Yapay Zeka Kaynak “Canavarı”

Gazeteci Ertuğrul Cingil, yapay zekanın artan enerji ve su tüketimiyle çevresel bir krize dönüşmesini Fokus+ için kaleme aldı.

yapay-zeka-kaynak-canavari.jpg

20.01.2026 - 14:08  |  Son Güncellenme:  29.01.2026 - 10:53

“İnsanlığın kurtarıcısı” gibi pazarlanan yapay zeka, artan elektrik ve su tüketimiyle giderek enerji ve çevre canavarına dönüşüyor. Kodlardan oluşan bu dijital akıl, çalıştıkça elektriği, serinledikçe suyu yutuyor. Üstelik iştahı her geçen gün daha fazla kabarıyor. Dünyanın en büyük teknoloji şirketleri ve ülkeleri arasında yaşanan yapay zeka yarışı, artık yalnızca algoritmaların değil; megavatların, barajların ve yeraltı sularının tüketim yarışı haline gelmiş durumda. Daha büyük modeller, daha hızlı yanıtlar, daha “akıllı” sistemler derken veri merkezleri devasa fabrikalara dönüştü.

Sanal bir dünya üreten bu fabrikalar, yaşamın en değerli kaynaklarını yakıt olarak kullanıyor ve en ağır faturayı da çevreye çıkarıyor. Yapay zeka şirketleri için rekabet ise “kim daha etik” ya da “kim daha faydalı” sorusuyla değil; “kim daha çok veri işleyebiliyor”, “kim daha fazla para kazanıyor” sorularıyla ölçülüyor. Kaynak sömürüsünün yeni adı haline gelen yapay zeka, artık sadece “öğrenen” değil; sürekli çalışan ve dünyanın enerjisini sömüren dev bir makine. Bu kıyasıya yarış artık sadece algoritmalarıyla değil; devasa veri merkezleriyle, enerji altyapısıyla ve doğal kaynak talebiyle dünya jeopolitiğini de şekillendiriyor. ABD, Çin, Hindistan başta olmak üzere Avrupa ve Rusya gibi ülkeler arasındaki bu yarış farklı bir görünüme bürünüyor.

Yapay zeka savaşları 

Giderek kuralsız hale gelen yeni dünya denkleminde yükselen iki güç olan Amerika ve Çin arasında en çetin küresel rekabet artık yapay zeka üzerinden şekilleniyor. ABD Başkanı Trump döneminde, Venezuela başta olmak üzere birçok ülkeye yönelik açık saldırıların önemli boyutlarından biri de bu yapay zeka savaşında öne çıkmak için gerekli olan hammaddelere erişim çılgınlığıdır. Trump’ın “ulusal güvenliğimiz için ihtiyacımız var” diye tutturduğu Grönland’da bile peşinde olunan; teknolojinin yakıtı haline gelen nadir elementlerin yanı sıra veri merkezlerinin soğutulması için gerekli olan su kaynaklarıdır.

ABD Başkanı Donald Trump

ABD Başkanı Trump’ın yapay zeka stratejisi, devlet ve özel sektör çıkarlarının birbirine karıştığı, enerji ve teknoloji üzerinde küresel kontrol mücadelesinin somut dışavurumudur. Yapay zekanın geliştirilmesini Çin’le küresel güç yarışının merkezine koyan Trump, 2025 yazında bu alandaki altyapı projelerinin hızla hayata geçirilmesini sağlayacak üç başkanlık kararnamesi imzaladı. Böylece “Amerikan yapay zeka liderliği” uğruna veri merkezleri için izin süreçleri hızlandırılırken çevresel denetimler gevşetildi.

ABD’nin teknoloji şirketlerine uluslararası pazarlarda avantaj sağlaması, bu eylem planının kilit hedeflerinden biri olarak açıkça ortaya konuldu. Trump yönetimi ayrıca mega projeler üzerinden 500 milyar dolarlık yapay zeka altyapı yatırımlarını teşvik edecek stratejik hamleler de yapıyor. Örneğin, Stargate adıyla anılan girişim kapsamında OpenAI, Oracle ve SoftBank gibi devlerle yeni veri merkezleri için yüz milyarlarca dolarlık yatırım planlanıyor. Teknoloji şirketlerine vergi, altyapı ve finansman kolaylıkları sunulurken yapay zeka altyapısı “ulusal güvenlik” gerekçesiyle koruma altına alınıyor. Hem de tüm bu adımlar, bazı eyaletlerde Demokratların yanı sıra Cumhuriyetçi çevrelerden de yükselen tepkilere rağmen atılıyor. Trump’ın politikalarıyla teknoloji devlerinin talepleri neredeyse birebir örtüşüyor: Daha az regülasyon, daha hızlı inşaat, daha fazla enerji erişimi.

