81. Yılında Setif ve Guelma Katliamları

Araştırmacı Emre Akar, Setif ve Guelma Katliamları’nın Cezayir bağımsızlık mücadelesindeki kırılma noktası olarak taşıdığı tarihsel anlamı Fokus+ için kaleme aldı.  
81-yilinda-setif-ve-guelma-katliamlari.jpg

11.05.2026 - 17:23  |  Son Güncellenme:  11.05.2026 - 17:28

81 yıl önce, 8 Mayıs 1945, Fransa ve Müttefikler için İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini müjdelerken Cezayirliler için büyük bir katliamın habercisiydi. 8 Mayıs’ta binlerce kişi Nazilerin yenilgisini kutlamak üzere sokaklara dökülürken Cezayir’in Setif şehrindeki zafer kutlamalarında Cezayirlilerin bağımsızlık yanlısı yürüyüşüne Fransız polisi ateş açarak müdahale etti. Kanlı müdahaleye tepki kısa sürede Setif ve çevresindeki Guelma, Kherrata gibi yerleşimlerde Müslümanlar ve Avrupalı yerleşimciler arasında şiddet olaylarına evrildi. Fransız sömürge idaresi, olayları yatıştırmak yerine beş gün sonra Fransız ordusunun kara, deniz ve hava unsurlarıyla birkaç gün içinde binlerce Cezayirlinin hayatını kaybedeceği bir cezalandırma seferine girişti. Setif ve Guelma katliamı olarak bilinen olaylarda sömürge idaresi 1500 Cezayirlinin hayatını kaybettiğini öne sürerken Cezayirlilerin tahminlerine göre 45 bin kişi şehit düştü.   

Setif’ten önce: Cezayir halkının arayışı  

Setif ve Guelma katliamı anlık bir patlamanın ötesinde Cezayir’de yüz yılı aşan Fransız sömürgeciliğinin kırılma anıydı. Cezayir’de 1830’lardan itibaren on yıllar süren kanlı işgalin ardından kurulan yerleşimci sömürge idaresi Cezayirliler ve Avrupalı yerleşimciler arasında kutuplaşmış ve her anlamda eşitsiz bir toplum yarattı. Ekonomik anlamda cebir ve yasal düzenlemeler marifetiyle en verimli topraklarını kaybeden Cezayirlilerin büyük kısmı derin yoksullukla boğuşuyordu. Siyasi ve hukuki anlamda modern yurttaşlığın kurucusu sayılabilecek Fransa, Cezayirlileri vatandaş yerine uyruk (sujet) olarak tanımlayıp; onlara haklardan yoksun ancak Fransa’ya karşı sorumluluklar taşıyan bir statü verdi. Bu statü Yerli Kanunu -Code de l’Indigénat- adı verilen ayrımcı hukuk rejimiyle pekiştirildi.   

20. yüzyılın başlarından itibaren Cezayirliler arasında doğan milliyetçi hareketler Müslüman toplumun farklı kesimlerinin sömürgecilik karşısında çözüm arayışını yansıttı. Sözgelimi Setifli eczacı Ferhat Abbas’ın temsil ettiği ve kendine Genç Cezayirliler diyen Fransız eğitimi almış Müslüman seçkin grup, eşitlikçi bir entegrasyon arayışındaydı. 1930’larda Abdülhamid b. Badis önderliğinde Cezayirli Müslüman Ulema Birliği etrafında birleşen İslam alimleri kültürel-İslami bir milliyetçiliği savundu. 1920’lerde Fransa’daki Cezayirli işçiler arasında taban bulan ve Komünist Parti’nin sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı görüşlerinden etkilenen Messali Hac’ın başı çektiği radikal görüşse tam bağımsızlık talep ediyordu. Messali, Cezayir’de -özellikle Setif’in de bulunduğu doğu kesiminde- toplumsal taban buluyordu ve radikaller için kitlesel eylemler önemli bir araçtı. İleride Cezayir Savaşı’nı başlatacak Ulusal Kurtuluş Cephesi (Front de Libération Nationale-FLN)’nin kurucu kadroları da eski Messali destekçileriydi. Ancak Setif öncesinde hiçbir grubun silahlı mücadele hedefi yoktu.    

