Yapay Zekâ Çağında Savaş Teknolojilerinin Dönüşümü

Dr. Emine Çelik, yapay zekânın savaş teknolojilerini nasıl dönüştürdüğünü ve devlet dışı aktörlerin askerî kapasitesini artırmadaki yeni rolünü Fokus+ için kaleme aldı.
yapay-zeka-caginda-savas-teknolojilerinin-donusumu.jpg

17.09.2026 - 09:07  |  Son Güncellenme:  15.10.2026 - 09:11

Yapay zekânın savaş alanındaki rolü, fiziksel silah sistemlerine entegre edilen bir karar destek teknolojisinin ötesine geçerek, silahların tasarımından geliştirilmesine, hedefleme süreçlerinden operasyonel karar mekanizmalarına kadar uzanan çok katmanlı bir kapasiteye dönüşmektedir. Bu dönüşüm, yapay zekâ modellerinin yalnızca savaş platformlarının içerisinde değil, aynı zamanda savaş teknolojilerinin geliştirilmesini mümkün kılan yazılım ve mühendislik süreçlerinde de stratejik bir aktör hâline geldiğinin göstergesidir. 

10 Eylül 2026 tarihinde Anthropic tarafından yayımlanan tehdit istihbaratı raporu, yapay zekânın savaş teknolojileri üzerindeki etkisinin ulaştığı yeni aşamayı gözler önüne serdi. Rapora göre Yemen’de faaliyet gösteren devlet dışı bir aktörün, Claude Code’u yazılım mühendislerinin yerine kullanarak güdümlü roket ve füze sistemleri için yönlendirme, navigasyon ve kontrol yazılımları geliştirmeye çalıştığından söz ediliyor. 

Anthropic grubun üç ayrı silah programı için çalıştığını; bunlar arasında güdümlü bir roketin 2.000 km üzerinde menzil hedeflenen çok aşamalı bir balistik füze ve hipersonik süzülme aracı içeren bir füze yapısının bulunduğunu açıkladı. Operasyonel bir silahın başarıyla geliştirildiğine dair kanıt bulunamasa bile grup, bir güdümlü roketi test etti ve başarısız olduğu anlaşılan denemenin akabinde saatler içerisinde Claude’a dönerek sorunun nedenini anlamaya çalıştı. Bu olayın asıl vurgulanması gereken kısmı ise hiç şüphesiz; bir yapay zekânın füze tasarlamış olmasından çok daha büyük. Gelinen noktada asıl endişe verici olan, yapay zekânın savaşın salt bilgi toplama ve/veya karar destek aşamasında değil, doğrudan silah geliştirme ve mühendislik sürecinin içerisinde yer almasıdır. Daha da kaygı verici olanı ise bu aşamanın devlet dışı silahlı aktörler tarafından geliştirilmesidir. Anthropic'in raporu füze denemesi yapan aktörleri doğrudan isimlendirmese bile faaliyet gösterenlerin devlet dışı aktör olduğu açık. Bu bağlamda da gelişmiş yapay zekâ araçlarının devlet dışı aktörlerin teknik kapasitesini ne derecede yükseltebildiğine dair endişe verici bir eşiğin aşıldığını söylemek mümkün.  

Savaşın yeni mühendisi 

Geleneksel olarak gelişmiş bir güdümlü füze sisteminin ortaya çıkması; fizik, elektronik, yazılım, aerodinamik, kontrol sistemleri ve mühendislik alanlarında uzmanlaşmış geniş bir insan kaynağını gerektiriyordu. Devlet dışı aktörler açısından en büyük sorunlardan biri de tam olarak buydu: teknolojiye veya mühimmata erişmek kadar, bunları geliştirecek uzmanlığı kurmak. Ancak yapay zekâ bu denklemde önemli bir değişiklik oluşturmuşa benziyor. Anthropic'in tespitlerine göre Yemen'deki aktörler Claude Code'u bir tür sanal mühendislik ekibi gibi kullandı. Bir Claude örneği kod yazarken başka bir örnek araştırma yaptı, bir diğeri ise üretilen kodu değerlendirdi. İnsanlar ise bu süreci yöneten bir proje yöneticisi gibi hareket etti. Yani burada yapay zekâ basit bir “kod tamamlama” aracı olmaktan çıkıp, farklı görevleri yerine getiren dijital bir mühendislik ekibine dönüştü. Bu gelişme, savaş teknolojileri açısından son derece kritik bir eşiğe işaret ediyor. 

