Pakistan: Diplomatik arabuluculuk köprüsü 

Başbakan Şahbaz Şerif’in Antalya’ya gelişi, Suudi Arabistan ve Katar’ı kapsayan diplomatik temaslarının hemen ardından gerçekleşti. Söz konusu ziyaretler, Pakistan’ın artan jeopolitik rolünü açık biçimde ortaya koyuyor. 

Antalya’da Şerif, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Katar Emiri ile İran savaşı bağlamında üçlü görüşmeye katılırken, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan-Mısır formatındaki dörtlü toplantıda bölgesel istikrar, deniz güvenliği ve ticari bağlantılar ele alındı. 

Pakistan’ın özellikle ABD ve İran arasındaki gerilimde üstlendiği arabuluculuk rolü de dikkat çekti. 

Körfez ülkelerinin İran krizi nedeniyle doğrudan çatışmaya dahil olmasıyla, hem nükleer kapasitesi hem de Tahran ve Washington ile eş zamanlı ilişki kurabilme kabiliyeti sayesinde İslamabad diplomatik bir orta yol olarak ortaya çıktı. 

Pakistan Başbakan Yardımcısı İshak Dar, forumun “küresel diyalog için önemli bir platforma dönüştüğünü” belirterek, Pakistan’ın Antalya Forumu’nu sadece bir Türk etkinliği olarak değil, stratejik öneme sahip çok taraflı bir alan olarak gördüğünü ifade etti. 

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır'ın yer aldığı dörtlü format özel bir anlam taşıyor. 

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan

Öte yandan, Dışişleri Bakanı Fidan, görüşmelerin askeri bir ittifak kurmayı amaçladığı iddialarını reddederek, kimseye karşı ittifak kurmayı amaçlamadıklarını vurguladı. 

Çatışmaları sona erdirmenin, ekonomik ilerleme sağlamanın ve bölgede istikrarı güvence altına almanın yollarını bulma yönünde çalıştıklarını ekledi. 

Ancak bu formülün varlığı bile, yani dört büyük Müslüman ülkenin Batı çerçevelerinin dışında bölgesel güvenlik konularında koordinasyon sağlaması, küresel yönetimde yapısal bir değişimi temsil ediyor. 

Katar: Körfez’de dikkat çekici dönüşüm 

Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad Al Sani, foruma katılarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile İran savaşı bağlamında üçlü görüşme gerçekleştirdi.  

Emir, sosyal medya paylaşımında, forumun “küresel gerilimlerin yarattığı belirsizlik ortamında geleceği şekillendirme perspektiflerini tartıştığını” belirterek, kardeş ve dost ülkelerden çok sayıda liderle temas kurduğunu ifade etti.  

Katar’ın bu düzeydeki katılımı, forumun ciddi diplomatik angajman zemini olarak konumunu güçlendirdi.  

Doha, Afganistan’dan Gazze’ye kadar uzun zamandır vazgeçilmez bir arabulucu olarak konumlanmış durumda. 

Antalya'da ortaya çıkan eksenle olan uyumu, Körfez’in diplomatik ağırlık merkezinde bir değişikliğe işaret ediyor. 

Bu koordinasyon daha önce Washington veya Avrupa başkentlerinde gerçekleşirken, şimdi herhangi bir Avrupa liderinin bulunmadığı Antalya’da gerçekleşiyor. 

Somali: Afrika boyutu 

Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un katılımı, Türkiye’nin Afrika’daki diplomatik açılımının çoğu zaman göz ardı edilen boyutunu görünür kıldı.  

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin Somali’de terörle mücadeleye verdiği destekten, Nijerya ile iş birliğine, Somali-Etiyopya hattındaki arabuluculuktan, Libya ve Sudan’daki barış çabalarına kadar uzanan geniş bir nüfuz alanına dikkat çekti. 

Somali’nin en üst düzeyde temsil edilmesi, aynı zamanda bir destek beyanı niteliği taşıdı.  