Çin’de yapay zeka altyapı yatırımları da hızla ABD’nin izinden gidiyor. Devlet destekli veri merkezleri genişlerken ülke enerji üretim kapasitesini de hızla büyütüyor. Çin’deki veri merkezlerinin büyük kısmı, düşük maliyetli enerji tarifeleri ve güçlü altyapı destekleriyle faaliyet gösteriyor; bu durum yapay zeka işlemlerini cazip hale getiriyor. Ancak çevreyi korumaya yönelik herhangi bir adım atılmıyor. Hong Kong merkezli raporlara göre Çin’deki veri merkezleri 2023’te yaklaşık 1,3 milyar metreküp su tüketti ve bu miktarın 2030’a kadar 3 milyar metreküpe çıkması bekleniyor. Bu rakam, Çin’in su kaynaklarında ciddi baskı yaratan bir artışa işaret ediyor. Veri merkezleri üzerinden yürüyen bu liderlik yarışının bedelini ise teknoloji şirketleri değil; enerji sistemleri, su kaynakları ve çevre ödüyor.

Sanal aldatma: Yeşil söylem fosil gerçek

Trump yönetimi için çevre, bu küresel rekabette zaten bir lüks. Çin’in düşük maliyetli enerji kapasitesi ve hızla büyüyen yapay zeka altyapısı karşısında ABD’nin “geri kalmaması” gerektiği söylemi, her türlü çevresel bedeli meşrulaştıran bir gerekçeye dönüştü. Doğal gaz santralleri yeniden vazgeçilmez ilan edilirken kömür kullanımı bazı bölgelerde “sistem güvenliği” adına devam ediyor; nükleer enerji, yapay zekanın ihtiyacı için yeniden parlatılıyor. Raporlar, insanlığın sanal dünya için gerçek dünyanın yaşam kaynaklarını kurban verdiğini çok açık şekilde ortaya koyuyor.

IEA’ya göre Amerika’da 2024 yılında veri merkezleri elektriğinin yüzde 40’tan fazlası doğal gazdan, yüzde 24’ü rüzgar ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklardan, yüzde 20’si nükleer enerjiden ve yüzde 15’i ise kömürden sağlandı. Daha çarpıcısı şu: Doğal gazın 2030’a kadar veri merkezleri enerji ihtiyacında en büyük payını koruması bekleniyor. Yani yapay zeka büyüdükçe fosil yakıtlardan kopuş değil, geri dönüş yaşanıyor. 2025 yılında yapay zeka sistemlerinin karbon ayak izinin 80 milyon ton seviyesine ulaştığı görülüyor. Bu miktar, New York şehrinin tamamının yıllık karbon salımına denk.

Teknoloji devleri bu tabloyu “yenilenebilir enerji yatırımları” masalıyla örtmeye çalışıyor. Ancak mevcut yenilenebilir kapasite, yapay zekanın kontrolsüz büyümesini karşılayacak hızda artmıyor. Yani yapay zeka, temiz enerjiyi beklemiyor; ne varsa yakıyor. Geçen yıl başlayan bu eğilim, 2026’da daha da belirginleşecek ve yıllar içinde çevresel hedeflerle çatışacak düzeye ulaşacak. Teknoloji şirketleri yapay zekayı “yeşil gelecek”, “verimli sistemler”, “iklim dostu çözümler” olarak pazarlıyor. Ancak bu anlatı, gerçeği örtmek için kullanılan bir sanal aldatma ve dijital illüzyondan ibaret. Yeşil söylem, gerçekleri örten bir maske gibi ustaca kullanılırken karbon ayak izi sessizce dünyamızın kaynaklarını boğmaya devam ediyor.

Elektrikle büyüyen dijital imparatorluk

Amerika Birleşik Devletleri bugün yapay zekanın küresel merkezi olabilir; fakat aynı zamanda enerji ve suyu en hoyratça tüketen dijital imparatorluk haline gelmiş durumda. Enerji tüketim rakamları artık yoruma değil, alarm zillerine işaret ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre küresel veri merkezlerinin elektrik tüketimi 2024’te 415 teravatsaat (TWh) seviyesine ulaştı. 2030’da bu rakamın 945 teravatsaate çıkması bekleniyor. Yani tek başına yapay zeka altyapısı, Japonya gibi bir sanayi devinin bugünkü elektrik ihtiyacını aşacak. Bu devasa tüketimin merkezinde ise ABD var. Küresel veri merkezi elektriğinin yaklaşık yüzde 45’i ABD’de harcanıyor. Çin yüzde 25, Avrupa yüzde 15 pay alıyor. Dahası, bugün inşa edilen en büyük yapay zeka odaklı veri merkezlerinin her birinin 2 milyon hanenin tükettiği kadar elektrik tüketeceği hesaplanıyor.