Çünkü yapay zekânın askeri alandaki etkisini yalnızca "otonom silahlar" üzerinden tartışmak artık yetersiz. Yapay zekâ tartışmalarında özellikle Gazze’de kullanılan Lavendar, Where’s Daddy gibi yapay zekâ destekli sistemlerle açığa çıkan temel soru, “Bir makine kendi başına insan öldürebilir seviyeye gelebilir mi?” şeklindeydi. Şimdi ise buna başka bir soru ekleniyor: “Bir devlet dışı aktör, yapay zekâ sayesinde daha önce sahip olmadığı askerî mühendislik kapasitesini kazanabilir mi?” Yemen vakası bu sorunun artık teorik olmadığını açıkça gösteriyor. 

Mesele yalnızca füze değil 

Buradaki kritik nokta, Claude'un tek başına bir füze üretmiş olmaması. Zaten Anthropic de operasyonel bir füzenin başarıyla sahaya sürüldüğüne ilişkin kanıt bulunmadığını açıkça belirtiyor. Ancak teknolojik dönüşüm açısından başarısız bir test bile önem taşıyor. Çünkü grubun bir güdümlü roketi test ettiği, testin başarısız olmasının ardından Claude'a dönerek hatanın nedenini araştırdığı ve aynı zamanda Claude'dan bağımsız çalışabilen bir çevrim dışı simülasyon altyapısı oluşturduğu tespit edildi. 

Burada yapay zekânın savaş alanındaki gerçek gücünün ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Yapay zekâ sadece silah üretmiyor, öğrenme döngüsünü de hızlandırıyor. Klasik bir mühendislik sürecinin; tasarım, üretim, test, olası hatalar, analiz ve yeniden tasarım/revizyon hatlarına karşılık yapay zekâ bu döngüyü; tasarım, simülasyon, hata analizi, yeniden tasarım/revizyon ile özellikle yazılım ve modelleme aşamalarını hızlandıracak kapasiteye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Söz konusu bu hız farkıysa savaşta stratejik bir avantaja dönüşme potansiyelini barındırıyor. Son dönem aktif çatışma ve savaş alanlarına bakıldığında da sahada her zaman en gelişmiş silahlara sahip olanların kazanmadığını, bazen kazananın silahını en hızlı geliştiren ve başarısızlıktan öğrenen taraf olduğunu da vurgulamak gerekiyor.   

İnsan hâlâ karar verici mi? 

Bu soru iddialı olsa bile yapay zekâ destekli savaş tartışmasının en önemli yanılgılarından biri, meseleyi sadece “otonom silah” kavramına indirgemek olduğunun altına çizmek gerekiyor. Geldiğimiz noktada bugün çok daha geniş bir dönüşümün yaşandığını söyleyebiliriz. Yapay zekânın aktif olarak kullanıldığı Rusya ve Ukrayna savaşının yanı sıra İsrail’in Gazze’de kullandığı yapay zekâ araçlarında yapay zekânın; hedef tespit ettiğini, istihbaratı sınıflandırdığını, görüntüleri analiz ettiğini, hedefleri önceliklendirdiğini, rota hesapladığını, elektronik harp sistemlerini optimize ettiğini, kod yazdığını, simülasyon yaptığını, test sonuçlarını değerlendirdiğini ve mühendislik süreçlerini hızlandırdığını açıkça gördük. 

Dolayısıyla tüm bu bileşenlere bakıldığında ortaya yapay zekâ destekli bir öldürme/imha zinciri çıktığını da belirtmek gerekiyor. Askerî literatürde “kill chain” olarak ifade edilen bu süreç genel olarak hedefin tespit edilmesi, tanımlanması, karar verilmesi, hedeflenmesi, angaje olunması ve sonucun değerlendirilmesi aşamalarını kapsar. Yapay zekâ bu zincirin sadece bir halkası olmak yerine giderek daha fazla halkaların ana hattını oluşturuyor. Bu bağlamda da geleceğin savaşlarını anlamak için otonom dron sorusunu sormak yerine karar vericiler bu zincirin ne kadarını algoritmalara devredecek, buna odaklanmak gerekiyor.  

En büyük karmaşa: Hız 

Kuşkusuz yapay zekânın aktif çatışma ve savaş alanlarında sunduğu en önemli avantajlardan biri hız. Bir mühendis yüzlerce satır kodu incelemek, teknik dokümanları karşılaştırmak, simülasyon sonuçlarını değerlendirmek ve yeni bir çözüm geliştirmek için günlere ve/veya haftalara ihtiyaç duyabilir. Yapay zekâ ise bu sürecin belirli bir bölümünü çok daha kısa sürede gerçekleştirebilir. Dolayısıyla tartışılması ertelenen önemli bir diğer husus, yapay zekânın askerî alandaki asıl stratejik değeri sadece zekâ değil, hızlandırılmış zekâyı aktif şekilde kullanabilmedir. Ancak söz konusu bu hız ciddi güvenlik sorunlarını da beraberinde getiriyor. 