Eş-Şebab tehdidi ve Etiyopya ile limanlar üzerinden yaşanan gerilim gibi çok katmanlı güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya olan Somali açısından Türkiye, çoğu zaman Batılı ortakların sunamadığı bir model ortaya koyuyor: siyasi şartlara bağlanmayan askeri iş birliği, kemer sıkma politikaları dayatmayan altyapı yatırımları ve müdahaleci olmayan diplomatik destek. 

Ortak mesaj 

Azerbaycan, Pakistan, Katar ve Somali’nin Antalya’daki üst düzey katılımı, Türkiye ile ikili ilişkilerin ötesine geçiyor. Bu tablo, enerji güvenliği, lojistik bağlantılar ve karşılıklı stratejik dengeleme üzerine kurulu yeni bir diplomatik mimarinin şekillenmekte olduğunu gösteriyor. 

Adı geçen ülkeler “komşu aktörler” değil, enerji üreticisi, transit hatların merkezinde yer alan, arabuluculuk kapasitesi olan ve bazı durumlarda nükleer güç sahibi bölgesel ülkeler. 

Bu nedenle Antalya’da bir araya gelmeleri, küresel yönetişimin geleceğinin yalnızca Washington, Brüksel veya Cenevre gibi merkezlerde değil, büyük güçler arasında fikir birliğine varılmasını beklemeden orta ölçekli güçlerin doğrudan inisiyatif aldığı platformlarda şekillenebileceğine işaret ediyor. 

Avrupa’nın boş koltukları: Sessiz bir yankı 

Orta Doğu, Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Afrika’dan liderler Antalya’da en üst düzeyde temsil edilirken, Avrupa’nın sınırlı katılımı dikkat çekti.  

Almanya, Fransa, İtalya veya İspanya’dan hiçbir devlet veya hükümet başkanı foruma katılmadı. Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu liderlik düzeyinde temsil edilmedi. 

Avrupa’yı temsil eden isimler arasında Avusturya Dışişleri Bakanı Beate Meinl-Reisinger ve İngiltere Dışişleri Bakanı Yvette Cooper yer aldı. Ancak bu katılım, bölgesel güçlerin gönderdiği lider düzeyindeki heyetlerle karşılaştırıldığında sınırlı kaldı. 

Bu eksiklik, sıradan bir dönemde gözden kaçabilirdi. Ancak Nisan 2026 itibarıyla Avrupa, askeri tehditlerden çok stratejik belirsizlikle çevrili bir tabloyla karşı karşıya. 

Trump yönetimi NATO’yu "kağıttan kaplan" olarak nitelendirdi ve Avrupalı müttefiklerinin İran’a karşı askeri harekatı desteklemeyi reddetmesinin ardından NATO’dan çekilmeyi kamuoyu önünde değerlendirdi. 

Times of Israel’in analistler ve diplomatlara atıfta bulunarak bildirdiğine göre, Soğuk Savaş döneminden kalma ve Avrupa güvenliğinin temel taşı olan ittifak çözülüyor ve karşılıklı savunma temel anlaşması artık garanti olarak kabul edilmiyor. 

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi’nde (CSIS) Avrupa programının başkanı olan Max Bergmann, bu durumu “NATO’nun kuruluşundan bu yana karşılaştığı en kötü kriz” olarak tanımladı. 

Diğer yandan, AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü, AB-NATO işbirliği hakkında hazırladığı raporda, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Ocak ayında Avrupa Parlamentosu’na yaptığı şu açıklamayı aktardı: 

“Eğer Avrupa Birliği’nin ABD olmadan kendini savunabileceğini düşünen varsa, hayal kurmaya devam etsin. Bunu yapamazsınız.” 

Bu ifade, birçok Avrupalı liderin tepkisine neden olurken, Avrupa’nın kendi içinde artan bölünmeleri ortaya koydu. 