8 Mayıs’ta Setif’te sokağa çıkanlar Cezayir toplumunun büyük kısmıyla aynı beklentiyi taşıyordu. Bir yandan Fransa’nın 1940’ta aldığı ağır yenilgiye rağmen Cezayirliler ayaklanmadığı gibi 1942’de Müttefiklerin Kuzey Afrika’ya çıkmasının ardından Cezayir, geçici hükümetin siyasi ve idari merkezine dönüştü. Cezayirliler Fransız ordusunda savaşarak ve iş gücüne katılarak savaş çabalarını destekledi. Öbür yandan 1941’de Roosevelt ve Churchill’in ilan ettiği Atlantik Bildirisi’nde yer verilen kendi kaderini tayin hakkı, sömürgeleştirilen birçok halk gibi Cezayirlileri de umutlandırdı. Bu bağlamda 1943’te Ferhat Abbas’ın yayımladığı “Cezayir Halkının Manifestosu”, Atlantik Bildirisi’ne atfen Cezayir halkının özerklik ve hak taleplerini ortaya koydu. Ayrıca savaş koşulları, kuraklık ve kötü hasadın Cezayirlilerin sosyo-ekonomik koşullarını kötüleştirmesi genel bir memnuniyetsizliğe yol açtı. Böylece Cezayirlilerin sömürgeci ilişkileri istemediği ortaya çıktı. Ancak Setif ve Guelma katliamları bu beklentileri suya düşürdü.   

8 Mayıs ve sonrası: “Halkın kurtuluşu için çok yaşa hür ve bağımsız Cezayir!”  

8 Mayıs’ta Nazi Almanya’sının teslimiyeti Avrupa’da olduğu gibi Cezayir’de özellikle Avrupalı yerleşimciler arasında sevinçle karşılandı. Setif’te Messali Hac liderliğindeki Cezayir Halk Partisi (Parti du Peuple algérien-PPA) üyeleri bu hareketliliği değerlendirmek istedi. PPA mensupları düzenledikleri yürüyüşte “Kahrolsun Sömürgecilik!”, “Özgür Messali”, “Halkın Kurtuluşu İçin Çok Yaşa Hür ve Bağımsız Cezayir!” pankartlarıyla sömürgeciliği lanetlerken Cezayir’in bağımsızlığını ve Fransızlarca sürgüne gönderilen liderlerinin serbest bırakılmasını talep etti. Şehirde bulunan yetersiz sayıdaki Fransız kolluk kuvvetinin yürüyüşü engelleme çabası bir arbedeye dönüştü. Olaylar esnasında göstericilerin sömürgecilerin yasakladığı Cezayir bayrağını açması üzerine Fransız polisi kalabalığa ateş açtı ve bayrağı açan Bouzid Saal hayatını kaybetti.   

Setif’teki polis müdahalesi kısa sürede civardaki Guelma ve Kherrata gibi yerlerde duyularak tepkiyle karşılandı. Öfkeli Cezayirliler, Avrupalılarla karşı karşıya geldi ve beş gün süren olaylarda 103 Avrupalı yaşamını yitirirken yüzlerce yerleşimci yaralandı. Gerilime hazırlıksız yakalanan Cezayir’deki Fransız makamları olayları yatıştırmak yerine ibret uyandıracak bir misilleme ve cezalandırma harekâtı planladı. Katliamda Fransız kara, deniz ve hava birliklerinin yanı sıra yerleşimcilerin kurduğu öz savunma milisleri rol aldı. Ulaşılması zor birçok yerleşim yeri, hava kuvvetleri ve Duguay-Trouin savaş gemisi tarafından ayrım gözetmeden bombalandı.  Fransız bombardıman uçakları 300 sorti gerçekleştirirken savaş gemisi kıyı kesimlerini hedef aldı  

24 Mayıs’a kadar süren katliamda Yabancı Lejyon ve sömürge kuvvetlerinden oluşan 10 bin asker şüpheli köyleri basarak yargısız ve toplu infazlar gerçekleştirdi. Birçok yerleşim tahrip edildi. Binlerce Cezayirli keyfi tutuklanırken kötü muameleye maruz kaldı. Örneğin bazı yerlerde köylüler Fransa bayrağı önünde diz çöküp af dilemeye zorlanırken bir yerde “Biz köpeğiz, Ferhat Abbas da köpektir.” diye bağırmaya zorlandı. Guelma’da yerleşimci milisler duruma el koyarak ayaklanmaya katılıp katılmamasını dikkate almaksızın aralarında eğitimli seçkin Müslümanlarında da bulunduğu Fransız üstünlüğünü kabul etmediğini düşündükleri 1500 kişiyi katlederek toplu mezarlara gömdü. Ancak iddialara göre Fransız makamlarının soruşturma yürütmesinden çekinen milisler delilleri ortadan kaldırmak amacıyla cesetleri mezardan çıkarıp kireç fırınlarında yaktılar. Katliamdaki can kaybı kesin olarak bilinmemekle birlikte dönemin Fransız makamları 1500, Amerikan basını 7-20 bin, Cezayirlilerse 45 bin kişinin hayatını kaybettiğini ileri sürdü.     