Bir insanın yaptığı hata sınırlı etkiye sahip olabilir, ancak bir yapay zekâ sisteminin ürettiği yanlış çözüm aynı anda çok sayıda sisteme enfekte olup sistemleri kullanışsız hâle getirebilir. Bu bağlamda da yapay zekâ savaş teknolojileri daha hızlı öğrenmeyle birlikte daha hızlı hata yapma olasılığını beraberinde getiriyor. Sistemin tamamen yapay zekâya devredilmesinin savaş alanlarındaki güvenlik sorunlarını arttıracağı da şüphesiz.  

Devlet dışı aktörlerin teknolojik kapasitesi 

Yemen vakasını yalnızca belirli bir silah geliştirme girişimi olarak değil, devlet dışı aktörlerin teknolojik kapasitesinde yaşanan daha geniş dönüşüm bağlamında değerlendirmek gerekir. Geleneksel güvenlik paradigmasında devletler ile devlet dışı aktörler arasındaki teknolojik ve kurumsal kapasite farkı, uluslararası güvenlik sistemindeki güç asimetrisinin temel unsurlarından biri olmuştur. Devletler; üniversiteler, savunma sanayii şirketleri, araştırma laboratuvarları, istihbarat kurumları, uzman mühendislik kadroları ve yüksek finansal kaynaklar sayesinde ileri teknoloji geliştirme süreçlerinde önemli bir avantaja sahipken, devlet dışı aktörler çoğunlukla bu kapasitelere sınırlı ölçüde erişebilmiştir. Üretken yapay zekânın bu yapısal farklılıkları tamamen ortadan kaldırmasa da özellikle yazılım geliştirme, teknik bilgiye erişim, veri analizi, modelleme ve simülasyon gibi alanlarda teknolojik giriş maliyetlerini aşağı çekerek mevcut kapasite asimetrisini kısmen dönüştürdüğünü söyleyebiliriz. Bu durumun daha önce geniş uzmanlık ekipleri ve yüksek düzeyde kurumsal kaynak gerektiren bazı teknik süreçlerin daha küçük ekipler tarafından yürütülebilmesini mümkün hâle getirdiği açık. 

Dolayısıyla bir devlet dışı aktörün her alanda ileri düzey uzmanlardan oluşan geniş bir mühendislik kadrosu kurması gerekmeyebilir; üretken yapay zekâ, mevcut insan kaynağının teknik kapasitesini destekleyen ve belirli uzmanlık eksikliklerini kısmen telafi eden bir araç olarak işlev görebilir. Ancak burada söz konusu olan, yapay zekânın devlet dışı aktörleri doğrudan devletlerin teknolojik kapasitesine ulaştırması değil, bazı teknolojik eşiklere erişimi kolaylaştırarak kapasite geliştirme sürecindeki giriş bariyerlerini düşürmesidir. En azından bazı görevlerde yapay zekâ bu insan kaynağının bir bölümünü ikame edebilir. Anthropic'in raporu da bu nedenle yalnızca Yemen vakasını değil, Çin ve Rusya bağlantılı aktörlerin elektronik harp, silah sistemleri ve dron teknolojileri üzerinde Claude'u kullanma girişimlerini de ortaya koyuyor. Şirket, farklı ülkelerdeki aktörlerin füze, silahlı dron, elektronik harp ve diğer konvansiyonel silah sistemlerinin geliştirilmesinde modeli kullanmaya çalıştığını belirtiyor. Bu tablo bize önemli bir dönüşümü gösteriyor: Yapay zekâ askerî teknolojiyi demokratikleştirirken, aynı zamanda güvenlik tehditlerini de demokratikleştirebilir. 

Güvenlik duvarları ne kadar yeterli? 

Anthropic'in Yemen vakasında önemli bir başka ayrıntı daha bulunuyor. Şirket, güvenlik sistemlerinin birçok talebi engellediğini ancak tamamını engelleyemediğini açıkladı. Aktörler amaçlarını gizledi, taleplerini farklı oturumlara böldü ve tek bir konuşmada gerçek hedeflerini açık etmemeye çalıştı. Bu durum, yapay zekâ güvenliği açısından başka “yeni” bir problemi daha ortaya çıkarıyor: Bir model kötü niyetli bir talebi tek başına algılayabilir; ancak yüzlerce küçük talebin birleşimindeki amacı anlayabilir mi? 

Namlusundan ikili veri kodları çıkan bir tankı gösteren yapay zekâ ve askerî teknoloji güvenliği temalı illüstrasyon

Örneğin tek başına bakıldığında bir kod parçası masum olabilir. Bir başka oturumda uçuş kontrolü hakkında teknik bilgi sorulabilir. Başka bir oturumda simülasyon yapılabilir. Ancak bunların tamamı bir araya geldiğinde askerî bir füze sisteminin geliştirilmesinin parçaları olabilir. Dolayısıyla geleceğin yapay zekâ güvenliği yalnızca “yasak kelimeleri” ve/veya tekil talepleri tespit etmekle çözülemeyecek. Niyetin analizinin giderek daha önemli hâle geleceğini söyleyebiliriz. 