Carnegie Endowment tarafından bu ay yayınlanan bir analiz de, Trump’ın yaklaşımını "stratejik olmayan belirsizlik" olarak tanımladı. 

Bu duruş, Avrupalıları ABD’nin neyine güvenip, güvenemeyecekleri konusunda haklı olarak şaşkına çevirdi.  

Söz konusu raporda, “Avrupalılardan kendi kendine yeterli olmaları isteniyor ancak bağımlı alıcılar olarak kalıyorlar. Ukrayna konusunda, liderlik etmeleri isteniyor ancak desteklemeleri gereken stratejik planlamadan dışlanıyorlar” denildi. 

Öte yandan, eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde görev yapan danışman Amanda Sloat, Time dergisinde yayımlanan analizinde Avrupa’nın transatlantik ilişkilerde “neredeyse anlaşılması imkansız bir dönüşümle” karşı karşıya olduğunu vurguladı. 

Avrupalıların artık ABD liderliğine güvenemeyeceğini ve kendi stratejik kapasitesini güçlendirmesi gerektiğini de ifade etti. 

Ancak dikkat çekici olan şu: Orta ölçekteki güçler Antalya’da, Avrupa’nın doğrudan dahil olması gereken konuları, yani alternatif güvenlik mimarileri, enerji koridorları ve bölgesel iş birliği mekanizmalarını tartışırken Avrupa liderliği ortada yoktu. 

Stratejik felç paradoksu 

2026 itibarıyla Avrupa’nın temel çelişkisi burada ortaya çıkıyor: Stratejik alternatifler ararken, bu alternatiflerin inşa edildiği platformlarda yer almıyor. 

Antalya’da katılımcılar, Hazar Denizi’ni Türkiye ve Suriye üzerinden Akdeniz’e, Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e bağlayan bir enerji taşıma sistemi olan Dört Deniz Projesi’ni, Hürmüz Boğazı’ndaki aksayan transit sistemine bir alternatif olarak ele aldılar. 

Türkiye, Suriye ve Suudi Arabistan arasındaki demiryolu ve karayolu taşımacılığı projeleri görüşülürken, Orta Koridor da ele alındı. 

Orta Doğu’nun önde gelen dört ülkesini içeren dörtlü güvenlik koordinasyon mekanizması görüşüldü. 

Bunlar yalnızca diplomatik tartışmalar değil. ABD sonrası bölgesel düzenin altyapısını oluşturan somut projeler. Avrupa bu sürecin dışında kalsa bile, ortaya çıkacak yeni düzenle doğrudan yüzleşmek zorunda kalacak. 

Avrupa basınında eleştiri ve stratejik kaygı 

Batı medyasının Antalya’ya yönelik ilgisi, Avrupa’daki stratejik kaygının arttığını gösteriyor.  

Euronews analizinde, “orta ölçekli güçlerin kolektif bir güç gösterisi sergilediği” ve “küresel baskılar altında rekabet eden aktörlerin dahi alternatif iş birlikleri geliştirdiği” vurgulandı. 

Batı medyasının büyük bir bölümünde dikkat çeken soru, forumun kendisiyle ilgili değil, Avrupa’nın ortaya çıkan düzendeki yokluğu ile ilgiliydi.  

Almanya Başbakanı Friedrich Merz

Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise, İran krizini “transatlantik sistem için bir stres testi” olarak tanımlayarak sorunun ciddiyetini kabul etti. Ancak bu krizin yönetim stratejilerinin tartışıldığı Antalya’da Almanya’nın üst düzey temsilinin bulunmaması, başlı başına bir mesaj olarak değerlendirildi. 

Bu bağlamda, Berliner Zeitung gazetesinde, Nicolas Butylin imzalı “İran ve Ukrayna Merkezde: Antalya Küresel Kriz Diplomasisinin Sıcak Noktası Haline Geliyor” başlıklı makale dikkat çekti. 