ABD’de, geliştirilmekte olanlar dahil, 4.000’den fazla veri merkezi bulunuyor. Bu merkezlerin üçte biri sadece üç eyalette yoğunlaşmış durumda: Virginia’da 643, Teksas’ta 395 ve Kaliforniya’da 319 veri merkezi. Özellikle Virginia, artık küresel dijital ekonominin elektrik süpürgesine dönüşmüş durumda. IEA’ya göre ABD veri merkezleri 2024’te 183 TWh elektrik tüketti. Bu rakam, ülkenin toplam elektrik tüketiminin yüzde 4’ünden fazlasına denk geliyor. Başka bir ifadeyle: ABD’de yapay zekayı ve veri ekonomisini ayakta tutmak için harcanan elektrik, Pakistan’ın yıllık elektrik talebine eşdeğer. IEA projeksiyonları, bu tüketimin 2030’a kadar yüzde 133 artarak 426 TWh’ye çıkacağını gösteriyor. Yani birkaç yıl içinde ABD’nin veri merkezleri için harcanan elektrik, Almanya gibi sanayi devlerinin yıllık toplam tüketimiyle yarışır hale gelecek.

Goldman Sachs analizleri, ABD’de veri merkezleri ve yapay zekanın elektrik kullanımının 2030’a kadar ülke toplam tüketiminin yüzde 11’ine yaklaşabileceğini öngörüyor. Yani yapay zeka daha hızlı cevap verirken Amerikalılar daha pahalı elektrik faturaları ödeyecek. Teknoloji firmalarının elde ettiği kar özel, bedel ise kamusal hale gelecek.

Yapay zeka su kaynaklarını sömürüyor

Veri merkezleri, aşırı ısınmayı önlemek için tonlarca su kullandığı için bir başka kriz kapısı daha açıyor. Kuraklıkla boğuşan bölgelerde bile dijital konfor için su kaynakları yağmalanıyor. Dünya genelinde iklim değişikliği nedeniyle ciddi kuraklık ve susuzluk krizleri yaşanırken yapay zeka artan iştahla su kaynaklarını tüketiyor. Sanal bir dünyanın ihtiyaçları için gerçek dünyanın kaynaklarından vazgeçiliyor. Bir yapay zeka modeli, yüzlerce GPU’yu 7/24 tam kapasite çalıştırıyor. Enerjinin yüzde 30–40’ını sadece soğutmaya harcaması gereken bu merkezler, hava yetmeyince suya yükleniyor.

Yapay zeka ile ilişkili veri merkezlerinin geçen yıl küresel olarak 312–764 milyar litre su kullandığı öngörülüyor. Bu, tüm dünyada yıllık tüketilen şişelenmiş su miktarına eşdeğer bir büyüklüğe işaret ediyor. Su kullanımına dair uzun vadeli raporlar, veri merkezlerinde 2028’e kadar 1.068 milyar litrelik yıllık su tüketimi gibi astronomik rakamların olabileceğini gösteriyor; artışın bu yılda güçlü şekilde hissedilmesi bekleniyor. ABD hükümeti tarafından yaptırılan 2024 Berkeley Lab raporu, ülkenin veri merkezlerinin 2023’te doğrudan yaklaşık 17 milyar galon su tükettiğini ortaya koyuyor. Bu, yalnızca görünen kısım. Tahminlere göre sadece hiper ölçekli veri merkezleri, 2028 yılına gelindiğinde yılda 16 ila 33 milyar galon su tüketecek. Üstelik bu rakamlar, elektrik üretimi ve yarı iletken imalatı gibi dolaylı su tüketimini içermiyor.

Kurak bölgelerde dijital yağma 

ChatGPT türü yapay zeka sorguları, sıradan bir Google aramasından yaklaşık 10 kat daha fazla elektrik tüketiyor. Daha fazla elektrik, daha fazla ısı ve dolayısıyla daha fazla su anlamına geliyor. Bazı soğutma sistemlerinde kullanılan suyun yüzde 80’i buharlaşıp tamamen kayboluyor. Şeffaf olarak sunulmasa da Google, 2024 yılında 29 milyar litre su tüketirken BM ölçütlerine göre bu su miktarı 1,6 milyon insanın yıllık asgari içme ve kullanma suyu ihtiyacına eşdeğer. Daha çarpıcısı, veri merkezleri; arazi bolluğu, enerji altyapısı, güneş-rüzgar potansiyeli ve esnek çevre kuralları nedeniyle bilinçli olarak kurak ve sıcak bölgelere kuruluyor. Microsoft suyun yüzde 46’sını, Google yüzde 28’ini, Meta ise yüzde 26’sını su sıkıntısı yaşayan veya yüksek riskli bölgelerden aldığını kabul ediyor. 