Savaş alanı ile teknoloji şirketi arasındaki sınırlar kalkıyor mu? 

Burada çok daha büyük bir jeopolitik mesele ortaya çıkıyor. Bir zamanlar savaş teknolojisinin merkezinde devletler, ordular ve savunma şirketleri vardı. Şimdi ise teknoloji şirketleri de bu ekosistemin kritik aktörleri. Bir yapay zekâ şirketi, istemeden de olsa, dünyanın herhangi bir yerindeki bir aktörün mühendislik kapasitesini etkileyebilir. Aynı şirket daha sonra bu kullanımı tespit edip hesabı kapatabilir, güvenlik sistemlerini değiştirebilir ve ilgili devlet kurumlarıyla istihbarat paylaşabilir. Bu açıdan bakıldığında özel teknoloji şirketlerinin giderek küresel güvenlik mimarisinin aktörlerine dönüştüğünü ifade etmeliyiz. 

Bu gelişme, meselenin yalnızca teknoloji şirketlerinin sahip olduğu ekonomik ve teknik kapasiteyle sınırlı olmadığını göstermektedir. Asıl tartışma, yapay zekâ şirketlerinin ürettikleri modeller aracılığıyla hangi bilgi ve teknik kapasitelere erişimin mümkün kılınacağı ve hangi kullanım biçimlerinin sınırlandırılacağı konusunda giderek daha fazla belirleyici hâle gelmesidir. Bu çerçevede, belirli bir savaş teknolojisinin geliştirilmesini veya kullanımını sınırlandırma kapasitesinin yalnızca devletlerin düzenleyici yetki alanında mı kalacağı, yoksa teknoloji şirketlerinin de bu süreçte fiilî bir rol üstlenip üstlenmeyeceği önemli bir soru olarak ortaya çıkmaktadır. Anthropic'in Yemen'deki faaliyetlere ilişkin müdahalesi bu dönüşümün somut örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Şirket, tespit ettiği faaliyetler kapsamında ilgili hesapları sonlandırmış, elde ettiği tehdit istihbaratını kamu kurumları ve özel sektör aktörleriyle paylaşmış ve benzer kötüye kullanım girişimlerinin tespit edilmesini güçlendirmek amacıyla güvenlik sınıflandırıcılarını geliştirmiştir. 

Sonuç: Savaşın yeni silahı algoritma olabilir 

Yapay zekânın savaş alanındaki dönüşümü artık uzak bir gelecek senaryosu değil. Yemen'deki vaka, bu dönüşümün çok daha farklı bir boyutunu gösterdi: Yapay zekâ yalnızca devletlerin gelişmiş silah sistemlerine entegre edilmiyor; devlet dışı aktörlerin teknik kapasitesini artırmak için de kullanılabiliyor. Üstelik burada mesele yapay zekânın bir füzeyi kendi başına ateşlemesi değil. Daha temel bir şey yaşandığı açık: Yapay zekâ, silah geliştirme sürecindeki uzmanlık bariyerlerini aşağıya çekiyor. Bu nedenle geleceğin savaşlarında teknolojik üstünlük yalnızca daha büyük mühimmatlara, daha uzun menzilli füzelere veya daha fazla drona sahip olmakla ölçülmeyecek. Üstünlük, aynı zamanda algoritmik kapasite ile belirlenecek. Bugün bir devlet dışı aktörün yapay zekâ aracılığıyla güdümlü silah geliştirmeye çalışması istisnai bir olay gibi görülebilir. Ancak teknoloji daha da geliştiğinde bu kapasitenin erişilebilirliği artarsa, istisna olmaktan çıkabileceğinin de altını çizmek gerekiyor. Bu noktada savaşın geleceğine ilişkin soru “Yapay zekâ silah kullanacak mı?” değil. Hâlihazırda bu süreç çoktan başladı zaten. Asıl soru: “Yapay zekâ savaşın hangi aşamasında karar vermeye başlayacak? Hedefi bulduğunda mı? Silahı tasarladığında mı? Kodu yazdığında mı? Hedefi seçtiğinde mi? Yoksa insanın artık yalnızca algoritmanın kararını onayladığı noktada mı?” 

Belki de geleceğin savaşlarının en önemli silahı füze, dron veya savaş uçağı olmayacak. O silahların ne yapacağını belirleyen kod olacak. Ve savaşın yeni cephesi, artık yalnızca cephede değil, kod satırlarının arasında açılacak.