Söz konusu makalede, Antalya Diplomasi Forumu, Orta Doğu ve Yakın Doğu için en önemli güvenlik konferanslarından biri olarak nitelendirildi. 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Türkiye’yi uluslararası kriz diplomasisinin merkez aktörlerinden biri olarak konumlandırdığının da altı çizildi. 

Aynı gazetede 2025’te yılında yayımlanan, “Batı’nın yokluğu: Türkiye’deki zirve yeni küresel güç dengelerini ortaya koyuyor” başlıklı makalede ise, dördüncü Antalya Forumu’na dikkat çekildi. 

Söz konusu makalede, “Batı Antalya diplomasi forumundan uzaklaşırken, Küresel Güney yaklaşıyor. Türkiye, Ukrayna savaşı ve Orta Doğu’daki çatışmada arabulucu rolünü üstleniyor.” değerlendirmesinde bulunuldu. 

Avrupa Politika Merkezi de son analizinde, Avrupalı liderlerin, Trump’ı gereksiz yere kışkırtmaktan kaçınmaları gerektiği konusunda uyarıda bulundu. 

Analizde ayrıca, “Özellikle Rusya'nın herhangi bir fırsatı değerlendirip bu çatlaklardan yararlanmayı beklediği bir ortamda, Avrupa uzun yıllar kendi güvenliğini ihmal etmesinin ciddi riskler yarattığını kabul etti” ifadelerine yer verildi. 

Avrupa’nın yapısal sorunu 

2026 Münih Güvenlik Raporu belki de en sert değerlendirmeyi sundu.  

Söz konusu raporda, “Seçilmiş Avrupa ülkeleri ve Kanada’daki katılımcıların yarısı ile üçte ikisi arasında, ABD’nin az güvenilir bir NATO müttefiki olduğunu söylüyor” denildi.  

Raporda Avrupa’nın “reaktif bir konumda sıkışıp kaldığı” vurgulanırken, kıtanın ABD’ye olan bağımlılığının farkında olduğu ancak bundan kurtulacak kapasiteyi inşa etmekte yetersiz kaldığı ifade edildi. 

Avrupa’nın gerçek anlamda stratejik özerklik sağlayacak bağımsız güç unsurlarını oluşturma konusunda hem hazırlıksız hem de isteksiz göründüğü belirtildi. 

Atlantik Konseyi’nin analizi de aynı derecede sertti. Analizde, ABD’nin küresel düzende nüfuz alanları yaklaşımına yöneldiği bir dönemde, Avrupa’nın da buna ayak uydurması gerektiği vurgulandı. 

Ayrıca analizde, “Eğer Avrupa saldırgan bir Rusya’yı caydırmak istiyorsa, acilen inovasyona, askeri kapasiteye, hazırlığa, enerji güvenliğine ve toplumsal dirence yatırım yapmalıdır” denildi. 

Ancak sadece yatırım yeterli değil. Stratejik angajman, sahada görünürlük, ilişkiler inşa etme ve yeni uluslararası yapıların şekillendiği platformlarda aktif rol alma da en az bu yatırımlar kadar kritik. Mevcut tabloda Avrupa’nın asıl zafiyeti de bu noktada ortaya çıkıyor. 

Peki bu boşluğu kim dolduracak? 

Antalya Diplomasi Forumu, bir şeyi kesin olarak ortaya koydu: Batı’nın geri çekilmesinin bıraktığı boşluk hızla dolduruldu. Bu boşluk, enerji güvenliği, ulaşım bağlantısı, bölgesel istikrar ve diplomatik bağımsızlık gibi stratejik zorunlulukları paylaşan orta ölçekli güçlerin bir ittifakı tarafından dolduruluyor. 

Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan ve Mısır’dan oluşan dörtlü koordinasyon bu yeni eğilimin en belirgin örneği olarak öne çıkıyor.  

Bununla birlikte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Katar Emiri Tamim bin Hamad Al Sani ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif arasında İran krizi üzerine gerçekleştirilen üçlü görüşme, bölgesel arabuluculuğun küresel diplomaside giderek merkezi bir rol üstlendiğini gösterdi. 