Yapay zeka su kaynaklarını sömürüyor

BM’ye göre dünya nüfusunun yarısı zaten su stresi altında yaşıyor. Yapay zekanın su talebi, bu kırılgan tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Yani yapay zeka yalnızca dijital bir devrim değil, aynı zamanda tatlı suyu buharlaştıran görünmez bir endüstri. Bir yanda kuraklık insanlığı tehdit edecek sınırları zorluyor, kaynaklar kuruyor; diğer yanda yapay zeka sunucuları “serin” kalabilmek için gölleri, nehirleri ve yeraltı su kaynaklarını emiyor. Bu çelişki, sadece teknik bir sorun değil; insanlığın temel yaşam hakkının tehdit altında olduğunun somut kanıtıdır.

Yapay zekanın arka bahçesi: Hindistan 

Hindistan bugün küresel yapay zeka yarışında yeni bir veri merkezi kolonisine dönüşüyor. Microsoft, Amazon, Google ve Meta’nın önümüzdeki beş yılda ülkeye akıtmayı planladığı 67,5 milyar dolarlık yatırım, kağıt üzerinde “dijital kalkınma” olarak sunulsa da arka planda enerji, su ve çevre açısından ağır bedeller barındırıyor. Bu yatırımların temel cazibesi net: Ucuz elektrik, geniş arazi ve gevşek çevresel sınırlar. Haydarabad gibi şehirlerde veri merkezleri ABD’de kilovatsaat başına 18 sent öderken yalnızca 7 sente enerjiye erişiyor. Bu fark, küresel teknoloji devleri için devasa bir kar alanı yaratırken yük Hindistan’ın kırılgan altyapısına ve çevre koşullarına bindiriliyor.

Üstelik veri merkezleri yüksek istihdam oluşturmuyor; buna karşın sürekli ve yoğun enerji ile su tüketiyor. Hindistan hala milyonlarca insanın kesintili elektrikle yaşadığı, su stresinin yaygın olduğu bir ülkeyken; gigavat ölçeğinde çalışan yapay zeka tesisleri tarım, içme suyu ve yerel ekosistemleri tahrip etmeye hazırlanıyor. Bir diğer kritik başlık veri egemenliği. Hindistan, verinin ülke içinde tutulmasını zorunlu kılarak teknoloji devlerini yatırıma zorluyor. Ancak fiiliyatta ortaya çıkan tablo şu: Veri Hindistan’da kalsa da kar ABD merkezlerine akıyor; çevresel maliyet ise yerelde birikiyor.

Yapay zeka gelişiyor gezegen tükeniyor

Yapay zeka teknolojisi ne kadar ileri giderse gitsin, enerji ve su kaynaklarını sömürmeden, çevresel etkileri azaltmadan bu gelişme sürdürülemez. Bu bir teknoloji meselesi değil; gezegenin geleceğini belirleyecek bir ekolojik sınavdır. Eğer yapay zeka sınırlandırılmaz, denetlenmez ve kaynak maliyetleri hesaba katılmazsa dijital ilerleme denilen şey, gezegen için geri dönüşü olmayan çok boyutlu bir tahribata dönüşecek. Giderek tehlikeli bir tüketim canavarına dönüşen yapay zeka, her geçen gün daha da şişen iştahıyla enerjimizi, suyumuzu ve çevre kaynaklarımızı yutmaktadır. Bu tablo, sürdürülebilirlik iddialarının ötesinde bir kaynak tüketim alarmı olarak değerlendirilmelidir.

Enerji faturaları kabarırken, su kıtlığı derinleşirken çevresel bedeller toplumun sırtına yükleniyor. Kazananlar birkaç şirket, bir avuç patron; kaybedenler milyarlarca insan ve gelecek kuşaklar. Bugün alkışlanan, duygusu, vicdanı ve hiçbir sınırı olmayan bu teknoloji, yarın karanlıkta kalan şehirlerin, kuruyan toprakların ve susuz kalan çocukların sessiz faili olabilir. Yapay zeka daha hızlı cevap veriyor diye buna “ilerleme” deniyor. Ama asıl soru şu: Yapay zeka kimin için çalışıyor? İnsanlık için mi? Birkaç teknoloji devinin piyasa üstünlüğü ve kar grafikleri için mi? Yoksa dünyayı bir sunucu odasına çevirenler için mi? Kodlar ilerliyor olabilir. Ama dünya aynı hızda tükeniyor. Bu gidişle, daha zeki makinelerimiz olabilir ama yaşanabilir bir gezegenimiz kalmayabilir.