“Cezayir savaşı Setif'te başladı”  

Katliam sırasında Fransız birliklerini komuta eden General Duval, hükümete verdiği raporda şu ifadeleri kullandı: “Size on yıllığına barışı sağladım; Fransa hiçbir şey yapmazsa, her şey daha kötü şekilde ve muhtemelen telafisiz şekilde yeniden başlayacak.” İronik şekilde yaklaşık 9,5 yıl sonra 1 Kasım 1954’te Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (Front de Libération Nationale-FLN) eş zamanlı saldırılarıyla Cezayir Savaşı ve dolayısıyla Cezayir’in Fransa’dan kopuş süreci başladı.

Cezayirli tarihçi Muhammed Harbi de Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın köklerinin Setif ve Guelma katliamına uzandığını savunur. Zira katliamlar İkinci Dünya Savaşı’nda verilen sözlerin tutulmayacağını ve sömürgeci baskının devam edeceğini gösterdi.  Katliamlar Cezayirli-Fransız ilişkisine onulmaz bir zarar vererek, Cezayirlilerde kopuş hissi uyandırdı. Bu kopuş Cezayir milliyetçiliğini radikalleştirdi. Messali destekçileri Fransızlara karşı koymak için yasa dışı paramiliter faaliyetlere yöneldi. Kurulan Özel Teşkilat etkisiz kalsa dahi bu girişim, bağımsızlık için silahlı mücadelenin ilkesel kabulüne ve FLN’yi kuracak kişilerin deneyim kazanmasına önayak oldu.   

Cezayir-Fransa ilişkilerinde Setif ve Guelma katliamı  

Fransız sömürgeciliğinin mirası Fransa-Cezayir ilişkisinin temel gerilimi olmaya devam ediyor. Fransa özellikle Macron döneminde bazı suçlarını -hukuki ve siyasi yükümlülüğü olmaksızın- kabul etme yönünde adımlar atarken Cezayir tarafı Fransa’nın adımlarını yetersiz ve hatta kimi zaman yanlış buluyor. Son yıllarda ikili ilişkiler Cezayir’in 1962’deki bağımsızlığından bu yana en kötü durumdayken Aralık 2025’te Cezayir Ulusal Halk Meclisi’nde oybirliğiyle kabul edilen yasa tasarısı, 1830-1962 yılları arasındaki Fransız sömürgeciliğini “devlet suçu” ilan edilmesini öngörüyor. Ancak Senato kararıyla tasarının 27 maddesinden 13’ünün değiştirildi ve ilk halindeki resmi özür ve tazminat talebi kanun metninden çıkarıldı. Yeni tasarıda resmi tanıma ve nükleer deneme mağdurlarının zararlarının tazmini gibi talepler yerini korudu.   

Mayıs 1945’te yaşananların acı hatırasıysa Cezayirlilerin hafızasında yerini hala koruyor. 45 bin şehit her sene anılırken 2020’de Cezayir Devlet Başkanı Abdülmecid Tebbun 8 Mayıs’ı “Ulusal Anma Günü” ilan etti. Tebbun açıklamalarında Setif ve Guelma katliamını açıkça “çağdaş tarihin en korkunç katliamlarından ve insanlığa karşı işlenen soykırım suçlarından biri” olarak nitelendirdi. Cezayir basını da Fransızların diğer sömürgecilik suçları gibi 8 Mayıs özelinde de gerekenleri yapmadığı suçlamasını yöneltiyor. Fransız tarafındaysa Setif özelindeki adımlar bugüne kadar kısıtlı kaldı. 2005 ve 2008’de Fransa’nın Cezayir büyükelçileri “katliam” ifadesini kullanarak anma mesajları yayınlarken 2012’de dönemin Fransa Cumhurbaşkanı F. Hollande ülkesinin “Setif’te evrensel değerleri koruyamadığını” ifade etti.   

Bu seneyse 8 Mayıs, Macron’un Cezayir’le yakınlaşma hamlelerine tanıklık etti. 2024’te Paris’in Batı Sahra’nın Fas’a ait olduğunu tanımasının ardından alevlenen diplomatik kriz Nisan 2025’te iki ülkenin karşılıklı 24 diplomatını sınır dışı ilan etmesiyle sonuçlandı. 13 aydır her iki ülkede de büyükelçi bulunmazken; Macron’un talimatı üzerine Fransa’nın Cezayir büyükelçisi Stéphane Romatet 8 Mayıs’ta görevine geri döndü. Ayrıca Silah Kuvvetler Bakan Yardımcısı Alice Rufo, bu seneki Setif anmalarına katılarak bugüne kadar anmalarda Fransa’yı temsil eden en üst yetkili oldu. Ancak görünürdeki jestlere rağmen Elysée’nin “katliam” yerine daha ihtiyatlı “bastırma” ifadesini kullanması, Fransa’nın tanıma siyasetinin sınırlılığını gösterdi. Sömürgecilik mirası gibi yapısal sorunlar aşılamamışken; Fransa’nın 8 Mayıs’taki yumuşama adımlarının ne kadar başarılı olacağı belirsizliğini koruyor.   

Kaynaklar