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara

Forumda ayrıca altyapı ve enerji projeleri de ön plana çıktı. Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ülkesinin Dört Deniz Projesi’ne dahil olma isteğini dile getirirken, Irak petrolünün Suriye limanları üzerinden ihraç edilmesi konusunda Irak ile anlaşmalar imzalandığını açıkladı. 

Bu gelişmeler, yalnızca diplomatik söylem değil, doğrudan jeopolitik sonuçlar doğuran somut planlamalara işaret ediyor. 

News Central Asia’nın forum sonrası değerlendirmesine göre Antalya Diplomasi Forumu, önemli bir jeopolitik değişimi vurguladı: Orta ölçekli güçlerin ve bölgesel aktörlerin çatışma arabuluculuğunda ve küresel yönetişimde artan rolü. 

Forumun, etkinin geleneksel olarak Batı devletleri tarafından yönetilen çerçevelerin dışında dağıtıldığı, daha merkeziyetsiz ve çok kutuplu bir diplomatik ortama doğru kaymayı teyit ettiğine de dikkat çekildi. 

Bu dönüşüm Avrupa açısından hem fırsat hem de risk barındırıyor. Bir yandan bu yeni yapılarla angaje olmak, Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu stratejik çeşitliliği sağlayabilir.  

Öte yandan sürecin dışında kalmak, Avrupa’yı çıkarlarının temsil edilmediği küresel bir düzenin inşasına sadece bir seyirci haline getirme riskini taşıyor. 

Geleceğin coğrafyası 

Antalya Diplomasi Forumu, sadece diplomatik bir etkinlikten çok daha fazlasıydı. Nüfuz haritasını yeniden çizme, eski kesinliklerin kaybolduğu ve yeni işbirliği modellerinin oluşturulduğu bir dünyayı tanımlama girişimiydi. 

Azerbaycan, Pakistan, Katar ve Somali'nin yanı sıra Suriye, Kazakistan, Gürcistan, Moldova, Sırbistan ve diğerlerinin üst düzey katılımı, orta ölçekli güçlerin artık başkaları tarafından tasarlanmış sistemlerde hareket etmekle yetinmediğini açık biçimde ortaya koydu.  

Bu aktörler, dörtlü koordinasyon mekanizmaları, bağlantısallık projeleri ve enerji koridorları üzerinden kendi düzenlerini inşa ediyor. Ortaya çıkan yapı, Batı’ya karşı değil, onun yokluğunda şekillenen çok kutuplu bir sistemin temelini oluşturuyor. 

Avrupa’nın bu sürece en üst düzeyde dahil olmaması ise basit bir diplomatik eksiklikten öte, bir stratejik hata olarak değerlendiriliyor.  

Katılım sağlanmayan her platform, dahil olunmayan her enerji hattı ve dışarıdan izlenen her koordinasyon mekanizması, Avrupa’nın gelecekteki manevra alanını daraltıyor. 

Hem Trump’ın açıklamaları, hem de eylemleriyle transatlantik ilişkiyi ticaret olarak gördüğünü açıkça ortaya koyan ABD’ye olan bağımlılığını derinleştiriyor. 

Bugün Avrupa’nın karşı karşıya olduğu temel soru artık “Dünya çok kutuplu mu olacak?” değil, “Avrupa bu çok kutuplu yapının bir parçası mı olacak, yoksa kenarında konumlanan bir izleyiciye mi dönüşecek?” sorusudur. 

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın kapanışta yaptığı “Eğer bölge dışarıdan yardım ve kurtarıcı beklemeye devam ederse, bu sorunlarla baş başa kalmaya devam edecek” uyarısı doğrudan Orta Doğu’ya yönelikti. Ancak ortaya çıkan tablo, bu mesajın Avrupa için de geçerli olabileceğini gösteriyor.